YEREBATAN SARNICINI GEZDİNİZ AMA BU SARNIÇ BAŞKA SARNIÇ…

Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

YEREBATAN SARNICINI GEZDİNİZ AMA BU SARNIÇ BAŞKA SARNIÇ…

İstanbul… 2000 yıl öncesinde dünyanın en büyük şehirlerinden biri olan bu şehir kültürü ve yaşantısıyla o devrin sayılı şehirlerinden biriydi. Yapılan her fetihte, savaşta, depremde, yangında yeniden kuruldu, yeniden inşa edildi. Ve 1500 yıl önce de tıpkı şimdiki gibi taşı toprağı altın diye en büyük göçü alıyordu bu şehir. Artan nüfus o zamanın büyük imparatoru Constantinus'u telaşlandırdı tabi… Çünkü yiyecek ihtiyacı, her şeyden önemlisi su ihtiyacı baş gösterdi şehirde. Topladı şehrin ileri gelenlerini, günlerce düşündüler durdular. Ve en sonunda sarnıçlar yapmaya karar verdiler. Büyük sarnıçlar… Biriken sular ile şehrin yaşayanlarına su ihtiyaçlarına cevap vermek için. Ve şehrin altını oydular, oydular, sayısız dehlizler, sarnıçlar yaptılar o zamanlarda… Ve efendim o zamanın İstanbul'u sarnıçlar kenti oldu zamanla.

Binlerce yıl boyunca bu sarnıçlar, dehlizler ile halk yaşadı, bir yerden bir yere geçişte bunlar kullanıldı. Bu sarnıçlar sayesinde şehir nice kuşatmalarda su ihtiyacını karşıladı. Bu sarnıçlar o kadar önemliydi ki Bizans için özel dehlizler ile bu sarnıçlara yollar yapmışlardı. Tarihi yarımada bölgesinde bir çok sarnıcın ana giriş merkezi vardı ve saray dahi bu sarnıçlardan su ihtiyacını karşılıyordu.

Ve binlerce yıl boyunca tarih sayfalarında nice savaşlar, depremler, istilalar gördü bu şehir… Ve tüm bunların sonucunda her sarnıç gizli tarih sayfalarına gömüldü, kimi toprak altında kaldı, kimi yıkıldı, kimi bir evin inşasında kullanıldı, ama hikayeleri hep var oldu.

Ve buyurunuz efendim, yine bir tarihi yarımada adımlamamda sizleri bilinen en eski sarnıçlardan birine götüreyim bu sefer, yine özel bir mülk içinde yer alan bu 1500 yıllık tarihi sarnıç şimdi özel izinle girilebilen bir sanat merkezi olarak kullanılmakta…

Sultanahmet Lisesinden aşağıya indiğinizde cankurtaran sahile inen sokakta, Hipodromun güneydoğusunda kalan kanat altında 1920 yıllarında bir kazı çalışması yapılır. Kazı çalışmasında tesadüf eseri bir sarnıç ayağına rastlanır. İnanamaz çalışanlar ve devlet büyüklerine haber verilir. Yapılan detaylı kazıda bir de bakarlar ki bu sarnıç ayağı aslında bir sarnıçlar topluluğunun sadece bir tek üyesi ve bu toplulukta taaaaa Hipodromun altına kadar olan sarnıçlar grubundan biri. Tabi burada bir nokta konulur kazı çalışmalarına çünkü ortaya çıkan bu kalıntı o zamanın en büyük buluşlarından biridir ama siyasi ortam, iktidar çekişmeleri daha önemlidir o zamanın Türkiye'sinde… Ve bu kazı alanı zamanla bakımsızlıktan, plansız şehirleşmeden dolayı toprak ve moloz altında kalır, bağırır, haykırır; Ulan madem bana bakmayacaktınız, neden güzelim yerimden ettiniz, rahatsız ettiniz beni diye…

Yıllar yılları kovalar, 1951 yılında o zamanın hükümeti eski kalıntılar ve tarihi keşifler dosyasında bu sarnıcın hikayesini okur, giderler, bakarlar ki durum kötü, zavallı sarnıç can çekişmekte… Acele bir kurul toplanır ve başlarlar sarnıcı temizlemeye… Zamanla onlarda bırakır çalışmayı, çünkü büyük yerden emir gelmiştir. Ve zavallı sarnıç yine kaderiyle baş başa, toprak ve moloz altında kalır.

Yıllar sonra bir işadamı elindeki bir miktar para ile burada bir arsa alır ve bir mağaza açmak ister, turistlik bir hediye mağazası… Mimarlar gelir, işçiler gelir ve mağaza inşaatına başlamak için arsayı kazarlar. Bir de bakarlar ki 1500 yıllık sarnıçlardan biri kafasını çıkarmış topraktan merhaba der yeni yüzyıla… Bir telaş, bir korku… Apar topar işadamına giderler, durumu anlatırlar. Neyse ki bu sefer durum farklıdır. Arsa sahibi aynı zamanda bir tarih seven ve okumuş, bilinçli bir işadamıdır. Duruma el koyar. Mağaza planları değişir, talimat verir, ve uzman bir kadro toplar, bunların parasını da kendi cebinden öder üstelik. Ve vurulan her kazmada, atılan her kürekte 1500 yıllık bir tarih gün ışığına çıkar, herkes sevinç içindedir.

Sarnıçlar grubu ortaya çıktığında arkeologlar çağırılır, eski notlar toplanır ve hikaye kağıtlara dökülür; MS 6.yy da yapıldığı ortaya çıkar. Korint başlıklı 18 sütundan oluşan bu muhteşem eserin tavanını Osmanlı kapatmıştır. 2 ana girişi bulunur sonraki kazılarda, ama yine Osmanlı bu girişleri duvarla örtmüş ve sarnıcı tarihin gizli koridorlarında hapsetmiştir. Sarnıç'ın şimdiki Büyük Saray Mozaikleri'nin bulunduğu Büyük Saray'ın su ihtiyacını karşılamak için yapıldığı ortaya çıkar. Yanı bu güzelim eserin biriktirdiği sudan o zamanın imparatoru doya doya suyunu içmiştir. Her gün daha heyecanlı kazılar yapılır, işadamı büyük bir heyecan ve mutlulukla izler yapılan çalışmaları…

Ve gel zaman git zaman kazı en güzel mutlu sonla bitirilir. Sarnıç zarar görmesin diye mağazanın ana inşa planı değiştirilir, çelik konstrüksiyonlar yapılır, oysa ilk zamanlar sarnıç bilinmeden yapılan inşa planında beton düşünülmüştür. Ve bu çelik planlaması ile masraf çok artmış ama mağaza sahibi seve seve cebinden ödemiştir tüm bu masrafları.

Ve efendim, hikayemizin sonu mutlu sonla bitiyor, en sonunda kazı biter, sarnıç 18 ana sütunu ile ortaya çıkar, üstüne de mağaza açılır. Tabi sarnıca en ufak zarar verilmeden… İşadamı sanatkar ruhlu ve tarih sever bir insan olduğu için pırıl pırıl yapar sarnıcın içini, ve onu mutlu, eski haline, ihtişamlı günlerine geri döndürür. 1500 yıl sonra 2.Justinianos tarafından yaptırılan bu sarnıç şimdi ancak özel izinle girilebilen bir sanat merkezi haline gelir.

Ve bende bir sabah erkenden mağaza sahibi Cengiz Bey'in yanına gittim, bu sarnıcın hikayesini dinledim, gezmek ve fotoğraflamak için izin aldım. O kadar samimi ve içten karşıladı ki beni.. Sıcacık ikram ettiği çay eşliğinde sohbetimizi yaptık, adım adım sarnıcı gezdik.

BURADA YER ALAN TÜM FOTOĞRAFLAR ÖZEL İZİN İLE ÇEKİLMİŞTİR.







Attığım Her adımda içimde duyduğum mutluluk… Yapılan temiz ve düzenli, tarihe saygı niteliğinde olan çalışma. Ve 1500 yıl sonra bu muhteşem eseri ortaya çıkaran saygı duyulan kişilik… İşte buralarda biriken su o zamanın imparatorunun ve saray mahiyetinin su ihtiyacını karşılamıştı.



Dikdörtgen olan bu sarnıcın korint başlıklı 18 sütunu var





1500 yıllık bu tarihi eser şimdilerde nefis bir sanat galerisi olarak işlevini sürdürmekte

Demem o ki sayın okuyucu, bakmak ve görmek ayrı; gezmek ve adımlamak ayrı… İstanbul'dan bahsediyoruz burada, kim cüret edebilir bunu inkar etmeye… Benimde en büyük zevkim bu değil mi? Gezmek, görmek, hikayesini dinlemek, naçizane şahsınızda size sunmak… İstanbul burası, bu şehri kim nasıl anlatabilir ki?