Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

ADANA GEZİ NOTLARI

Adana'ya o kadar çok gidip gelmişimdir ki en sevdiğim kendine özgü şehirlerden birisidir. Baba tarafım Mersin'li olduğundan çocukluğumdan beri birçok defa yolum Adana'ya düşmüştür. Benim gezi notlarımı okuyanlar bilirler. Ben genelde bir şehri ziyaret ettiğimde o şehrin tarihi dokusuna inerim, benim gezi notlarımda tarih adımlamaları daha ön plandadır. İşte Adana ziyaretimde yine bu dokuyla beraber adımladım sokakları… Burada Çukurova Üniversitesi'nde okuyan yakın arkadaşım Hakan eşlik etti bana, beni misafir etti, likya yollarına düşmeden önce güzel bir kent gezisi yaptık, güç topladım.

Adana antik dönemde Kilikya bölgesinin önemli şehirlerinden biri. İsmi hala değişmeden kullanılmakta olan en eski kent ismi Adana'dır. Boğazköy Metinleri olarak bilinen ve M.Ö 1650 yıllarına tarihlenen bir Hitit tabletinde, Adana civarından Uru Adania olarak bahsedilir. Yani kent ismi 3660 yaşında ve halen bu tablette yazıldığı biçimde kullanılıyor.

Adana gezi günlerimize Hakan ile sabahın erken saatlerinde başladık. Hakan'ın çok yakın arkadaşı olan ve Kozan'da İngilizce öğretmenliği yapan, doğma büyüme Kozan'lı Ümit arabasıyla gelip bizi aldı, ki gerçekten Ümit olmasaydı bu noktalara nasıl giderdik bilmiyordum Kendisi nefis bir evsahipliği yaptı ve adım adım istediğim yerleri gezdik beraber. Arabaya atladık ve ilk durağımız Ceyhan karayolunun 26.km.sinden ayrılan 3 km.lik yolla ulaşılan Misis oldu. Nisan 2014 tarihi ve sıcaklar bastırmaya başlamış Adana'ya… Misis tarihi öneme sahip eski bir kent. Bulunan kalıntılardan, Misis'in Hitit döneminden beri yerleşim alanı olduğu ortaya çıkmış. Burada ilk durağımız büyük bir üne sahip olan Misis Mozaik Müzesi oldu.

MİSİS MOZAİK MÜZESİ



Burada sergilenen eserler arasında Misis antik kenti sınırları içerisinde yer alan bir bazilikaya ait zemin mozaikleri bulunmakta ve bu mozaikler 1956 yılında Misis Höyüğü'nde kazı yapan Alman arkeoloji heyetinden Prof. Dr. H. Theodor Bossert ile Dr. Ludwig Budde tarafından ortaya çıkarılmış.

Mozaiğin tam ortasında bir masa veya sehpa şeklinde yapılmış bir kümes ve etrafında Nuh Peygamber'in tufanda gemisine aldığı 23 adet kuş ve kümes hayvanları, bu grubun etrafında ise vahşi ve evcil hayvanlar yer almakta. Ve bu anlamda dünyada eşi bulunmamakta…




Eser M.S. 4. yy.a ait. Müzede; Misis Höyüğü'nde yapılan kazılar sonucu elde edilen kimi eserler de sergilenmekte.





Ben zevkten dört köşe olmuş vaziyette müzeyi adımlıyorum, bir yandan da bizimkilerle hararetli bir tarih sohbeti yapıyoruz. Müze gezmemiz bitince ikinci durağımız olan, mozaik müzesinden çıkınca yol üzerinde bulunan Misis Köprüsü oldu.

MİSİS KÖPRÜSÜ

Bölgedeki günümüze kadar en az tahrip olmuş yapı. 9 gözlü köprü 4.yy'da Constantinus tarafından yaptırılmış. Anadolu'nun ilk Roma Köprüsü olarak bilinen Misis Köprüsü, Ceyhan Nehri üzerinde yer alıyor. Selçuklular, Bizanslılar ve Haçlılar arasındaki savaşlara sahne olan efsanevi kent Misis'in adını taşıyan köprü, Ramazanoğlu Beyliği ve Osmanlı dönemlerinde şiddetli depremlerle tahrip olmuş ama buna rağmen ayakta kalabilmiş eserlerden birisi. Günümüzde insanları üzerinde taşımaya devam eden köprü, 1998 yılında yeniden restore edilmiş.



Burada bir çay molası verdik. Burada bulunan ufak lokantalar, kahveler, oturup sohbet eden insanlar, ocakbaşı muhabbetleri çok güzel, bölge insanının sıcakkanlılığı, meraklı bakışları, Adana havasını hissettiriyor hemen. Köprünün çıkışında ise hemen bizi Misis Kervansarayı karşılıyor.

MİSİS KERVANSARAYI

İki kısımdan oluşan Misis kervansarayının birkaç duvarından başka hemen tüm bölümleri yıkılmış durumda. Tek kubbeli bir mescitten ibaret olan yapı gurubu bugün tamamen harabe haline gelmiştir.



İki kısımdan ibaret olan kervansarayın birkaç duvarından başka hemen her tarafı yıkılmış durumda. İlk defa tarihi Misis Köprüsü başına, köprüden geçen kervanların barınağı olarak Selçuklular zamanında bir kervansaray yapılmış, fakat bu kervansaray zamanla yıkılınca 1070 H. tarihinde Padişah IV. Mehmed'in emri ile eski kervansarayın yerine bir han ve bir de mescit yaptırılmış. Bu inşaat sırasında ayrıca köprü de onarılmış. Kervansarayın, bu yapım sırasında ne durumda olduğu bilinmemekle beraber, Evliya Çelebi, seyahatnamesinde köprünün onarımından bahsetmekte. Bugün kitabeleri Adana Müzesinde bulunan kervansarayın sadece Kuzeydeki duvarı ile giriş kapısı ayakta kalabilmiş. Mevcut kısımlardaki duvarlardan anlaşıldığına göre Selçuklu kervansarayı blok kesme taşlardan yapılmış idi. Ortasında bir avlusu bulunan kervansarayın mekânları avlu etrafında sıralandığı anlaşılır. Kervansarayın yegâne sağlam kalmış kısmını teşkil eden avlu kapısı sivri kemerli büyük bir niş içinde bulunmakta. Esas kapı duvarlardan çıkan konsol taşları ile kenetlenmiş düz silme halinde olup, niş kemerinin dış könturu, bütün kemer boyunca stilize bitki motiflerinden taş bezemelidir. Kemerin her iki yanında rumi ve palmet motifleri ile süslü iki rozet bulunmakta. Selçuklu kervansarayından avlu kapısının bulunduğu duvar kalmış olmasına mukabil, Osmanlılar zamanında yapılmış olan handan yalnızca üst örtüyü taşıyan payeler ve kemer kalıntılarından başka bütün kısımları yıkılarak yerine petrol istasyonu yapılmış şimdilerde.

Yavaştan hareketlendik ve benim için en önemli ziyaret noktalarından birisine hareket ettik. Evet, gideceğimiz yer Muvattali Kabartması…

MUVATTALİ KABARTMASI

Diğer bir ismi Sirkeli Höyük olan bu kabartma çok büyük bir öneme sahip tarih sahnesinde. Sirkeli köyünde Ceyhan Nehri kenarında bir kaya kütlesinin üzerinde bulunmakta. Ama buraya ulaşım gerçekten zor. Arabanız yoksa yürüyerek ulaşmak zorundasınız ki bu da yaklaşık 3 saate yakın bir zaman almakta. Köy yolundan ise neredeyse hiç araba geçmiyor. Zaman durmuş gibi her iki tarafımızda yer alan geniş Çukurova düzlüklerinde. Peki neden önemli burası tarih sahnesinde; çünkü Hitit İmparatoru Muvattali, Mısır Firavunu Ramses ile yaptığı ünlü Kadeş Savaşı na giderken buraya uğramış ve bu olaydan sonra Hititler tarafından bu yerin kutsallığına inanılmış.





Muvattali kabartması Anadolu daki en eski Hitit kabartması olması ile de ayrı bir öneme sahiptir. Ve hemen buna bağlı olarak tarihin ilk yazılı antlaşması olan Kadeş Barış Antlaşması Adana'da bulunan Şar-Komana'da yapılmıştır.

İşte bundan dolayı bu kadar büyük bir öneme sahip olan bu kabartma maalesef çok yıpranmış, tahrip olmuş. Ne zaman tarih bilincine sahip olacağız, ne zaman korumasını öğreneceğiz bilmiyorum ki…

Buradan çıktıktan sonra havanın sıcaklığı, koşturmaktan şişen ayaklarımız bir mola vermemizi hatırlattı. Dönüş yolunda arabaya doğru adımlarken uzaklarda dağın tepesinde yine ayrı bir üne sahip olan Yılan Kalesi olanca heybetiyle selamlıyor bizi.



Yılan Kalesi

Çıkalım mı, çıkmayalım mı tartışması yaparken birazda havanın sıcaklığı ve esas gideceğimiz yer olan ANAVARZA antik kentine geç kalmayalım diye bu seferlik atlıyoruz Yılan Kalesini…

Tarihte ilk tıp eğitiminin verildiği Asklepion isimli tapınak hastanelerinden birisi Adana'nın Yumurtalık ilçesinde yer almaktaydı.



Seyhan nehri üzerinde kısa bir soluklanma

ANAVARZA ANTİK KENTİ

15 Nisan 2014 tarihinde UNESCO Geçici Dünya Mirası Listesi'ne alınan Anavarza antik kenti Adana'ya 70 km uzaklıkta bir açık hava müzesi konumunda. Ayşe Hoca Köyü içinden 4 km doğuya gidilerek geçmiş yıllarda adı Anavarza köyü olan şimdiki adı ile Dilekkaya Köyüne varılarak ulaşılmakta. Anavarza Kalesi ve üzerinde yer aldığı kaya kütlesi Ceyhan-Kozan yolundan da gözükmekte.



Günümüzde Anavarza olarak bilinen ve söylenen Adana'nın ve tarihi Kilikya'nın bu önemli şehri ve kalesi kayıtlarda ANAZARBA, AYN-ZARBA ve ANAZARBUS gibi isimlerle anılmış. 1830-1840'lı yıllarda Anadolu'yu gezen Fransız Seyyah Charles Texier "Küçük Asya" adlı kitabında Anavarza Kalesi'nden şu sözlerle bahsetmekte: "Mermer cinsinden büyük bir dağın eteğinde bulunan Anavarza şehri Ceyhan ovasının ortasına çekilmiş bir yerdir. Bu şehrin konumu, tamamen Van Şehrine benzer. Anavarza'nın büyük ayasının içinde, hisar duvarlarını tutturmak için taşçı kalemiyle açılmış ve delinmiş oyukların aynını gördük. Bu eserlerin her ikisi de Asurlu eseri özelliğini gösterirler"



Anavarza'nın belgelere dayalı bilinen tarihi, M.Ö. I. yüzyılda başlar. O tarihlerde Kilikya Romalıların egemenliği altına girmiş ve önem kazanmıştır. M.S. 17 yılında Romalılar tarafından ele geçirilen kent, M.S. 19 yılında İmparator Augustus tarafından ziyaret edilmiş ve bundan sonra "Anazarbus yanındaki Caesarea" diye anılmaya başlamıştır. Anavarza Roma İmparatorluk Devrinin ilk iki yüzyılı boyunca büyük bir varlık göstermemiş, Kilikya başkenti Tarsus'un gölgesinde kalmıştır.



Roma imparatorlarından Septimius Severus'un, Pescennius Niger ile yaptığı iktidar savaşı sırasında, Severus'un tarafını tutan kent, onun Niger'i 194 yılında İsos'ta yenerek imparatorluğun tek hakimi olmasından sonra ödüllendirilmiş, tarihinin en parlak dönemini yaşamaya başlamıştır.

Dünyanın en eski ki günümüze kadar gelebilmiş olan eczacılık kitabının yazarı olan hekim Dioscurides Adana'da yer alan antik kent Anavarza'dandır. Bu hekim o kadar ünlüdür ki günümüze Çukurova folklorunda Lokman Hekim olarak ulaşmıştır. Bugün Topkapı Sarayı'nda bir kopyası sergilenen Matema Medica isimli tıbbi ilaçlar kitabı, dünyanın günümüze kadar gelebilmiş en eski tıp kitabı olarak kabul edilir.



M.S. 204-205 yıllarında Kilikya, İsauria ve Likaonia eyaletlerinin metropolisi (başkenti) olmuştur. M.S. 260 yılında diğer Kilikya kentleri gibi Anavarza da Sasani Kralı Şapur tarafından fethedilmiştir. M.S. 4. yüzyılda İsauria'lı Balbinos tarafından tahrip edilmiş olan Anavarza, İmparator II. Theodosius zamanında M.S. 408 yılında kurulan Cilicia secunda'nın (Bitek Kilikya) ve eyaletin başkenti olmuştur. 525 yılındaki büyük depremden zarar gören kent İmparator İustinianus tarafından onartılarak İustiniopolis adını almıştır. Ancak 561 yılında ikinci kez deprem felaketine uğramıştır. 6. yüzyılda ise kent büyük bir veba salgınına uğramıştır.



Araplar tarafından alınınca "Ayn-Zarba" adını almış ve 796'da Harun Reşid tarafından kale surları tahkim edilmiştir. Halife Mutasım tarafından buraya Hindistan'da gelen Müslümanlar yerleştirilmişlerdir. 804, 806, 835 ve 855'te Bizans saldırılarına sahne olmuşsa da, 10.yüzyılda bile Araplar'ın önemli bir ticaret merkezi olmayı sürdürmüştür o zamanlar Kilikya, Suriye ve Fenike'nin en büyük kentlerinden biri olarak geçmektedir. 962'de Nikephoros tarafından yeniden Bizans'a kazandırılmış, ama Bizanslılar kent sakinlerini katletmiş ve çevredeki hurmaları devirmişlerdir. Bundan sonra kent uzun süre harabe halinde kalmıştır. Bir ara haçlıların hücumları ile karşı karşıya kalan şehir 11. yüzyılda Küçük Ermeni krallığına geçmiştir. Sonrasında tekrar Bizanslıların eline geçen şehir Bizans İmparatoru Johannes Comnenus'un ölümüyle önemini kaybetmiştir.



Birincisi asıl kale ve diğeri de şehri çevreleyen surlar olmak üzere kent merkezidir. Surlar kuzeye doğru uzanmaktadır. Şehrin surları doğu yönünde 1500 metreyi bulmaktadır. Yüksekliği 8-10 metre arasında değişen bu surlar her 70 metrede bir 20 burçla tahkim edilmiş olup günümüze sadece bir bölümü ulaşmıştır. 1500 metrelik hat boyunca bazı kapılar halen durmaktadır. Ancak bu kapılarda da çevre şartlarına bağlı olarak üst bölümlerinde erimeler gözlenmektedir. Bu surlar üzerinde şehrin 4 kapısı vardır. Dilekkaya köyünün içerisinde kalan ve kayalık alanın güneyine yakın bölümünde yer alan kapı abidevi bir biçimde durmaktadır. Üç Kapılı bir takı zafer olduğu bilinen bu abideden bugün orta ve yan kapılardan bir tanesi durmaktadır. Ortadaki bu kavsin genişliği 3,75 metre yandaki kavsin genişliği ise 3,40 metredir. Kuzey-güney sütunlu cadde bu takla başlar.



Anavarza'nın geçmişte karşılaştığı birçok deprem yüzünden, zafer takı ancak kısmen günümüze gelebilmiştir. Güney yüzünde siyah granitten altı adet Korinth stili sütun başı bulunan, üç kemerli bir geçittir. Kuzey yüzünde ana kemerin her iki tarafında birer heykel nişi vardır. Bu taç kapıdan içeri girildiğinde kayalık sırtlara doğru kentin amfi tiyatroya ulaşılabilir. Vahşi hayvanlı gösteriler için yapılmış olan amfi tiyatro tamamen taşlarla inşa edilmişti. Antik çağda (birçok binada olduğu gibi) diğer binalara malzeme sağlamak amacıyla sürekli olarak yağmalanmış olduğu anlaşılmaktadır. Kayalık kütle boyunca devam edildiğine şehir kalıntılarından bazıları tapınak ve hamam gibi kalıntılarla ve bir kilisenin absid bölümü ile karşılaşılır. Anavarza kalesine çıkış kayalıkların bir çok yerinin tamamıyla dik olmasından dolayı güney tarafından yapılır.





Bugünün Anavarza köyünde, müze olarak da kullanılan bekçi evinin içinde olağanüstü güzellikte mozaikler, bir Roma lahdi ve mezar stelleri bulunmakta. Koç kabartmalı lahitler hem mitolojide yeniden doğuşu simgeleyen bir nesnedir, hem de Mısır'daki Koç Amon kültürünün buralardaki kalıntısı.









Muhteşem güzellikte Anavarza Antik Kentinde güneşi batırdıktan sonra yollara düştük.



O kadar yorulmuştuk ki arabayla Kozan Kalesi'ne geldik ama sadece yorgunluk çayı içtik. Ben çıkmaya yeltenirken kalenin kapalı olduğunu, restore çalışmasında olduğunu söylediler. Bir dahaki sefere dedik. Hakan Kozan'lı ve ailesi burada oturuyor, biz bu yorgunlukla Adana'ya sabah dönelim dedik ve bize o gün arabası ile eşlik ederek gerçekten çok yardımcı olan Ümit ile vedalaştık, dinlenmek için eve geçtik.

Ertesi gün sabah erkenden kalkıp Adana yollarına düştük. Minibüs ile Adana'ya ulaştık ve koştura koştura Adana'da yaşayan ve yine seyahate, fotoğrafa, tarihe gönül vermiş ve bir grup kurarak bunu insanların paylaşımına açmış www.gezmelerde.com sitesinin kurucuları Emine Hanım, Murat Bey, Saba Hanım ile buluştuk. Sıcacık çaylar, nefis sohbetler eşliğinde geçen saatlerden sonra vedalaştık. Söz verdik birbirimize; bir dahaki Adana buluşmasını geciktirmeyelim diye



Tarihin ilk toplu sözleşmesi 19.yüzyılın ilk yarısında Mısırlı İbrahim Paşa tarafından Adana'da yapılmıştır.

Sıcacık sohbetten sonra Hakan beni Adana'da tarih öğretmenliği yapan arkadaşı Barış ile tanıştırdı. Ve bu üçlü yine hiç vakit kaybetmeden Adana tarih sahnesine daldı. Gerçekten Barış'ın muhteşem bilgisi, rehberliği ile çok keyifli ve koşturmalı bir Adana turu oldu. İlk durağımız tabi ki Sabancı Merkez Cami oldu.

SABANCI MERKEZ CAMİ

Türkiye'nin ve Ortadoğu'nun en büyük camisi Adana'da bulunan Sabancı Merkez Camisi'dir.



Adana'nın Reşatbey semtinde, Merkez Park'ın güneyinde ve Seyhan Nehri'nin batı kıyısında yer alan cami 1998 yılında hizmete açılmış. 32 metre çaplı ana kubbesi var. Caminin proje mimarı Necip Dinç'tir. 20.000 kişilik cami (açık alanın düzenlenmesiyle 28.000 kişi), son cemaat mahaliyle birlikte 6600 metrekareye yayılmıştır; 9 fil ayağı üzerine oturur. Klasik Osmanlı mimarisi tarzında yapılmıştır. Genel görünüm olarak Sultan Ahmet Camii'ne, plan ve iç mekân olarak Selimiye Camii'ne benzer. 4 yarım-kubbe, 5 kubbe, 6 minaresi vardır; bunlar 4 halife ve 4 mezhebe, İslam'ın 5 şartına, imanın 6 şartına karşılık gelmektedir. 32 metre çaplı ana kubbe 32 farza, avludaki 28 kubbe Kur'an'da adı geçen 28 peygambere, ana kubbedeki 40 pencere Muhammed'in peygamber olduğu yaşa ve 40 rekat namaza, 99 metrelik 6 minare Allah'ın 99 güzel ismine karşılık gelir. Caminin temeli 13 Aralık 1988'de atılmıştır. 65 bin metrekarelik arsası Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından Türkiye Diyanet Vakfı'na devredilmiş; halkın bağışları ile caminin %50'si tamamlanmıştır. Geri kalan %50, Hacı Sabancı ve onun ölümünden sonra Sabancı ailesi tarafından karşılanmış; bu nedenle başlangıçta Merkez Camii olması düşünülen adı Sabancı Merkez Camii halini almıştır.

Burayı gezdikten sonra, hangi şehre gidersem gideyim uğrayacağım ilk durak olan Arkeoloji Müzesi adımlaması yaptık. Hemen Cami'nin karşısında bulunan Arkeoloji Müzesi tadilatta olduğundan kapalıymış ama kısa bir ziyaret yapmak için izin verdiler.





Burada sergilenen lahitlerden biri olan AKHİLLEUS LAHDİ kesinlikle görülmesi gereken bir eser. Truva Savaşını konu alan kabartmaları ile İ.S.3.yy'a tarihlendiriliyor.





Müzeden çıkınca gezimize devam ederken Adana'da trafik lambalarında bir şeye dikkat ettim; bisiklet resmi var ki bunun aynısını Makedonya'da görmüştüm. Yine bu sitemde galeri bölümünde resmini görebilirsiniz. Adana Belediyesi'nin bisiklet kullanımını desteklemesi sevindirdi ve modern bir adım atıldığını görmek umut verici oldu şahsım adına.



Ve bir sonraki durağımız Taş Köprü oldu.

TAŞ KÖPRÜ

Seyhan nehri üzerinde IV. (385) yüzyılda Roma imparatoru Hadrianus tarafından yaptırılan ve yüzyıllarca Avrupa ile Asya arasında önemli bir köprü olan bu eser 319 metre uzunluğunda ve 13 metre yüksekliğinde. 21 kemerinden 14'ü ayakta. Ortadaki büyük kemerde iki aslan kabartması görülüyor. Dünya'nın halen kullanılan en eski köprüsü olarak biliniyor.



Köprüde güzel birkaç poz çektikten sonra yolumuza Barış rehberliğinde devam ettik. Ve karşımıza Ulu Cami çıktı.

ULU CAMİİ



Ramazanoğlu Beyliği döneminde Halil Bey tarafından 1507 yılında yaptırılmış. 1541 yılında genişletilmiş. Halil Bey'in türbesi de burada bulunuyor. Kesme taştan yapılan cami, sekiz köşeli minaresi ile dönemin ilginç bir mimari örneği. Özellikle duvarda bulunan işleme ve kabartmalar nefis.



Yine bu caminin sokağında bulunan RAMAZANOĞLU MEDRESESİ ise 1540 yılında yapılmış. Klasik Osmanlı medresesi planında. Eyvanlı bir giriş, ortada avlu ve diğer bölümler bulunmakta. İçerde çayını içenler, sohbet edenler, ders çalışan üniversite öğrencileri var. Çok dinlendirici ve kuş sesleriyle dolu huzur veren bir yer.



Yine medresenin karşısında ise meşhur şair ve Adana Valisi Ziya Paşa'nın mezarı yer almakta.





Burada çaylarımızı içip soluklandıktan sonra gezimize devam ettik. Barış bizi Adana'nın en eski yerleşim merkezi olan Tepebağ mahallesine götürdü, ve gerçekten nefis bir tarih gezisi yapmaya başladık.

BEBEKLİ KİLİSE

Tepebağ'da 1880'li yıllarda, St.Paul adına yapılmış bir İtalyan Katolik kilisesi burası. Kilisenin tepesinde, 2.5 metre boyunda tunçtan yapılmış bir Meryem Ana heykeli bulunmakta. Bu heykelin bebeğe benzemesinden dolayı halk bu kiliseye Bebekli Kilise adını vermiş.





Kiliseden çıkıp hemen yan tarafta bulunan tarihi çarşıyı adımlamaya başladık. Sonraki durağımız ATATÜRK BİLİM VE KÜLTÜR MÜZESİ oldu. Seyhan caddesi üzerinde 19.yy'da yapılmış geleneksel Adana evlerinden biri. Atatürk, 15 Mart 1923 yılında Adana ziyaretinde eşi Latife Hanım ile bu evde konaklamış. 1981 yılında müze haline getirilmiş.








Atatürk'ün Odası

Müzeden çıkıp yaklaşık 50 metre yürüdükten sonra bu seferde ADANA SİNEMA MÜZESİ karşıladı beni. 23 Eylül 2011 tarihinde, 18. Altın Koza Film Festivali etkinlikleri kapsamında açılışı yapılmış müzenin. Eski Adana evlerinden birinin Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek, Sinema Müzesi olarak ziyarete açılmasıyla ortaya çıkmış müze. Müzede beyazperdeye her şekilde gönül ve el vermiş Adanalı sanatçıların fotoğraflarına, eşyalarına, eserlerine ve maket heykellerine yer verilmiş. Daha müzeye girer girmez sizi onlarca afiş ve fotoğraf karşılıyor; afişlerin çoğu hiç birimize yabancı değil aslında. İşin ilginç yanı bu film afişlerinde yönetmen, oyuncu, senarist, yapımcı, görüntü yönetmeni veya kameraman, yazar vb. şeklinde gördüğümüz en az bir isim Adanalı. Dolayısıyla bu müzeyi görmeden Adana'nın Yeşilçam ve Türk Sineması'nda ne kadar büyük ve önemli bir yer tuttuğunu anlamamız imkansız. Peki kimler var bu Adanalı sanatçılar arasında; elbette, müzede de geniş bir yer tutan Yılmaz Güney başta olmak üzere, Abidin Dino, Şener Şen, Ali Şen, Orhan Kemal, Muzaffer İzgü, Ali Özgentürk, Orhan Duru, Aytaç Arman, Bilal İnci, Meral Zeren, Menderes Samancılar, Nurhan Tekerek, Mahmut Hekimoğlu ve daha nicesi fotoğrafları, isimleri ve eşyalarıyla bu müzede ziyaretçilerini beklemekte.







Müzeden çıkıp hemen arka sokağına daldığınızda karşınıza çıkan Yeşil Mescit görülmesi gereken bir eser.

YEŞİL MESCİT

Mescit, içini örten kubbenin üzerindeki kiremitlerin yeşil oluşundan dolayı Yeşil Mescit ismini almıştır. İçeriyi örten kubbenin üzerindeki kitabede 1165 H. tarihi ile mescidin banisi Hacı Mahmud'un ismi yer almakta.





Ana caddeye çıktıktan sonra Barış bizi cadde üstünde yer alan MİTHATBEY İŞHANI'na götürdü. Burası içinde değişik esnaf grupları bulunan bir han.Ya dedim, niye buradayız, gel Erdem dedi, tabelayı okuttu





İşte bu hanın tarihteki anlam ve önemi bu tabelada yazıyor zaten. Sonraki durağımız ise ADANA KÜLTÜR VE SANAT MERKEZİ oldu.



Bu bina Tarihi Kız Lisesi olarak 1881 yılında dönemin valisi Abidin Paşa zamanında yaptırılmış. Abidin Paşa; Dünya'nın en önemli ressamlarından Abidin Dino'nun dedesi. 2006 yılında binanın restorasyonuna başlanmış. 2007 yılından bu yana Kültür Sanat Merkezi olarak kullanılmakta. Bina içinde en eskisi 1927 yılına ait Yeni Adana Gazetesi'nin de bulunduğu Gazete Arşivi Odası ve Kız Lisesi Anı Müzesi bulunmakta.







Artık saat akşama doğru yaklaşmaktaydı, ve biz tam gün boyunca doya doya gezmenin verdiği tatlı yorgunluk ile Seyhan Nehri kıyısına oturup çaylarımızı yudumladık. Barış gezinin sonuna geldiğimizi söyledi ve izin istedi. Onun sayesinde nefis bir Adana kültür gezisi olmuştu benim adıma. İletişim adreslerimizi verdik birbirimize ve vedalaştık. Hakan ile ev yoluna doğru adımlarken Hakan beni Atatürk Parkı'na götürdü ve Abi, dedi. Bu parkında çok büyük önemi var Cumhuriyet Tarihinde, nedir diye sordum, meğer Atatürk'ün hayatı boyunca ilk ve son defa gelip kendi adına yapılan heykelini gördüğü tek yermiş. Adana… Her adımında gizli bir tarih saklı bu şehrin…







Ve son olarak; Adana'nın ünlü mutfağından; kebabı, bıcı bıcısı, karsambacı, sıkması, cezeryesi, şırdanı, metrelik kebabından bahsetmiyorum bile Adana size istediğiniz her türlü gezi destinasyonu için olağanüstü güzellikler sunan bir şehir, henüz gidip görmediyseniz bu şehri, en kısa sürede gezi planlarınız arasına almanızı tavsiye ederim.