Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

BURSA GEZİ NOTLARI

Bugüne kadar her gezdiğim coğrafya ve gittiğim şehirlerde hep farklı tatlar, dokular peşinde oldum. Sokaklarında kayboldum, esnaf çay ocaklarında çayımı içerken o şehir hakkında eski hikayeleri dinledim, tarih notlarımı aldım. Her şehrin meşhur tarihi ve kültürel değerleri vardır benim için. İşte Bursa öyle bir şehirdir ki; Sultan Külliyeleri, Ulu Cami, Uludağ, Tarihi Çarşı ve Hanlar, Cumalıkızık, hamamlar ve kaplıcalar, Hacivat ve Karagöz, İskender... Bursa'nın kıymetlileri bunlardır. Bursa, Osmanlı coğrafyalarında kurulan bütün şehirlerimizin atası, insanlığın ortak mirasıdır. Bursa hemen öyle bir günde gezilecek bir şehir değil. En az üç gün ayırmalısınız bu muhteşem şehre. Dolu dolu gezmek, adımlamak, tarihi ve kültürel dokuyu solumak, içinize çekmek için. Eğer çok koşturmalı bir tempoyu göze alırsanız iki günde de bitirebilirsiniz.

Geçmişten Bugüne Bursa

Arkeolojik kaynaklar Bursa'da ilk yerleşim izlerini, 8.500 yıl öncesine, uygarlık temellerinin atıldığı Neolitik döneme tarihlendirmekte. Bursa'da kuzeybatı Anadolu'nun tarih öncesi geçmişine ışık tutan çok sayıda höyük bulunmakta. Prehistorik dönemde insanların yaşadıkları köyler olan bu höyüklerden yaklaşık otuz adedi tespit edilmiş durumda. M.Ö.1200 yıllarında Anadolu'nun ilk merkezi otoritesi olan Hitit Devleti'nin yıkılmasıyla Bursa bölgesi, Balkanlar'dan Anadolu'ya giren Bityn ve Tynin gibi toplulukların istilasına uğramış, bu akraba topluluklar daha sonraları birleşerek bölgede Bithynia Krallığı'nı kurmuşlar. Bursa'nın kent statüsüne yükselip çevresinin surlarla çevrilmesi, Bithynia Kralı I.Prusias döneminde gerçekleşmiş, kente bu nedenle "Prusia" adı verilmiş. Bölge, M.Ö. VII. Yüzyılda Lydialılar'ın, M.Ö. 545'te Persler'in eline geçmiş, M.Ö. 333'den sonra ise Persler'i yenerek Anadolu'yu ele geçiren III.Alexander (Büyük İskender) hakimiyeti ile tanışmış. Bithynia Krallığı IV.Nikomedes (M.Ö. 74)'in vasiyeti ile Roma Devletine bağlanmış, bu tarihten sonra Roma'nın Asya'daki eyaletlerinden biri olmuş. Uzun yıllar Roma egemenliğindeki Bursa, daha sonra Bizans'ın bir ili olarak varlığını sürdürmüş. M.S. II. yüzyıldan itibaren Bursa ve çevresi Hıristiyanlar için çok önemli bir bölge olmuş, bugünkü Uludağ'ın değişik bölgelerinde M.S. V. yüzyıldan itibaren sayıları elliyi geçen kilise ve manastır kurulmuş. Uludağ'a tarihte "Hep Parlayan" anlamına gelen Olympos adı verilmiştir. Daha sonra Oros Ton Kalegeron, içinde barındırdığı kilise ve manastırlardan dolayı Keşişdağı, Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde Ruhban Dağı olarak anılmış ve son olarak 1925 yılında  Uludağ adını almış. Türkler Bursa bölgesine ilk olarak 1080 yılında gelmiş. 1081- 1097 yılları arasında Selçuklular tarafından ele geçirilen İznik, bu yıllar arasında Anadolu Selçuklu Devleti'nin başkenti olmuş. 1299 yılında Söğüt'te kurulan Osmanlı Beyliği topraklarına İnegöl, Bilecik, Yenişehir ve İznik civarını da katmış. Bursa, 1326 yılında Orhan Gazi tarafından Osmanlı topraklarına bağlanmış. Bursa asıl önemini Osmanlılar zamanında kazanmış, yüzyıllar süren ve dünyaya yön veren cihan imparatorluğunun ilk başkenti olmuş. İpek Yolu üzerinde yer alan Bursa, Asya'nın batıya açılan kapısı olma özelliğiyle XV. yüzyılda ticaret, kültür, sanat, siyaset merkezi olmuş. Kurtuluş savaşı yıllarında, 8 Temmuz 1920 tarihinde, Yunanlılar tarafından işgal edilen Bursa; iki yıl Yunan işgalinde kalmış, 11 Eylül 1922 tarihinde büyük mücadeleler sonucunda işgalden kurtarılmış. Bağımsızlık yolunda atılmış en önemli adım olan Mudanya Mütarekesi, 11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya'da imzalanmış. Kent Cumhuriyet Dönemi'nde yeniden yapılandırılmış, Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan sanayi kuruluşları ile ticari merkez konumuna gelmiş. Bursa; tarih öncesi çağlardan günümüze taşıdığı, korunması gereken binlerce yıllık tarih varlıklarıyla  birçok medeniyetin izlerini taşır. Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk başkenti olan Bursa, tarihi kimliği ve mimari dokusuyla "Müze Kent" olarak tanımlanabilir. Sahip olduğu kültürel, tarihi ve doğal zenginlikleri ile Turizm Kenti olan Bursa; dünyaca ünlü ipeği, havlusu, tekstil ürünleri, İznik Çinisi, İskender Kebabı, İnegöl Köftesi, Kemalpaşa Tatlısı, Kestane Şekeri, şeftalisi, zeytini, bıçağı, şifalı termal suları ve hamamları ile marka bir kenttir.

BURSA GEZİ ROTASI

Bursa'da gezi programınızı yaparken farklı alternatif rotalar kullanabilirsiniz. Burada yazacağım gezi rotası ise dolu dolu iki gününüzü geçirebileceğiniz bir gezi rotası olacak.

1.GÜN

Bursa gezinizin başlangıç noktası Bursa'nın sembollerinden Yeşil Türbe olsun.



Yeşil Türbe (Külliyesi)



Bursa'nın Yeşil Semti'nde bulunan Külliye, 1419 yılında Yıldırım Bayezid'in oğlu Çelebi Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış. Bursa ile bütünleşmiş olan Külliyedeki; Yeşil Camii ve Yeşil Türbe Timur yenilgisi sonrası sarsılan Osmanlı'nın yeniden dirilişini simgeleyen görkemli yapıtlardan biri olmuş.Türbe girişi ücretsiz. Yerli ve yabancı birçok turist tarafından ziyaret edilmekte. Özellikle giriş kapısında bulunan çini işlemeleri nefes kesici.



Bursa'nın sembolü haline gelen yapı şehrin her yerinden görülebilecek bir konuma sahip. Türbede Çelebi Sultan Mehmet ile oğulları Şehzade Mustafa, Mahmut ve Yusuf ile kızları Selçuk Hatun, Sitti Hatun, Ayşe Hatun ve dadısı Daya Hatuna ait olmak üzere toplam 8 sanduka bulunmakta. Erken Osmanlı mimarisinin en önemli eserlerinden olan Yeşil Camii, ününü taş oymacılığındaki kusursuz işçiliği ve Cami'yi süsleyen mükemmel çinilerinden almakta. Yeşil Camii, muhteşem yapısıyla Osmanlı'nın yeniden dirilişinin tacı olarak anılmakta.



Yeşil Türbe ziyaretinden sonra türbenin hemen arka tarafında bulunan antikacı dükkanlarından alışveriş yapabilir veya ilk çay molanızı verebilirsiniz.



Kısa molanızın ardından yolun hemen karşısında bulunan Türk İslam Eserleri Müzesi'ne geçin

Türk İslam Eserleri Müzesi

Müze Külliye'ye bağlı olarak hizmet vermekte.



Çelebi Sultan Mehmet'in 1419 yılında, Yeşil Türbe'nin binalarından biri olarak cami, imaret, türbe ve han ile birlikte inşa ettirdiği Yeşil Medrese, günümüzde Türk-İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılmakta.



1930-1972 yılları arasında Bursa Arkeoloji Müzesi'ne ev sahipliği yapan ve genel bir müze özelliğinde olan bina 1975 yılından itibaren Türk İslam Eserleri Müzesi olarak ziyarete açılmış. Tarihi medresede 12. yy'dan 20 yüzyıla uzanan maden, keramik, ahşap, işleme, silah, el yazması kitaplar, sikke, kitabeler ve mezar taşları ile etnografik malzemeler sergilenmekte. Müzekart geçmekte. Beklentinizi fazla tutmayın bu müzede çünkü sergileme salonları çok eski, eserler gerçekten içinizi acıtacak durumda sergilenmekte. Yine o dönemde Selçuklu mimarisinin genel bir özelliği olarak yapımında kilise sütunları, mermerleri kullanılmış. Yani İslam Eserleri Müzesinde haçlı sütunlar ne alaka diye merak etmeyin. Özellikle Konya, Bursa gibi Selçuklu mimarisinin yoğun yaşandığı birçok ilimizde bu tip yapılanmaları çok görürsünüz.





Türk İslam Eserleri Müzesinden ayrılıp ana yoldan aşağıya inmeye başlayalım şimdi. Kent merkezine doğru adımlıyoruz. Yaklaşık 500 metre kadar yürüdüğünüzde hemen solunuzda tarihi Mahfel Kahvehanesi'ni göreceksiniz. Yalnız şimdilerde bu kahvenin hiçbir özelliği kalmamış isminden başka. Kaldırımlara kadar yayılan kermes afişleri, beton yapılanma. Sadece belki bir fotoğraf çekimi yapabilirsiniz. Eskiden "Toplanma Yeri" anlamına gelen Mahfel, Bursa halkı için mazisinde pek çok hikaye barındıran bir mekan. Mahfel hattının devamında ise Bursa tarih ve kültüründe çok önemli bir yere sahip olan Irgandı Köprüsü karşınıza çıkacak.

Irgandı Köprüsü ve Çarşısı

Bursa Tarih ve Kültür Yolu'nun en önemli geçiş noktalarından birisi Irgandı Köprüsü'dür. Gökdere üzerinde sıra gerdanlıklar gibi dizilen köprülerden en nitelikli ve en önemlisi bu köprü.



Irgandı Köprüsü 1442 yılında Pir Ali oğlu Tüccar Muslihiddin tarafından yaptırılmış. Tarihi kaynaklarda üzerinde 31 dükkân ve bir mescit ile 2 adet depo(ahır) bulunduğu belirtilen köprü, 1855 depreminde büyük zarar görmüş. 1922 yılında Yunanlıların şehri terketmesi sırasında ise bombalanarak tahrip edilmiş. Köprünün 1442'de inşa edilen 31 adet dükkan ve 1 mescitten oluşan arasta yapısından, yaşanan yıkıcı deprem ve bombalamalar nedeniyle günümüze hiçbir şey kalmamış.



Nitelik açısından dünya üzerinde yer alan arastalı dört köprüden (İTALYA: Ponte Vecchio, Ponte Rialto, BULGARİSTAN: Osma Köprüsü, TÜRKİYE: Irgandı Köprüsü) birisi de Irgandı Köprüsü. Köprüye yürüyüp kapısından içeri girdiğinizde ise hat, ebru, tezhib, minyatür, sedefkârlık, ahşap oymacılığı gibi hediyelik eşya satan mekanları göreceksiniz. İsterseniz burada bulunan cafe'lerde bir çay molası verebilirsiniz.



Irgandı Köprüsünden çıkıp sağa doğru yolumuza devam edelim. Biraz ileride aslına uygun olarak restore edilen Gökdere Medresesi'ne geleceksiniz.

Gökdere Medresesi



Bursa Kütüğü'nde yer alan bilgilere göre Paşa Çelebi Medresesi olarak da anılan tarihi yapı, 15. yüzyıl ortalarında Paşa Çelebi adındaki hayırsever ve bilgin bir kişi tarafından yaptırılmış. 12 hücre ve büyük bir dershane (ana eyvan) şeklinde inşa edilen medresenin kubbelerinin üstü kurşun ile kaplanmış. Medrese 1608 yılında gerek yangın gerekse Celali İsyanları nedeniyle harap bir vaziyete düşmüş.

Yapı 1906'dan sonra bir süreliğine kadınlar hapishanesi olarak da hizmet vermiş. Şimdilerde eski tarihi özelliği olmayan ve yapılan kurtarma çalışmaları ile özel konserlerin verildiği bir mekân olmuş. Sadece fotoğraf çekeyim derseniz 5 dakikalığına uğrayabilirsiniz.

Gökdere Medresesi'nden ayrılıp yolumuza devam edelim. Yukarıya doğru hafif yokuşlu bir yol burası. Umurbey Mahallesi'ne gidiyoruz. Yoldan devam ettiğinizde hemen sol tarafı gösteren ve üzerinde Tofaş Araba Müzesi yazan bir tabela göreceksiniz. Tabelayı takip ettiğinizde karşınıza iki sapaklı bir yol çıkacak. Ortada bulunan binanın altında bir bakkal yer almakta. Genelde herkes o bakkala adres soruyormuş. Nerden biliyorum ; çünkü bende adresi sorduğumda tebessümle artık para isteyeceğim bana adres soranlardan dedi. Binanın sağından ilerleyin, ilk sola dönün. Yol bitiminde büyük bir park göreceksiniz. Dalın içeriye. Müzeye varacaksınız.

Tofaş Araba Müzesi

Bu müze gerçekten gezilmesi gereken bir nokta. Özellikle benim için çok anlam ifade eden bir durak oldu. Araba kullanmayı öğrendiğim ilk araç Murat 124 idi.



30.000 m2'lik metrekarelik terkedilmiş bir ipek işleme fabrikasında açılan Tofaş Anadolu Arabaları Müzesi, Türkiye'de ilk ve tek olan bir müze. Binlerce yıl önce Asya'da dönmeye başlayan basit bir ahşap tekerleğin Anadolu topraklarındaki öyküsünden başlayarak, günümüze uzanan renkli değişimin gözler önüne serildiği bir müze olmuş.



Araba Müzesi'nde; çift beygirli Bursa At arabasından, günümüz çağdaş otomobillerine geçişin hikâyesi anlatılmakta. 2002 yılında açılan müzede, Türkiye'nin çeşitli illerinden seçilerek getirilen kağnılar, at ve öküz arabaları, top arabaları, ot arabası, odun arabası, panyolar, çarklılar, Tatar arabası gibi eski ahşap ve demir işçiliğinin sentezine dayalı birbirinden ilginç araba örneklerini bir arada görebiliyorsunuz.





Tarih süreci olarak tasarlanan bir gezi platformunu takip ederek sergilenen eserleri ve hikayelerini görebiliyorsunuz.











Müzeye giriş ücretsiz. Aynı zamanda müzenin geniş bir dinlenme bahçesi bulunmakta.

Müzeden çıktıktan sonra geldiğimiz yoldan bu sefer aşağıya inişe geçiyoruz. Ana cadde üzerinde yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüşten sonra solunuzda Atatürk Heykeli'ni göreceksiniz.

Atatürk Heykeli

Cumhuriyet Meydanı'nda bulunan Atatürk Anıtını Heykeltraş Nijad Sirel (1898-1959) 1927 yılında yapmış. Atatürk, bu anıtın Atatürk anıtları içerisinde en çok kendisine benzeyeni olduğunu belirtmiş.



Heykelin hemen karşısında ise Ahmet Vefik Paşa tiyatro salonunu göreceksiniz. Şimdi Atatürk Heykeli'nin hemen arkasında bulunan müzeye geçelim.

Bursa Kent Müzesi

Bursa hakkında aklınıza gelebilecek her türkü objenin sergilendiği, sergileme ve kronolojik sıralama açısından nefis bir görsel güzellik sunan bu müzeyi geçmeniz yaklaşık 2 saatinizi alacaktır. Müze girişinde müzekart geçmiyor. Bilet almak zorundasınız. Bilet 1.50 tl. Bursa şehir içi ulaşımında kullanılan biletlerden veriyorlar.



Tarihi ve kültürel mekânlarıyla adeta  konumunda olan Bursa'nın tüm tarihi ve kültürel değerlerini bir arada görebileceğiniz en önemli mekân şüphesiz burası. 2004 yılından bu yana kent merkezinde üç katlı tarihi bir binada hizmet vermeye başlayan Bursa Kent Müzesi´nde Bursa´nın yaklaşık 7000 yıllık geçmişi anlatılmakta. Bu geniş tarih yelpazesinde Bursa kentinin tarihi, coğrafyası, ticari, sosyal, ekonomik ve kültürel değerleri belli bir sistematikte, görsel sunum, obje ve animasyonlarla ziyaretçilere aktarılmakta. Yaklaşık 2 saat boyunca gezdiğim bu muhteşem müzede aldığım zevk bambaşka oldu.



Giriş katında soldan itibaren gezmeye başlıyorsunuz. İlk salon arkeolojik dönemlerden Osmanlı'ya ve sonrasında Cumhuriyet'e uzanan tarihi süreçte Bursa Tarihi ziyaretçilere görsel bir güzellikte sunuluyor.









Giriş katında kentin tarihi gelişimi sergilenmekte. Bursa'da yaşamış altı Osmanlı padişahının Balmumu heykellerinin yer aldığı Müzenin giriş katında Prehistorik dönemden günümüz Bursa'sına kadar kentin tarihi anlatılıyor. Daha çok görsel malzemelerin yer aldığı bu bölümde; zemini kumlardan oluşan Prehistorik bölümde cam stant üzerinde dolaşarak bir anlamda tarihin içinden geçiyor hissine kapılıyorsunuz. 





Müzenin bodrum katında yer alan "Tarihi Esnaf Sokağı"nda; Bursa´nın geleneksel ticaret hayatı özgün dekor ve canlandırmalarla tanıtılmakta. Adeta yaşayan bir sokak gibi taşlarla döşenmiş zemin üzerinde dolaşarak; Arabacı, Nalbant, Saraç, Semerci, Yemenici, Bıçakçı, Bakırcı, Kalaycı, Marangoz, Keçeci, Sepetçi, Şekerci, Kebapçı, Havlucu gibi Bursa'nı n geleneksel sanatlarını yakından görebilir, hatta zaman zaman uygulamalı olarak bu mesleklerin çalışma usullerine şahit olabiliyorsunuz.







Bu bölümde sergilenen eserler arasında Bursa'lı olan ünlü simaların kullanmış olduğu eşyalar çok dikkat çekici. Aynı şekilde Bursa'lı olup sadece Bursa halkının bildiği ve tebessümle karşıladığı bir Deli Ayten var ki…





Deli Ayten



Deli Ayten Bursa'nın bir simgesi, vazgeçilmezi ve tüm Bursa halkının sevgilisi. Aşağıya hayat hikayesini yazdım ve okuduktan sonra Bursa'da heykeli dikilen bu güzel insan için Bursa halkının o sımsıcak yüreğini daha iyi anlayabileceksiniz.



Deli Ayten Omzuna bir davul takmış.
Eline bir cümbüş almış…
Kolunda rengârenk çantalar…
Şarkı mı söylüyor, ağıt mı yakıyor, anlayamıyorum.
Her deli gibi kahkahalarına, çığlıkları karışıyor.
Hem gülüyor, hem ağlıyor…

Her yıl, Evlilik yıldönümünde en güzel elbisesini giyermiş Deli Ayten. En şık çantalarını koluna takarmış o gün. Kırmızı rujuyla dudaklarını boyamayı ihmal etmezmiş. Davul o gün için temizlenmiş, cümbüş parlatılmıştır.

"Hasanım, hasanım, neredesin sen? Diye Deli Ayten, hem çalar, hem söyler, hem güler, hem ağlar , peşinde çocuklar, yanında diğer deliler, dolaşırmış tüm Bursa'yı. Deli Ayten'in gerçek adı ise : Ayten Şenaşık…

Kızyakup Mahallesinin güzel kızı Ayten 17 yaşında mahalleden Hasan isminde bir delikanlıya aşık olur. Hasan ailesinden ister Ayten'i. Ancak Ayten'den 5-6 yaş büyük olan yaşı ve alkol bağımlılığı sebebi ile Hasan'ın isteğini geri çevirirler. Sevdiği adama kavuşamayan Ayten, her geçen gün sevdiğinin hasreti ile yanıp tutuşur. Yemeden içmeden kesilir. Gözü uyku tutmaz olur. Aşkının hasretinden aklını yitirir. Götürüldüğü doktorlardan biri Ayten'in sırrını öğrenir. "sevdiği delikanlıya kavuşursa aklına da kavuşur " der ailesine. Altı yıllık ayrılık ve aşk acısından sonra Ayten kavuşur sevdiğine. Ancak alkole iyice kendini kaptıran Hasan bir gün evi terk edip gider. İşte o günden sonra; ne Hasan döner ne de Ayten'in kaybolan aklı.

Hasan ölmüştür, haberi Deli Ayten'e gelir ama o son nefesini verinceye kadar , elinde Hasan'ının çümbüşü ve davulu, aramaya devam eder O'nu. Ve Tarih: 12 Mart 1992 olduğunda Deli Ayten'in davulu ile uyanmaya alışık Kızyakup Mahallesi sakinleri Deli Ayten'i o gün göremeyince merak edip kulübesine bakarlar. Yine bir elinde cümbüşü, omzuna attığı davulu ve kolunda çantalar ile bulurlar Deli Ayten'i.. Güzel gözleri ağlamaktadır yine. Ancak Hasan'ına ağıt yakan dili susmuştur. Anlarlar ki Deli Ayten Hasan'ına kavuşmuştur. Ve şimdi Bursa Kent Müzesi'nde heykeli dik

European Museum Forum'un 2006 Mayıs ayında Portekiz'in Lizbon kentinde düzenlenen ödül töreninde "Avrupa'nın Ödüllü Müzesi" ünvanını alan Bursa Büyükşehir Belediyesi Bursa Kent Müzesi; Avrupa standartlarında bir müze olarak Bursa kentini temsil etmekte.





Müze geziniz bitince solda Ulucami ile tarihi hanların yer aldığı Atatürk Caddesi'ne sapın. Hemen karşınızda geniş bir alanın ortasında konumlandırılmış parkı göreceksiniz. Parkın köşesinde ise Orhan Gazi Camii'sini…

Orhan Gazi Camisi

Orhan Gazi Camisi'nin yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber Orhan Gazi dönemi (1324-1362) eserleri arasında olduğu tahmin edilmekte. Cami kareye yakın dikdörtgen planlı ve ahşap çatılı. Caminin önünde iki yanlı merdivenle çıkılan bir son cemaat yeri bulunmakta. Bursa'nın en çok ziyaret edilen camilerinden birisi aynı zamanda.



Cami çıkışında ise meydanın hemen sağına yürüyün ve karşınıza çıkan hana girin hemen.

Koza Han

Bursa'da Ulu Cami ile Orhan Cami arasında bulunan Koza Han 1491'de II. Bayezid tarafından dönemin mimarlarından Abdül ula bin Pulat Şah'a İstanbul'daki eserlerine vakıf olarak yapılmış. Koza Han eskiden ipek böceği kozalarının satışının yapıldığı bir yerdi.



Kozalardan elde edilen ipek kumaşlar Bursa'nın tekstil merkezi olmasında ilk rolü oynamış. Bursa ve çevresinde yaşayan kendilerini Manavlar olarak ifade eden yaklaşık 1000 yıldır bu topraklarda yaşayan Türkler İpek Böceği üreticiliğini yüzyıllardır yapmaktalar. Orta asya'dan gelen bu gelenek burada da sürdürülmüş. Son yıllarda sentetik (petrol ürünlerinden elde edilen) iplik ve kumaşlar yüzünden ipekböceği üreticiliği çok azalmış ancak atalarımızdan gelen bu önemli meslek ile üretilen ipek kumaşlar marka olmak isteyen moda sanayi için vazgeçilmemesi gereken materyaller olmuş.



Koza Hanın içinde geniş, dikdörtgen bir avlunun çevresinde iki katlı olan han 95 odalıdır, tam ortasında küçük bir mescidin altında bir şadırvan var. Odalar artık mağaza halini almış. Hanın doğusunda eskiden konaklamaya gelenlerin atlarını bağladıkları ahır ve depoların bulunduğu Dış Kozahan denilen ikinci bir avlulu bölüm var. Üst katında ipek mamüllerini satan kaliteli dükkanların yanısıra alt katta da kafeteryalar mevcut. Hem ziyaret, hem ticaret hem de dinlenmek için Bursa'nın vazgeçilmezi olan bu tarihi han dinlenmek ve çay molası vermek için en güzel yer. Han Pazar günleri kapalı bu arada.

Ulu Camii

Koza Han'dan çıkıp hemen aşağı doğru adımladığınızda karşınıza heybeti ve tarihi ile neredeyse ayrı bir yazı konusu olan Ulu Camii çıkacak. Ulu Cami'yi özellikleri bakımından diğer büyük camilerden ayıran dört ana özelliği bulunmakta;

• Osmanlı'da yapılan ilk CAMİ'İ KEBİR olması.
• 20 kubbeli olması.
• İçinde büyük bir şadırvana sahip olması.
• Çok zengin Hat Sanatı örneklerine sahip olması.

Bu hat 'lar 13 ayrı yazı karakteri ile 41 ayrı Hattat tarafından yazılmış; askılı ve sabit toplam 192 hat levhası bulunan cami bir nevi Hat Sanatları Müzesi gibi. (Şu anda 9 ayrı yazı karakteri ve 21 sanatkar'ın 132 adet yazısı bulunmakta.) İçeriye adım attığınız anda dakikalarca adım bile atmadan öylece kalabilirsiniz şaşkınlıktan. Bu hat sanatının bir benzerini Edirne Eski Camii içinde görmüştüm. Gerçekten çok etkileyici.



Ulu Cami'yi yapan mimar Ali NECCAR' dır. Duvar kalınlıkları yer yer 2m'den fazla olan bu camii yaklaşık olarak 3165.5m2 iç alana sahip.



Camii içinde bulunan şadırvan ise İstanbul'dan Bursa'ya siyasi sürgün olarak gelen Kara Çelebizade Abdülaziz Efendi tarafından yaptırılmış. Evliya Çelebi 1640'lı yıllarda suyu Uludağ'dan gelen bu güzel havuzun içinde alabalıkların yüzdüğünden bahsetmekte. Suyu en tepeden tek merkezden kaynayan bu şadırvanda su, havuza dökülürken Allah'ı tesbih edercesine 33 ayrı yerden akmakta. Havuzun üzerindeki kubbenin camekan olması Ulu Cami'yi aydınlatması açısından çok büyük katkı sağlamakta. Ayrıca bu camekanlı bölgenin en tepesinin açık olması hava sirkülasyonu bakımından bir klima vazifesi görmekte.

Bursa Ulu Camii Türk tarihinin en büyük camisidir aynı zamanda. Ulucami kapalı namaz kılma alanı bakımından Türk Tarihinde yapılan en büyük camidir. Hemen aklınıza Süleymaniye, Sultan Ahmet gelebilir. Fakat o camilerin büyüklüğü duvarlarla çevrili avlu alanlarıyla birliktedir. Ayrıca o camiler tek ve çok yüksek bir kubbe ile örtülü olduğundan çok geniş bir alanı varmış izlenimi verir. Bursa Ulucami ise çok kubbeli ve alçak tavanlıdır. İçinde bulunan çok sayıdaki sütun yüzünden de daha ufakmış gibi hissetmemize neden olabilse de TÜRK TARİHİNİN EN BÜYÜK CAMİSİ halen Bursa Ulucami'dir.



Camii içinde bulunan minber ise dakikalarca oturup düşünülmesi gereken bir şaheser. Minber bütünüyle kainatı sembolize ediyor. Minberin giriş kapısının üzerindeki kitabede altın yaldızla Osmanlıca olarak, 'Yıldırım Beyazıt Han tarafından hicri 804 (miladı 1402) yılında yaptırılmıştır' ibaresi yer alıyor. Üçgen ve dikdörtgen yüze ikisi birlikte Güneş Sistemi'nin kabartma formlarla işlendiği bir alan var. Gezegenlerin her biri yörünge hareketleriyle birlikte küresel kabartma motifler halinde Güneş'e olan uzaklık ve aralarındaki büyüklük karşılaştırmaları da verilerek olması gereken yerlerde. Gezegenler, Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün, Pluto şeklinde olan Güneş'e uzaklık sıralaması da doğru. Büyüklük mukayesesi de baz alındığında Dünya'dan elli bin defa daha büyük olan Güneş, büyük bir ustalıkla mükemmel şekilde işlenmiş durumda. Minbere zaten dokunamıyorsunuz. Sadece yanına ya da karşısına oturup şaşkınlıkla bakıyorsunuz bu işlemelere.





Ulu Camii'yi gezmeniz ve dokusunu hissetmeniz yaklaşık bir saatinizi alacak. Camii'den çıktığınızda ise meydanda bulunan birbirinden farklı birçok tarihi çarşı göreceksiniz. Zevk ve isteğinize bağlı olarak bu çarşılarda alışveriş molası verebilirsiniz. Bursa denilince tarihi çarşıları unutmamak lazım. Nevresimi, bakırı, baharatı v.s o kadar çeşitli bölümlere ayrılmış ki bu tarihi çarşılar… Her zevke göre gelen ziyaretçilere hizmet sunmakta.



Tarihi meydandan aşağıya doğru çarşıdan ilerlediğinizde artık kent meydanına doğru çıkacaksınız. Burada meydanın tam ortasında tanıdık bir sebil çıkacak karşınıza. 2007 Ağustos'unda Bursa ile Saraybosna'nın Starigrad beldesi arasında bir kardeşlik protokolü imzalanmış. Mostar Köprüsü'ne benzer bir şekilde Bosna'nın sembol yapılarından olan ve Saraybosna'nın sembolü olan Sebil olarak adlandırılan tarihî çeşmenin bir örneğini Bursa'ya inşa etmek için anlaşmışlar. 2008'in son aylarında tamamlanan çeşme Bursa'nın Şehreküstü Meydanı'nda Saraybosna Starigrad Kardeşlik Çeşmesi adıyla açılmış. Konya seyahatimde de aynısını görmüştüm. Yine bir kardeşlik anlaşması sonucunda yapılmıştı.



Sebilin karşısında ise tam kavşağın ortasında Osmangazi Anıtını göreceksiniz.



Anıtı solunuza alın ve kavşaktan karşıya geçin. Yolun sol tarafından ilerlemeye başlayın. Yol boyunca hiçbir yere sapmadan yaklaşık 30 dakika boyunca bu işlek caddede ilerleyin. Hedefiniz Bursa Kültürpark. Kültürpark girişinde Bursa Atatürk Stadyumu var. Stadyum karşısından Kültürpark'a girin. Park içinde pek çok cafe ve restaurant bulunmakta. Parkın içinden Çelik Palas oteli istikametinde ilerleyin. Karşınıza kesinlikle görmeniz gereken bir müze çıkacak.

Bursa Arkeoloji Müzesi

Türkiye'nin ilk arkeoloji müzelerinden biri olan Bursa Arkeoloji Müzesi, 1904 yılında Bursa Erkek Lisesi'nde Müze-i Hümayun adıyla kurulmuş. 1972 yılına kadar değişik yerlerde korunmaya çalışılan arkeolojik eserler bu tarihte Reşat Oyal Kültürparkı içerisinde yaptırılan binasına taşınmış ve çağdaş bir anlayışla tanzimi yapılarak ziyarete açılmış. Müzede M.Ö. 15 milyon yıl öncesi fosil kalıntılarından Bizans Devri sonuna kadar çeşitli dönemlere ait antik Bithynia ve Mysia bölgelerinden toplanmış eserler sergilenmekte. 3500 m²'lik bir alanı kaplayan müze, sanat galerisi, seramik-cam ve madeni eserler salonu, sikke ve prehistorik eserler salonu ile taş eserler salonundan oluşmakta.



Müzede sergilenen eserler nefes kesici. Özellikle üç esere çok dikkat edin. Bunlardan birincisi Asur Ticaret Kolonileri zamanında yapılan ticaret anlaşması. Anlaşmada açıkça belirtilen faiz kavramının tarihini gözler önüne sermekte.



İkinci eser ise; Truva Kralı Priamos'un Yunan savaşçısı Aşil'e oğlu Hektor'un cesedini almak için yalvarmasını betimleyen Roma devri mermer tasviri. Kesinlikle karşısına geçin ve soluksuz bakın.





Üçüncü eser ise bu salonda ayrı bir bölümde özenle sergilenen bronz Athena ve Apollon Heykeli. Roma Dönemi yapımı olan bu iki heykelden gözünüzü alamayacaksınız.





Müzede bunlar dışında gladyatör tasvirlerinin olduğu yağdanlıklar çok ilgi çekici.



Genel olarak gezilmesi çok zevkli, ferah sergileme alanlarının bulunduğu müzede;

Tanrıların Tanrısı Zeus'un betimlendiği eserler, tanrıça Kybele heykelleri, figürinler ve idoller sergilenmekte. M.Ö.3.bin yıllarına ait pişmiş toprak mezar buluntuları ile M.Ö. 2.bin yıllarından kalma kesici taş ve bronz el baltaları, Urartu bölgesinden gelmiş pişmiş toprak kaplar, M.Ö. 1.bine ait Frig Dönemi minyatür mabet örneği, bronz kaplar ve fibulalar nefes kesici. Müzenin asma katında ise Hellenistik, Roma ve Bizans Çağlarına ait altın, gümüş ve bronz sikkeler sergilenmekte. 







Müze girişinde müzekart geçmekte. Müzeden çıktıktan sonra çıkış kapısından yukarıya doğru ilerleyin. Kültürpark çıkış kapısına geleceksiniz. Kapıdan çıkarken tam karşınıza bakın. Karşıda yolun üstünde gördüğünüz köşk bugünkü gezinizin son durağı olacak.

Bursa ATATÜRK Köşkü Müzesi

Çelik Palas Oteli'nin hemen yanında yer alan müze, Cumhuriyet'in 50. yılında 29 Ekim 1973 yılında Atatürk Müzesi olarak ziyarete açılmış. 19 yy. özelliklerini yansıtan köşk, çatı katı ile birlikte 3 katlı kâgir bir bina. Miralay Mehmet Bey tarafından 1895 yılında köşk olarak inşa edilmiş. Atatürk'ün Bursa'yı ziyaretlerinde emrine verilen köşk,  Atatürk'ün Bursa'ya ikinci ziyareti olan 1938 yılındaki son Bursa gezisinde Belediye'ye armağan edilmiş. Bursa'daki nadir sivil mimari örneklerden biri olan köşkün salon ve odalarında Atatürk'ün kullandığı eşyalar sergilenmekte.





Müze pazartesi günleri kapalı. Giriş ücretsiz.



Ulu Önder Atatürk'ün yatak odası.

Böylece dolu dolu ve doyurucu Bursa gezinizin ilk günü bitti. Bayağı yorulduğunuzu tahmin ediyorum ama bu tarih ve kültür şehrini gezmenin hakkını vermek lazım diye düşünüyorum. 2.günümüzde rotamız Unesco Dünya Mirası Listesinde bulunan Cumalıkızık olacak.

2.GÜN

CUMALIKIZIK

"Bursa Cumalıkızık" 2014 yılında UNESCO 38. Dünya Miras Komitesi toplantısında Dünya Miras Listesine girmiştir. Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu" adı altında Dünya Miras Listesi'ne kabul edilen Cumalıkızık, Bursa gezinizde kesinlikle gelinmesi gereken bir yerleşimdir.





Bursa kent merkezinde bulunan Santral garajından minibüs ve belediye otobüsleri aracılığıyla yaklaşık yarım saatte bu eşsiz köye gelebilirsiniz. Minibüs sizi Cumalıkızık köy meydanında indirecek. Ve Cumalıkızık gezimiz başlayacak.



Osmanlı sivil mimarisinin en görkemli köy yerleşimini günümüze ulaştıran Cumalıkızık, son yıllarda ülkemiz yanında tüm dünyada da tanınmaya başlandı. Osmanlıların Bursa'da ilk yerleştikleri bölgelerden olan Cumalıkızık, 180'i halen kullanılan, bazılarında ise koruma ve restorasyon çalışmalarının yapıldığı toplam 270 ev ile Osmanlı dönemi konut dokusunu günümüze taşımakta.



Cumalıkızık vakıf köyü olarak kurulmuş ve bu özelliğini yerleşim dokusu konut mimarisi, yaşam biçimine yansıtmış. Uludağ'ın kuzeyindeki dik etekler ile vadilerin arasında sıkışıp kalan yöre köylerine bu konumlarından dolayı "kızık" adı verilmiş. Köylerin birbirlerinden ayrılması için de dereye yakın olanına Derekızık, Fidye verene Fidyekızık ve Kızık köylerinden topluca gidilerek cuma namazı kılınan köye de Cumalıkızık adları verilmiş.





Meydanda indikten sonra yaya olarak köyü gezmeye başlayabilirsiniz. Meydanda kurulmuş olan ahşap tezgâhlarda hemen her yaştan köy ahalisi tezgâhta bulunanları anlatmaya çalışır. Bahçelerinde ürettikleri sebzelerle yapılmış ev turşuları, reçeller ve hediyelik eşyalar alabilirsiniz. 700 yıllık Osmanlı mimari örneklerini halen canlı vaziyette sunan Cumbalı, kafesli iki, üç katlı kerpiç evler gerçekten Unesco Dünya Mirası'nı hak ettiklerini gösteriyor. Cumalıkızık gezinizde görmeniz gereken kesinlikle bir nokta var ki adına Cin Aralığı deniliyor. Cin Aralığı Sokak ta bulunuyor.

Cin Aralığı

Bu aralık o kadar dar ki bırakın iki kişi yan yana geçmesi, geniş yapılı bir kişi dahi biraz yan yürüyerek geçebilecek bir genişlikte. İki evin duvarları aralığın yan yüzlerini teşkil ediyor ve sanki iki yüksek duvar sizi sıkıştırıyormuş hissi veriyor.





Efsaneye göre Kurtuluş Savaşı zamanında köyü basan Yunan askerleri tüm köylüyü esir almış ve köy meydanında bulunan camiye kapatmış. Camiyi yakmak istemişler. Köylüler ise o esnada bir fırsatını bulup camiden kaçmışlar. Bu sokakta bulunan bu dar aralıktan hızlıca geçip karşı tepede bulunan Türk askerlerinin yanına ulaşmışlar. Takipte olan yunan askerleri ise bu aralığa geldiklerinde şaşkınlıktan küçük dillerini yutmuşlar ve bu Türklerin bu aralıktan kaçması imkansız cinler yardım etmiş herhalde bu Türklere demişler ve bu aralığın adı Cin Aralığı olarak kalmış.



Sizde bu aralıktan geçmeye çalışın gezinizde. Biraz zor olsa da bir gayret geçebiliyorsunuz. Cumalıkızık geziniz sizin isteğinize göre zamanlanabilir. Normal olarak sabahın erken saatlerinde geldiğinizde yaklaşık 4 saatinizi alacaktır. Kahvaltı, gezi, yemek, köyün havasını doya doya içinize çekmek, alışveriş gibi periyotlar ile ortalama olarak bu süre normaldir. Dönüşte yine minibüs veya otobüs ile bindiğiniz noktaya gideceksiniz.

Eğer öğlen vakti Bursa'ya dönmüş olursanız kent merkezinden tarihi Hisar Bölgesine yürüyün. Orhan Gazi ve Osman Gazi Türbelerini göreceksiniz. Türbeleri gezdikten sonra hemen yanında bulunan dar sokağa girin ve sonuna kadar yürüyün. Karşınıza bir konak çıkacak.

Sümbüllü Bahçe Konağı

Cumhuriyet dönemi sivil mimari örneği altı ayrı yapıdan oluşan sümbüllü bahçe konağı, essiz manzarası ve muhteşem mimarisiyle Tophane sırtlarında yorgunluğunuzu atmak için en ideal nokta. 1921 yılında Bulgaristan'dan Bursa'ya göç eden Vehbi Rasim Dağlı'nın yaptırdığı konak, 2006 yılında kent kültürüne kazandırılmak üzere Osmangazi Belediyesi tarafından kamulaştırılmış. Bahçedeki sümbüller ve çiçeklerden dolayı Sümbüllü Bahçe Konağı olarak bilinmekte. Bursa'nın nefes kesen manzarasını çay eşliğinde veya yemek eşliğinde buradan izleyebilirsiniz.



Bu konağın asıl önemli olan noktası ise birinci derecede arkeolojik SİT alanında bulunması. Konağın restorasyonu sırasında yapılan kazılarda Bizans Dönemi'ne ait olduğu düşünülen moloz örgüler ve sur duvarları bulunmuş. Tophane yamaçları boyunca devam eden antik kalıntıların uzantısı olduğu sanılan bu eserler ve diğer binanın zemininde bulunan erken Osmanlı Dönemi'ne ait hamam kalıntısı konağın cafe'si altındaki salonda sergilenmekte. Bu salon aynı zamanda toplantı ve sergi salonu olarak kullanılmakta.

Dediğim gibi, Bursa'da gezilip görülecek o kadar çok nokta var ki… Ama en doyurucu ve ana noktaları gezmeniz açısından rotanız bu olabilir. Bunun dışında Misi Köyü, Bursa Kalesi gibi yerleri de görebilirsiniz. İyi gezmeler…