38 YAŞIMIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ VE KAZANIMLARIM

Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

38 YAŞIMIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ VE KAZANIMLARIM

Büyükler hep derler, hayat çok hızlı geçer. Küçükler bunu anlamaz. İnsan gençken, hele hele çocukken çok sıkıldığından, zaman yavaş geçer. Zamanı anlamak öyle saate bakarak, güneşe bakarak olmaz. Zaman ancak aynalarda ve bir çocuğun büyüyüşünde görülür. Hızlıymış denir. Bir de aşkta. Aşıkken dururmuş denir. Bir de üzüntüde, yavaşmış denir. Değişir durur, kum saatindeki kumun akışı. Kimine yavaş, kimine hızlı, kimine durgun. Zamanı nereden anlarız bilmiyorum ama onu nasıl harcadığımızı iyi anlamamız ve düşünmemiz gerek. İnsan, ömrünün ilk 25 yılını öğrenerek, sonraki 40 yılını çalışarak, sonraki 20 yılını da emeklilikle geçiriyormuş. 40 yıl! Kırk. Bunu okuyunca durup şükrettim. Çok sevdiğim, hep hayalini kurduğum yolları adımlayarak, kazandığım tecrübe, arkadaşlıklar, bilgi ve bu sayede hayatımı sürdürmeme… Kendimi çok şanslı hissettim. Ben hiçbir zaman emekliliğe inanmadım ki hala inanmam. Ben gezmenin, yollarda olmanın, değişik coğrafyalarda içilen çayın verdiği mutluluğun, hoşsohbetlerin emeklisi olmak istemem.



Emma Rowena Gatewood gibi 60 yaşında olsam bile hiç gidilmeyen yollarda sırtımda bir heybe ile yol almak isterim, ıslak toprağın kokusu, çimlerin huzuru, kuş sesleri… Heybemde bir paket sigara, dilimde bir ıslık… İnsan büyüdükçe, yaş aldıkça, daha yolun başındakilere ne diyeceğini düşünüyor. Bunlardan en önemlisi, kendini ne yaparken mutlu hissettiğini bulmak. Bu yetmiyor aslında, bir de, kendini mutlu hissettiğin şeyi yapabiliyor olman lazım. Bak bu çok önemli, yoksa sevdiğin şey ellerine batar. Yapabiliyorsan kanatlandırır. Hiç ummadığın yerlere götürür. Herkesin parmak izi kadar, meziyetleri de farklı. Kendine küçük yaşta merceklerle büyüteçlerle bakmalı insan. Acımasız olmalı. Kendine, kimseler yokken sansürsüz cümleler kurmalı. Kendini hep sevenlerden de, hep dövenlerden de pek bir halt olmuyor aslında. Kendini hem sevecek, hem döveceksin. Bunların hepsi aslında kendini tanımakla başlıyor. Bu da haliyle zaman alıyor. İnsan doğar doğmaz kendini tanımıyor. Yani içinde kendini kullanma klavuzuyla gelmiyorsun hayata. Sana başkaları öğretiyor. Hayat öğretiyor. Dostların ve düşmanların. Sevdiklerin ve karşı oldukların. Sana kendilerini çarpıtarak, sesini duymanı sağlıyorlar. Bir heykel gibi, şeklini, rüzgarlarla başka ellerle öğreniyorsun. '' Hmm, buram yuvarlak, buram köşeli, burada kocaman bir dişim var '' diyorsun. Aslında güzel bir şey bu, tabi merakla bakarsan hayata. Kimse kendini ve ihtimallerini duru bir netlikle bilemiyor.



Bilemiyor, çünkü insan katı değil, değişken. Değişimin mümkün olduğu bir heykel diyelim. Öyle bir madde. Yeri geldiğinde köşeni eritir, yuvarlarsın. Düz yerlerini bir yere oturtmak için girintili çıkıntılı yaparsın. Her şey olur. Her şey olur da, her şeyi yapamazsın. İyi yapamazsın. Her şeyi yaparak mutlu olamazsın. 38 yıl geçmiş ilk ağlamamdan bu yana ve hep bu yaşıma kadar yapabileceklerimin yol haritasını çizdim, bu haritayı iyice şekillendirdim, okudum. Sevdiğim şeyi buldum, seyahat ve seyyahlık. Kazanımlarımı paylaştım, bu eşsiz iksiri kana kana içtim. Ve içmeye devam ediyorum, kim bilir yarın bir gün 50 yaş deneyimlerimi yazacağım belki… ama içtiğim iksir hep aynı formül olacak, kendimi ne yaparken mutlu hissettiğimi bilmek…