BİR TATLI HUZUR ALMAYA GELDİM BOZCAADA'DAN…

Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

BİR TATLI HUZUR ALMAYA GELDİM BOZCAADA'DAN…

Bozcaada… Ne zaman İstanbul stresinden, koşuşturmasından bunalsam kendimi Bozcaada'ya atarım. Burası öyle bir huzur adası ki sokakları, insanları, yaşamı ve adımlamaları ile sanki zaman durmuş gibi burada, gerçi yaz sezonunda adım atacak yer bulamazsınız burada ama kış sezonunda tam adımlanacak, kafa dinlenecek, dolu dolu huzur bulunacak bir cennet köşesi Bozcaada… Geçen hafta yine sırtçantamı sırtlandım ve Bozcaada yollarına düştüm. Çok sevdiğim bir arkadaşım ile Çanakkale'de buluştum, ve atladık Bozcaada yollarına düştük. Aylardan Şubat, hava ise Mayıs rolüne bürünmüş resmen… Küresel ısınma dedikleri bu olsa gerek… Ben kış sezonunda bomboş olan Bozcaada sokaklarını yazmak, huzurun adımlamalarını yazmak istedim burada.

Çanakkale'den Bozcaada'ya kış sezonunda direkt ulaşım yok, Geyikli'den feribotla ulaşım var. Bizde motorsiklet'le püfür püfür nefis bir sürüşten sonra Geyikli kasabasına vardık. Çok şirin ve güzel bir kumsalı var buranın ve feribot buradan kalkmakta. Feribotun kalkmasına daha bir saat var ve bizde hemen bu bir saati sahile inip sıcacık sanki yazan kalmış güneşin altında bir yorgunluk sigarası içerek değerlendirdik. Gerçekten hava muhteşem…



Feribot hareket saati gelince bizde atladık feribota ve Bozcaada yollarına düştük. Feribotta pek kalabalık yok, kış sezonundan olsa gerek sadece ada sakinleri ve tek tük bizim gibi ziyaretçiler gidiyor adaya. Feribotun yanaştığı ilçe merkezi, adanın tek toplu yerleşim yeri. Ada merkezi, nostaljik sokakları ile şirin bir balıkçı kasabası havasında. Zamanında kasabanın ortasından geçen bir dere, Rum ve Türk Mahallesi diye ikiye ayrılmasında rol oynamış kasabanın. Artık böyle bir ayırım yok ama mimari farklarından hangi mahallede olduğunuzu anlamak mümkün.





Rum Mahallesi bakımlı evleri ve sokakları ile daha dikkat çekici duruyor. Sokakların birbirini dik kesmesi düzenli bir hava veriyor. Mahallenin tam ortasında bir kilise ve saat kulesi yer alıyor. Bir zamanların kahveleri, meyhane ve tavernaları şimdi turistik restoran, kafe ve dükkan olarak hizmet veriyor. Eski Rum evlerinin bir kısmı yazlık ev, bir kısmı da pansiyon ve otel olarak kullanılıyor.









Türk Mahallesi, kıvrımlı sokakları ve ahşap evleri ile belli ediyor kendini. Burada daha az turistik mekan bulunuyor. Son yıllarda yeni açılan pansiyon ve otellerin sayısında artış görülüyor. Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta şu; ada sakinleri evlerini pansiyon tarzı değerlendirdiği için fiyatlar çok çeşitlilik göstermekte. Yani booking.com sitesinden uygun bir rezervasyon yaptırıp ada yollarına düşmek en güzeli ve mantıklısı. Yoksa Bozcaada'da konaklama konusunda bayağı zorlanabilirsiniz.  





Ada sokaklarını bir saat içinde yürüyerek gezmeniz mümkün. Ama bir kere dolaşmak yetmiyor, her seferinde yeni bir ayrıntı yakalanıyor. Özellikle fotoğrafseverler için ara sokaklar, bol bol vakit geçirilmesi gereken yerler.



Adanın tam ortasında bulunan Çınaraltı Cafe günün her saatinde özellikle yaz dönemlerinde çok kalabalık olan bir buluşma noktası. Burada sıcacık çayınızı içip, kitabınızı okuyabilir, nefis fotoğraflar çekebilir ve soluklanabilirsiniz. Çınar ağacı tümheybeti ve tarihi ile sizi kucaklar…



Feribotla adaya yaklaşırken ilk dikkatinizi çekecek adanın heybetli kalesi olacak. Küçük bir kasaba havasındaki merkezin bu kadar büyük bir kalesinin olması sizi şaşırtmasın. Bozcaada Kalesi'nin ihtişamı adanın zengin geçmişini yansıtıyor aslında.

Boğazın hemen çıkışında olması ve anakaraya yakınlığı sebebiyle yüzyıllar boyunca istilaya açık bir yer olmuş ada. Üzerinde yaşayan medeniyetler ancak bu denli büyük bir kaleyle güvende hissetmişler kendilerini. Şimdi var olma amacını kendi bile unutmuş, meraklı ziyaretçilerini bekliyor kale. Surlarında korsan gemilerini gözetleyen nöbetçilerden beri çok şey değişmiş. Ama yüzyıllardır başında esen poyrazı, tepesinde dolaşan kargaları, dimdik gururlu duruşu değişmemiş...

Türkiye'nin en iyi korunmuş kalelerinden biri olan Bozcaada Kalesi'nin ilk olarak ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Fenikeliler, Cenevizler ve  Venedikliler tarafından kullanılan kale, bugünkü görünümünü Fatih Sultan Mehmet döneminde var olan kalıntılar üzerine tekrar inşa edilmesiyle almış(1455). 

Venedik- Osmanlı arasında süren mücadeleler sırasında uğradığı tahribatlar sonrası, Köprülü Mehmed Paşa döneminde büyük bir onarımdan geçmiş (1657). 2. Mahmut zamanında ise neredeyse yeniden inşa edilerek bugüne kadar bu görünümü korunmuş(1815).

Adanın kuzeydoğu ucuna, kayalıklar üzerine inşa edilmiş kalenin etrafı zamanında suyla dolu olan bir hendekle çevrili. Bir zamanlar asmalı bir kapıyla girilirken şimdi sabit bir köprü üzerinden giriliyor kaleye. Yine bir zamanlar içerisinde Türk ahalinin yaşadığı iki caminin olduğu kale içi, şimdi neredeyse bomboş. Sadece festival zamanlarında verilen konserlerle hareketleniyor.

İç kale bölümünde ada etrafından çıkarılan amforaların sergilendiği bir oda bulunuyor. Ayrıca kalenin bahçesinde adadan çıkarılan çok sayıda eski mezar taşı ve tarihi eser sergileniyor. Biz gittiğimizde kapalıydı kale, ne bir uyarı yazısı ne de bir tadilat yazısı vardı, yani kimsenin neden kapalı olduğuna dair bir fikri yoktu, bu ülkede anlayamadığım bir uygulama bu, habersiz bir şekilde, bir bilgi yazısı bile olmadan bir yerin kapatılması, keyfi uygulamalar…



Bozcaada adımlamanızda yorulduğunuzda ve gün de hafiften kararmaya başladığında hemen kalenin arka tarafında bulunan iskele tarafına geçebilir, hem nefis fotoğraf kareleri yakalar, hem de benim gibi tam huzurun içine dalabilirsiniz.





Bozcada'nın kargaları efsane… Tüm kargalar içinde en küçük ve en tiz sesli olan, beyaz gözleri ve gri ensesi ile dikkat çeken bir cins bu. Ada halkı bu zeki hayvanlarla içli dışlı yaşıyor. Çay bahçesinde otururken masanıza konacak kadar cesurlar ya da adalı bir şarap markasına ismini verecek kadar ilham verici…

Adaya arabasız geldiyseniz eğer her gün ada merkezinden 18.30'da kalkan minübüslerle adayı boydan boya dolaşma fırsatını yakalayabilirsiniz. Poyraz limanı istikametinde ilerleyen minübüs adanın tüm kıyılarını dolaşıyor. Fotoğraf çekilebilecek manzaralı yerlerde duruyor. Adalı şöförlerin rehberliği ve hoş sohbetleri ile geçtiğiniz yerlerle ve ada ile ilgili genel bilgiler de edinmiş olursunuz. Ama en güzeli çok uygun bir fiyatla kiralayabileceğiniz motorsiklet yada bisiklet ile adayı gezmeniz. Gerçekten çok keyifli ve adanın tadını tam olarak alabiliyorsunuz.

Bozcaada fazla engebeli olmayan yapısıyla yürüyüş yapmak ve bisiklet kullanmak için ideal bir yer. Anayollardan sapılan toprak yollar, sizi keşfe çıkaracak rotalar…

Hiç tereddüt etmeden girin toprak yollara. Bağlar arasından ilerleyin, eski damlarda mola verin, acıkınca üzüm ya da incir yiyin. Adada kaybolmak imkansız, batı ucundaki rüzgar güllerini ya da denizi görünce yönünüzü anlarsınız. Uzun yürüyüşler ve bisiklet sürmek için bahar ayları çok uygun. Yazın ise sıcaklıktan etkilenmemek için sabah çok erkenden ya da güneş batışına yakın yola çıkmak gerekiyor.

Ada merkezinde bisiklet kiralayabileceğiniz yerler bulunuyor. Son derece donanımlı ve bakımlı dağ bisikletleri bulmanız mümkün adada. Bunlardan biri günbatımında bisiklet turları da düzenleniyor. Adayı bilen profesyonel bir bisikletçi önderliğinde grup halinde ilerleyerek günbatımını seyretmek üzere Batı Burnu'na varılıyor. Kondisyonunuza göre daha zor parkurları kapsayan turları da seçebilirsiniz.

Bozcaada günlerini dolu dolu yaşamanız için yılın her mevsiminde buraya gelebilirsiniz. Ben kısa bir özet geçtim aşağıda; hangi mevsimde ne yapılır, ada atmosferi ne olur gibi kısa bilgilendirme notlarım aşağıda… Ben şubat ayında geldim bu sefer, 3 gün kaldım adada, sadece 2.gün çok şiddetli ama yaklaşık 1 saat süren bir yağmur yağdı, sonrası ise yine günlük güneşlikti.

YAZ : Adada Mayıs sonundan Ekim ortasına kadar rahatlıkla denize giriliyor. Ama deniz tatili yapmak isteyenler özellikle temmuz ve ağustos aylarını tercih ediyor. Yaz ayları adanın bol rüzgarlı ve nemsiz havası sayesinde bunaltıcı geçmiyor. Okulların kapanış-açılış tarihleri arası ve bayram tatilleri adanın en yoğun olduğu dolayısıyla konaklama fiyatlarının en yüksek olduğu dönemler. 

SONBAHAR : Adanın en huzurlu mevsimi sonbahar. Yazın bile soğuk olan deniz sonbaharda ısınmış oluyor. Koylar, oteller, restoranlar size kalıyor. Arka planda bağbozumu devam ediyor. Kasa kasa toplanan üzümler traktörlerle fabrikalara taşınıyor. Sonbahar uzun yürüyüşler, bisiklet gezileri, bağlarda kalan üzümleri, olgunlaşmış böğürtlen ve incirleri yemek için de ideal zaman.  

KIŞ :Adada kış genel olarak güneşli geçiyor. Yağmur yağsa bile bulutlar hemen dağılıyor ve ardından güneş açıyor. Dolayısıyla kışın bile kasvetli bir hava olmuyor. Kışın poyraz sebebiyle hava sıcaklığı daha soğuk hissediliyor. Kar ise nadir olarak yağıyor. Aralık-Mart arası ada'da sosyal hayatın en sönük olduğu dönem. Merkezde kaloriferli oteller, bazı restoran ve kafeler açık oluyor. Merkez dışındaki tesisler genelde kapalı oluyor.  

İLKBAHAR :Adanın doğal olarak en yeşil göründüğü mevsim ilkbahar. Çiçekler hem kırları hem de bağları renklendiriyor. Havaların ısınmasıyla birlikte ada halkının kendini dışarıya attığı, mangal ve piknik keyfine başladığı görülüyor. Otel ve restoranların çoğu 23 Nisan tatili için açılış hazırlıklarına başlıyor. Binalar, masa ve sandalyeler boyanıyor, bahçelere yeni çiçekler ekiliyor. Bu tarihe yetişemeyen işletmeler ise 19 Mayıs'ta mutlaka açılmış oluyorlar.





Ada sokaklarında özlediğim bu sokaklarda uzun uzun gezdik, dolaştık. Gün bitiminde ise iyice acıkmış vaziyette bir esnaf lokantasına oturduk. Burada ise bizi tatlı bir sürpriz bekliyordu; esnaf lokantasının tüm masaları Evliya Çelebi haritaları ile kaplanmış ve ekmeklikleri ise By Erdem markası… Bastık kahkahayı, masalar nefis, seyyah adımlamalarında bulduk yine üstad Evliya'yı…





Uzun lafın kısası, Bozcaada her daim gidilesi, kalınası ve huzurun dibine kadar vurulası bir cennet ada… Ben yaz sezonlarında pek gitmiyorum çünkü İstanbul'dan bir farkı yok, trafik, insanlar, karmaşa, sıkışıklık… En güzeli Ocak, Şubat, Mart ayları… Sokaklar bomboş, doya doya ada sakinleri ile sohbet etme imkanı var, adanın neredeyse tüm bar ve eğlence noktaları kapalı ama amaç zaten burada oturup bir bira içmek değil ki bana göre… Doya doya adayı sanki sizinmişçesine adımlamak, keşfetmek… Sizde Bozcaada planlarınızı yapın en kısa sürede, en azından henüz bozulmamış dokusu ve insaniyetiyle… Şarap içmeden de dönmeyin sakın