30 KASIM 2013-MERSİN ÜNİVERSİTESİ ARKEOLOJİ TOPLULUĞU DIOCAESAREIA UZUNCABURÇ SİLİFKE GEZİSİ

Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

30 KASIM 2013-MERSİN ÜNİVERSİTESİ ARKEOLOJİ TOPLULUĞU DIOCAESAREIA UZUNCABURÇ SİLİFKE GEZİSİ

Mersin Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu'nun davetlisi olarak gittiğim arkeolojik gezide doya doya nefis bir tam gün boyunca bu bölgede yer alan antik şehir ve tapınakları gezme fırsatım oldu. Bu nazik davet için Mersin Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu akademisyenleri ve öğrencilerine çok teşekkür ederim. Bu gezimi ve buram buram tarih kokan bu günü sizlerle de paylaşmak istedim.
30 Kasım 2013 tarihinde sabah saat 08.00 gibi tüm arkeoloji grubu öğrencileri ile buluştuk ve yolculuğumuz keyifle başladı. Bu grup o kadar neşeli, kültürlü ve canlı ki Tüm gezi boyunca yeri geldiğinde alkışlar eşliğinde çalan müzikte eğlenildi, yeri geldiğinde yapılan ziyaret yerlerinde tam bir bilgi birikimi ile öğrenciler öğrendiklerini paylaştı. Mersin Üniversitesi Arkeoloji topluluğu'nun bu enerji ve bilgisi beni çok mutlu etti, imrendirdi





Seyahatimiz boyunca yol üstünde irili ufaklı bir çok antik yerleşim yerini gezme fırsatımız oldu. Fakat benim sizlere aktarmak istediğim esas ana yerleşim birimleri olacak. Bunlardan ilki Zeus Olbios Tapınağı…

ZEUS OLBIOS TAPINAĞI

11.yy'da Diokaisareia'ya gelen ilk Türk yerleşimciler burayı, Hellenistik kuleye göre Uzuncaburç olarak adlandırmış. Kent antik çağda Hellenistik ve Roma Dönemlerine rahip krallık olan Olba Hanedanlığının yerleşim yeri ve başkenti olmuş. Rahip hanedanlık sülalesi Teukridler yöreyi İ.Ö.3.ve 2.yy'da yönetmişler ve Elaiussa ve Korykos antik kentleri civarında da denizle bağlantı yapmışlar.
Tapınak yerleşim bölgesine gelip otobüsten indiğimizde çok şaşırdım, içimi bilinmez bir ferahlık ve özgürlük duygusu kapladı. Burası Uzuncaburç Köyü. Burada sanki zaman durmuş, ufacık bir köy burası. Ulaşımı zor, dağlık bir tepede, her taraf uçsuz bucaksız çam ağaçları ile dolu. Tam dağın aşağısında ise sınırsız Akdeniz uzanmakta. Köylüler ufacık kahvelerinde sıcacık çaylarını içmekte. Burası dedim, yaşlanmak istediğim yer burası.



Olba halkının kült merkezi Diokaesareia'daki Zeus Olbios Tapınağı Hellenistik dönemde yaklaşık İ.Ö.295 yıllarında Suriye Kralı Seleukos 1.Nikator zamanında yapılmış. Önemi ise ilk defa bu tapınakta Korinth başlıklı sütunların tapınak dışında kullanılmış olması. Tapınakta günümüzde 30 tanesi ayakta duran sütunlardan 4'ü Korinth başlıkları ile süslü. Sütunlar 9.80 mt yüksekliğinde, 1.55 mt çapında. Tapınak Hristiyanlık döneminde bazilikaya dönüştürülmüş. Burada ilgimi çeken şey ise bu bilgileri arkeoloji topluluğu öğrencilerinin sunum şeklinde anlatması oldu. Akademisyenlerin gözetiminde öğrendiklerini pratikte o kadar güzel anlatıyorlar ki…Bayıldım, zevkle dinledim. Ve kullanmış oldukları antik terimler, bilgi birikimi, gerçekten almış oldukları kaliteli eğitimin göstergesi







Havanın çok güzel ve sıcak olması ki 30 Kasım olmasına rağmen yine de kısa kollu tişörtler ile dolaşılmaktaydı, Mersin'i bu yüzden çok seviyorum gezimizi kat be kat güzel kılmaktaydı. Burada nefis sunum ve anlatımlardan sonra diğer eserimiz olan Nymphaeum Anıtsal Çeşme Binası'na geçtik.

NYMPHAEUM ANITSAL ÇEŞME BİNASI

İ.S.2.yy yapımı anıtsal kapının batısında ve ana caddenin sağında bulunan bu çeşme 17 mt uzunluğunda ve 11 mt genişliğinde. Önünde durulduğunda temelin üzerinde sağda ve solda dörtgen kireçtaşı blokları görülmekte. Kaynağını Lamos Nehrin'den alan çeşmeye su, 36 km uzunluğundaki tünelle gelmekte. Bu eserden sonra ise yine muhteşem bir antik yapı olan Tyche Tapınağı'na adımladık.

TYCHE TAPINAĞI

Sütunlu yolun sonunda yer alan şans tanrıçasına adanmış olan bu tapınak alışageldik klasik tapınaklardan farklıymış. İ.S. 1.yy tarihli bu tapınağın çatısı yok ve ön yüz 6 sütunlu. Her bir sütun 0.85 cm yüksekliğindeki pedestaller üzerine oturmuş. Tek parça granitten oluşmuş bu sütunların yüksekliği 5.50 mt. Sütunların üzerinde ise bir yazıt var ve bu yazıtta ''Obrimus oğlu Oppius ve Oppius'un karısı ve Leonidus'un kızı Kyria Tychaeum'u kente adadılar'' yazıyor.





Yine burada dikkatimi çeken şey ise Mersin Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu öğrencilerinin geniş bilgileriyle takılmadan tüm bu eserleri akademisyenlerinin gözetiminde anlatmaları oldu. Soru cevap şeklinde yapılan bu anlatımlarda herkes fikrini soruyor, tambir beyin fırtınası esiyor grupta. Gerçekten nefis bir ortam, kültür…
Havanın güzel olması, yapılan kahkaha dolu sohbetler eşliğinde bu buram buram tarih koridorlarının tam ortasında, zamanın durduğu bu köyde adımlamaya devam ettik. Her yer asma bahçeleri, ufacık bir köy okulu, kafasında kasketi, altında şalvarı ile köylüler, yöresel kıyafetleri ile kadınlar..Ortalarda yalınayak, özgürce oynayan, gülen, koşturan çocuklar…Düşündüm, kim şanslı…Medeniyetin göbeğinde İstanbul denilen bu kara delikte olan bizler mi, yoksa bakir doğanın kucağında, evinin önünde binlerce yıllık duran bu antik eserler kucağında yaşayan bu köy insanları mı… Bende çocukluğumda köyde büyümüştüm, çamurlar içinde oynardık, karnımız acıktığında hangi ev olursa olsun girer, yemek yerdik. Tüm evler bizimdi köyde, tüm bahçeler, tüm tarlalar… Kimse kimseyi ayırt etmezdi kendi evladından. Çoçukluğum geldi işte aklıma bu köyde, nasıl içim yandı…
Yavaş yavaş adımlarımızı hızlandırdık, ve köyün içlerinde karşımıza bu sefer Hellenistik Kule çıktı.

HELLENISTIK KULE

22 mt yüksekliğinde ve kare planda inşa edilmiş bu kule. Tam 5 kattan oluşmakta. İ.Ö 2.yy başlarında yapılmış. Kule tamamen kaderine terk edilmiş. Yıkılmış, ayakta zor duruyor. Belki 5 yıl sonra tamamen yıkılacak, yok olacak.



Bu bölgede yer alan bu muhteşem eserler için en ufak bir koruma bile yok. Yani burada isteyen bir köylü bu eserleri yıkar, taşlarını alır, ev yapar, duvar yapar. Ki yapmışlarda zaten. Çit duvarları, bahçeler..Çok kötü çok…Bizim ülkemizden her yerden tarih fışkırıyor derim, işte ispatı. Buraya sırtçantalı gezginlerden kim gelir ki..Yeri bile bilinmiyor yöre insanı dışında. Ben ağzım kulaklarımda dolaşırken ve fotoğraf çekerken hep bunu düşündüm. Bu kadar çaba gösteren, bu antik yapıların korunması için canla başla çalışan, herkes hafta sonu bir cafede yada evinde dinlence yaparken otobüse atlayıp buraları bir kez daha gezip, bilgisini tazeleyen Mersin Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu'nun bu çabasını ayakta alkışladım, gurur duydum

KENT KAPISI

Bir sonraki durağımız ise Kent Kapısı oldu. Zeus Tapınağı'nın kuzeyinde kente doğru gelen ve 112 mt genişliğinde ikinci bir sütunlu yolun bağlı olduğu bir giriş kapısı burası. 3 kemerli görkemli bir girişi olan bu kapı 31 mt uzunluğunda ve 12 mt yüksekliğinde. Üzerinde heykellerin durduğu konsollere sahip olan bu kapı İ.S.2.yy tarihli. Bu kapı antik kentin en önemli yapıtlarından biriymiş çünkü üzerinde bulunan yazıtta kentin ismi olan Diokaesareia yazılı.





Burada yine öğrenci arkadaşlarımın nefis anlatımı ile notlarımı aldım ve bir sonraki durağımız olan Tiyatro'ya doğru adımladık.

TİYATRO

Tören yolunun başlangıcında yer alan tiyatronun alt tarafı yamaç üzerine kurulmuş, üst bölümü ise büyük taşlı duvarlarla çevrilmiş. Sahne binası tamamen yıkık olmasına rağmen yapı parçalarının elemanları halen durmakta. Bu parçalar arasında yer alan bir fragmentteki yazıttan öğrendiğimize göre tiyatro, Roma İmparatorları Marcus Aurelius-İ.S.161-180 ve Lucius Verus-İ.S.161-169 zamanında inşa edilmiş.







Bu köyde adım başı bir tarihi eser, antik yapı bulunmakta. Zevkle gezimize devam ettik. Sonrasında otobüse atladık ve Piramidal Mezar denilen antik yapıya geçtik.



Bu köyde adım başı bir tarihi eser, antik yapı bulunmakta. Zevkle gezimize devam ettik. Sonrasında otobüse atladık ve Piramidal Mezar denilen antik yapıya geçtik.


PİRAMİDAL MEZAR

Zeus Tapınağının karşısındaki tepede bulunan bu mezar yapısı 15 mt yüksekliğinde 2 bölümlü bir antik yapı. Tartışılan tarihi ise İ.Ö.2.yy başı ve 1.yy ortası. Burada da akademisyenlerin ve öğrencilerin anlatımı muhteşemdi.





Gezimiz boyunca yolumuzun üstünde yer alan sayısız irili ufaklı antik yerleşim kalıntılarını ziyaret ettik. Burası öyle bir yerleşim alanı ki adım attığınız her yerde tarih fışkırmakta. Eğlenceli, nefis sunumlu bir toplulukla bu geziyi yapınca keyfiniz katlanarak çoğalmakta tabi. Gezimizin sonunda ise Imbriogon Kome Kilisesine gittik.

IMBRIOGON KOME

Burası Göksu vadisine bağlanan vadilerden biri olan Bebek Deresi vadisinin doğu kenarında, Silifke'nin 8 km kuzeyinde bir yerleşim yeri. Bugün burada Demircili Köyü yer almakta. Yerleşimin antik ismi, burada bulunan İ.S 2.yy tarihli bir heroon onur yazıtında geçmekte.





Artık gezimizin sonuna gelmiştik ve herkes yorulmuştu. Muhteşem bir misafirperverlik, tarih gezisi, yepyeni bilgiler ve arkeoloji grubunun sıcacık ortamı mutluluktan mest etmişti beni. Otobüse bindiğimizde termostan sıcacık kahvelerimizi doldurduk, teybi açtık, neşeli müzik eşliğinde kahvelerimizi yudumladık. Yolda giderken düşündüm; bu kadar bilgili, aldıkları bu nefis eğitimle tarihimize sahip çıkan, aynı zamanda yüklendikleri misyon ve vizyon ile belki de ülkemizin en büyük sorunu olan tarih kültürü yetersizliğini halkı bilinçlendirerek sağlamaya çalışan bu pırıl pırıl öğrenci arkadaşlarım acaba Kültür ve Turizm Bakanlığından yeterli destek alıyor mu? Bunun cevabı tabi ki hayır Oysa bu adım attığımız her yerde tarih fışkıran canım ülkemin globalleşen dünyada, turizm konusunda dünyanın en şanslı coğrafyasına sahip ülkemin her kademesinde bu arkadaşlara ihtiyacı var…Ve Mersin'e ulaşıp yavaş yavaş herkes evine dağılırken ağzımdan şu cümleler döküldü, mutluluk içinde; İyiki varsınız, sağolun, varolun Mersin Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu



Mersin'de kaldığım 3 gün boyunca göstermiş oldukları muhteşem konukseverlik, bana öğretmiş oldukları yepyeni arkeolojik bilgiler ve sıcacık ortamları için tüm Mersin Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu'na kocaman teşekkür ediyorum. Fakat özel bir teşekkür borçlu olduğum ve kalbimin en güzel yerinde isimlerini kazıdığım Eylül, Damla, Özkan, Okan, Seda ve bu fotoğrafı çeken Gizem Sizleri tanımak bana onur verdi, yüreğim hep sizinle…