ÇANAKKALE'DE TARİHİ KOKLAMAK……

Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

ÇANAKKALE'DE TARİHİ KOKLAMAK…

Çanakkale… Ne kadar çok şey yazılabilir bu tarihi şehir hakkında… Yüzlerce, binlerce doküman var internette, yazılı basında bu muhteşem şehir hakkında… Çanakkale'ye defalarca geldim, gezdim, ama bu sefer ki ziyaretim özellikle benim ilgi alanım olan arkeoloji ve tarih konularında oldu. 2 günlük bu Çanakkale ziyaretimde sadece Çanakkale Arkeoloji Müzesi, Deniz Müzesi ve Kent Müzesi ziyaretlerinde bulundum. Tabi tarihimizde ayrı bir yeri olan Aynalı Çarşı'yı ise gezmemek olmazdı. Hadi gelin beraber gezi notlarımız arasına dalalım.

Çanakkale'nin tarihi yaklaşık M.Ö. 3000 yıllarına kadar inmekte ve pek çok medeniyet bu topraklarda barınarak, izler bırakmış. Mitolojiye göre Kral Athamas'ın çocukları Phryxus ve Helle üvey anneleri tarafından evlerinden uzaklaştırılınca, gerçek anneleri Bulut Tanrıçası Nephele tarafından gönderilen, uçabilen altın postlu bir koç üzerine bindirilirler. Prens ve prenses gökyüzünde koçun üzerinde uçarken, Prenses Helle suya düşer ve o günden sonra Boğaz, "Hellespont" adını alır.

Asya kıyısındaki Abydos ve Avrupa kıyısındaki Sestus, mitolojinin en hüzünlü aşkına sahne olmuştur. Leandros, Afrodit'in rahibelerinden Hero'ya aşık Abydos'lu yakışıklı bir gençtir. Her gece Hero'yu görmek için Abydos'tan Sestus'a yüzerek geçer. Bir gece kötü bir fırtına başlar ve Leandros asla Sestus'a ulaşamaz. Hero, onun boğulduğunu düşünerek büyük bir acı ile kendisini denize atar.

Dünya arkeoloji literatürünün önemli mekanlarından olan Truva, Neandria, Alexandria-Troas, Assos, Chryse, Dardanos ve Lampsakos, Çanakkale ili sınırları içinde. Çanakkale'nin coğrafik konumundan dolayı taşıdığı stratejik önem, bu bölgede konumlanan devletler tarafından oldukça dikkate alınmış. M.Ö. 5. yüzyılda Çanakkale Pers İmparatorluğu'nun hakimiyeti altında bulunmaktaydı. Pers Kralı Xerxes Avrupa'yı fethetmeyi planlıyordu ve 100.000 kişilik askeri birliğini Boğazın en dar noktasından Trakya'ya geçirebilmek için gemilerden köprü yaptırdı. O zamandan beri, Çanakkale, Marmara Denizine ve oradan da Karadeniz'e girişte olduğu gibi Avrupa ve Asya arasındaki geçişi de kontrol edecek çok önemli coğrafik bir dar geçit olarak kalmıştır. Makedonya Kralı Büyük İskender, M.Ö. 384 yılında Anadolu'nun Ege ve Akdeniz'de hakimiyetinin gerçekleştiği seferine, Boğazı geçerek başlamıştır.

Daha sonraki dönemlerde Roma'lılar, M.Ö.2. yüzyıldan M.S.395 yılına kadar ilin yönetimini ellerinde bulundurmuş, Roma egemenliğini takiben Bizans İmparatorluğu'nun hakimiyeti yaşanmış. Bizans İmparatorluğu'ndan sonraki yüzyıllarda bölgede Arap ve Haçlı istilaları olmuş. 14. yüzyılda bir Türk Oymağı olan Karasioğulları yöreye gelmiş ve Balıkesir'i başkent yapmışlar. Türbede 11 sanduka bulunmaktadır: 15. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun Padişahı Fatih Sultan Mehmet Boğazın her iki kenarına da kale inşa ederek "Çanakkale" şehrini kurmuş.

1915 yılında Türk Ordusunun Komutanı Mustafa Kemal, İttifak Devletlerinin yöreden çıkmasına öncülük etmiş.

Çanakkale Arkeoloji Müzesi ülkemizde sayılı müzelerden bir tanesi… Ben arkeoloji müzelerinde dolaşmaktan, o tarihi eserleri dakikalarca izleyip o anı yaşayanlardanım. Yine Çanakkale ziyaretimde vakit kaybetmeden Çanakkale Arkeoloji Müzesi'ne adımladım.

Çanakkale'de müzecilik çalışmaları, 1936 yılında bölgeden toplanan eski eserlerin Zafer Meydanı'ndaki eski kilise binasında depolanması ile başlamış. Daha sonra bu bina düzenlenerek müdürlük haline getirilmiş ve 1960 yılında ziyarete açılmış. 1984 yılında ise Atatürk Caddesi üzerine inşa edilen yeni binada hizmet verilmeye başlanmış.



Müzede antik çağ, hellenistik, troya ve günümüze kadar olan tarihi süreçleri yansıtan yüzlerce eser sergilenmekte. Ama benim ilgi alanım olan Hellenistik ve Troya dönemi eserlerinden bahsetmek istiyorum bu yazımda… Ama isterseniz önceden müze hakkında biraz bilgi vereyim;

Müzede genel olarak Truva antik kentinin antik eserleri, 19.yüzyıl Çanakkale seramikleri, mezar stelleri, Roma dönemine ait taş lahitler, Tümülüsler sergilenmekte. Ama benim için en muhteşem olanları yazmak istedim.

Publius Aelius Trainaus Hadrianus heykeli…

Tek kelime ile muhteşem bir heykel bu. M.S 117-138 yılları arasında hüküm sürmüş Roma imparatoru. Hümanist ve sanatsal çalışmaları ile kendisini kanıtlamış, sanatı himaye altına alan çok yönlü bir imparator olan Hadrianus'un nefis bir heykeli bulunmakta bu müzede. Bu imparator kendinden öncekilerin aksine halk arasına karışan, şimdiki yöneticilerin aksine korumasız dolaşıp halktan birisi gibi davranan ve halkın sevgisini kazanan biri.



Hadrian'ın zırhında betimlenen Medusa kabartması ise tam anlamıyla bir muazzam kabartma. Bir efsaneye göre Medusa, Yunan Mitolojisinde yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgona'dan biri. Bu üç kız kardeşten yılan başlı Medusa kendisine bakanları taşa çevirme gücüne sahip. Bir görüşe göre o dönemde büyük yapıları ve özel yerleri korumak için Gorgona resim ve heykelleri kullanılıyordu. Başka bir rivayete göre de Medusa siyah gözleri, uzun saçları ve güzel vücudu ile övünen bir kızdı. Medusa, Zeus'un oğlu Perseus'u seviyordu. Bu arada Athena'da Perseus'u sevmekte ve Medusa'yı kıskanmaktaydı. Bu yüzden Athena Medusa'nın saçlarını yılana çevirdi. Artık Medusa'nın baktığı herkes taşa dönüşmekteydi. Daha sonra Perseus Medusa'nın başını kesmiş ve onun bu gücünden yararlanarak pek çok düşmanını yenmiştir. Antik Roma ve Bizans eserlerinde sıkça rastladığımız bu figür Hadrian zırhında muhteşem betimlenmiş. Dakikalarca izledim, kaldım. Gerçekten tam anlamıyla muhteşem bir eser Hadrian heykeli.





Ve Bronz Amphora… Bu müzenin nadide parçalarından biri… 2005 yılında Parion Antik Kent kazılarında bulunmuş. M.Ö 4.yüzyıl olarak tarihlendirilen bu amphora Eros figürleri ile muhteşem bir eser. Kendini belli eden ve binlerce yıllık toprak altındaki serüvenini bizlere yansıtan bu Amphora gerçekten muhteşem…



2006 yılında yapılan kazılarda bulunan Triton heykeli ise, tiyatro sahne binası içinde bulunan aktör odaları diyebileceğimiz bölümde bulunan bir eser. 1.30 cm yüksekliğinde bulunan bu eserin ülkemizde bir benzeri bulunmamakta. M.S 2.yüzyıla tarihlendirilen bu Triton heykeli görülecek diğer muhteşem heykellerden biri.

Ve gelelim yine benzeri bulunmayan Aprhodite Heykeline… Bu muhteşem eser ise Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçası olarak geçmekte. Roma mitolojisinde Venüs ismini almakta. Heykeltıraş Preksiteles M.Ö 350 yılında iki adet Aprhodite heykeli yapıyor. Birisi çıplak, birisi giyinik. Çıplak olanını Akdeniz kıyısındaki Knidos şehri alıyor ve şehrin merkezine dikiyor. Dünyadaki ilk çıplak heykel işte bu Datça'da bulunan çıplak heykel oluyor. O tarihe kadar yapılan tüm çıplak heykeller erkek heykelleri olmaktaydı. Bu Afrodit heykelciği diğerlerinden farklı olarak dizinde ve kolunda hayat ve ölümü çağrıştıran Grek mitolojisindeki hayat ve ölümü simgeleyen Şifa Tanrısı Asklepios'un yılan pazubentini taşımakta. Muhteşem bir eser…









Amphora kalıntıları ise yine görülmeye değer bir bölümde sergilenmekte.



Antik çağda kullanılan tıp gereçleri ve kullanılan malzemeler çok dikkat çekici. Dakikalarca izledim, hayal ettim o zamanları…



Ve müzeden sonra gelelim ikinci durağımız olan Çanakkale Deniz Müzesi'ne…

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Çanakkale Boğaz Komutanlığı'na bağlı olan Deniz Müzesi, Anıtkabir Müzesi gibi birinci sınıf askeri müze statüsüne sahip ve halka açık. İl merkezinde, 1982 yılında kurulan müzenin bahçesinde geniş bir park, Çimenlik Kalesi, Nusret Mayın Gemisi'nin maketi, resim ve fotoğraf galerisi ile kütüphane bulunuyor.

Çimenlik Kalesi'nde yer alan müzenin açık ve kapalı mekanlarında Çanakkale Savaşları'nda kullanılan pek çok silah ve askeri obje sergileniyor. Müzede sergilenen eserler arasında 1982 yılında yapılan Nusret Mayın Gemisi'nin maketi öne çıkıyor. Maket, Çanakkale Deniz Savaşları'na katılan Nusret Mayın Gemisi'nin birebir kopyası. Maket gemi, 42 metre boyunda, 7.5 metre genişliğinde ve Çimenlik Kalesi'nin sahil şeridinde bulunuyor.



Arka tarafında bulunan raylar üzerinde 18 Mart 1915'te kullanılan mayınlar bulunmakta. Geminin iç kısmında ise Çanakkale Zaferi ile ilgili eski gazete kupürleri, Nusret Mayın Gemisi'ne ait seyir cihazları, Mayın Grup Komutanı Binbaşı Nazmi Akpınar'a ayrılmış şeref köşesi ve Gemi Komutanı Yüzbaşı Hakkı'nın üniforması yer alıyor. Alt güvertede ise 1914-1915 Çanakkale Deniz Savaşları kronolojik olarak anlatılıyor. Nusret Mayın Gemisi'nin savaştaki rolü, beş dakika süreli dijital animasyon gösterisiyle sunuluyor.







Müze bahçesinde ise çeşitli top, tüfek, namlı, taşıma arabaları, torpido ve mayınlar teşhir ediliyor.









Müzenin çok geniş ve ferah bir bahçesi var. Çanakkale halkı buraya gelip manzaranın tadını çıkarmakta. Manzara gerçekten nefis. Denizin kıyısında, hafiften esen bir lodos eşliğinde yapılan sohbetler… Tadından yenmez… Müze bahçesinde torpidolar, toplar, batık denizaltılar, Çanakkale Savaşında kullanılan mayınlar sergilenmekte. Nusret Mayın Gemisi'nin ise birebir yapılmış bir örnek gemisi ziyaretçileri beklemekte. Deniz Müzesi bahçesinde ise gerçekten görülmesi gereken bir kale olan Çimenlik Kalesi sizleri beklemekte...



Çimenlik Kalesi Fatih Sultan Mehmet tarafından 1461-62 yıllarında İstanbul'un savunulması amacıyla boğazın en dar yerine yaptırılan iki kaleden biri olan Kala-i Sultaniye, daha sonraki dönemde şehrin nüvesini oluşturmuş. Zaman içinde doğan ihtiyaçlara göre tadil edilmiş, özellikle 19. yy.'da boğaza paralel batı sur duvarları yıkılarak çağının silah teknolojisine uygun top mevzileri ve cephanelikler inşa edilmiş.  1915 Çanakkale Savaşlarında da Merkez Savunma Grubu'nun sevk ve idare mevkii olmuş.



18 Mart 1915 günü, İngiliz filosunun en güçlü gemisi Queen Elizabeth'ten atılan ve kuzey sur   duvarında açtığı 2 metrelik delik içinde patlamadan kalan top mermisi halen sergilenmekte.

Deniz Müzesi içinde bir hediyelik eşya dükkanı bulunmakta. İstediğiniz hediyeliği buradan alıp sevdiklerinize hediye edebilirsiniz.



Ve gelelim benim için en güzel satırlara… Efendim Osmanlı'nın ilk kurduğu kent olan Çanakkale'de -ki yıl 1462- bir Kent Müzesi olduğunu biliyor musunuz? Bu müze tarihi kent merkezinde yer alan 19.yüzyıl sonlarında iki katlı olarak inşa edilmiş, Cumhuriyet döneminde ise bir kat daha ilave edilerek kullanılmış bir yapı. İlk inşa döneminde Çarşı caddesindeki diğer yapılar gibi zemin katı dükkan birinci katı konut olarak kullanılmış. Eski malikleri tarafından bir dönem askerlik şubesi olarak ta kullanıldığı ifade edilen yapı üçüncü kat ilavesinden sonra 1936 yılından itibaren 46 yıl boyunca 20 odalı Emek Oteli olarak kullanılmış. Otel işletmeciliği ardından satılan yapı uzun süre zemin katı eskiden olduğu gibi dükkan yapılarak kullanılmış. 2004 yılında Çanakkale Belediyesi yapıyı satın almış ve 2009 yılında Çanakkale Kent Müzesi olarak hizmete açmış.



Üç katlı olan bu müze sergiler, eserler ve diğer Çanakkale tarihi biblolarının sergilendiği muhteşem bir ziyaret yeri olmuş.


İlk Boğaz Köprüsünün Abydos ile Sestos arasında Çanakkale'de kurulduğunu ben bu müzede öğrendim mesela. Birinci katta sergi salonu ve kafeterya bulunmakta. İkinci kat ise 2 salondan oluşan bir sergi alanına sahip. Çanakkale Bölgesine ait mitolojik öyküler, antik ve Osmanlı dönemi panolar ve 1915 yılına ait Çanakkale Savaşı'na ait objeler sergilenmekte bu müzede.



Geçmişten günümüze kent yaşamı, kullanılan aletler, yerli ve yabancı pek çok seyyahın seyahatnamelerinden alıntılar ve çalışmalar ise ikinci katta sergilenmekte.



Dünyanın ilk büyük savaş hilesinin Truva savaşında kullanılan Tahta At olduğunu yine bu müzede öğrendim. Ve yine dünyada aşk uğruna yüzülerek geçilen tek boğazın Çanakkale Boğazı olduğunu burada öğrendim. Kısaca bu müze Çanakkale kent yaşamına ayna tutan bir yer… Gezilesi ve görülesi, gerçekten çok güzel eserlerin ve objelerin olduğu bir kent müze burası…











Ve yorulduğunuzda Çanakkale sahilde yer alan ve herkesin bildiği iki çay bahçesi bulunmakta, buralar çok kalabalık ama bir boş masa bulabilirsiniz yine de her daim… Tüm yerel halk burada çayını içmekte, sohbet etmekte…



Ve gelelim çay muhabbetinden sonra meşhur tarihimizde yer etmiş Aynalı Çarşı'ya…

Aynalı Çarşı,

Aynalı Çarşı, (ya da Halyo Çarşısı) 1890 senesinde şehrin Musevi cemaatinin ileri gelenlerinden Eliyau Hallio tarafından yaptırılmış. Kapı kitabesinin üzerinde Osmanlıca ve İbrani Harfli Ladino iki yazı bulunmakta. Osmanlıca olan yazıda çarşının "Adülhamid Han-ı Sani El Gazi (II. Abdülhamit) efendimizin saye-i ihsaniye ve riayetperverîlerinde tebaa-yı sadıka-yı Museviyye'sinden Elya Halyo bendeleri" tarafından yaptırıldığı ifade edilmiş. Ladino olan kitabede ise çarşının Yahudi Takvimi'ne göre 5650 yılının Tişri ayında "Sultan İkinci Abdülhamid'in saltanatının 14. yılı münasebetiyle Eliyau Hallio tarafından yaptırıldığı" yazılmış. Çarşının asıl adı "Passage Hallio". Ancak girişinde her iki taraftaki aynalardan ötürü Aynalı Çarşı olarak ünlenmiş. Çanakkale'nin meşhur Çanakkale Türküsü'nde de Aynalı Çarşı'nın adı geçmekte. Çarşı, Gelibolu Savaşı sırasında bombalanmış ve yangınlarla yıkıntı haline gelmiş. Mondros Ateşkes Anlaşması peşi sıra Çanakkale'yi işgal eden İngilizler, işgal süresince (1918-1921) çarşıyı atlarının barınağı, "ahır" olarak değerlendirmiş. 1921'nin ardından bir süre, (giriş kapısı haricinde) harabe olarak kalmış ve kullanılmamış. Tapu kadastro kayıtlarında bedesten arsası olarak gözüken alana daha sonraları dükkanlar yapılmış. 1934 yılında ise Yahudilere saldırı ve yağmalama olaylarında kapıdaki kitabesi sıvanmış, 1967'de bugünkü halini almış.









Ve meşhur tarihimizde yer alan Çanakkale Aynalı Çarşı türküsü…

ÇANAKKALE İÇİNDE AYNALI ÇARŞI
Çanakkale içinde Aynalı Çarşı,
Ana ben gidiyom düşmana karşı.
Of gençliğim eyvah.
Çanakkale içinde bir uzun selvi,
Kimimiz nişanlı kimimiz evli.
Of gençliğim eyvah.
Çanakkale üstünü duman bürüdü,
On üçüncü fırka yürüdü.
Of gençliğim eyvah.
Çanakkale içinde bir dolu testi,
Analar babalar mektubu kesti.
Of gençliğim eyvah.
(Kastamonu - İhsan OZANOĞLU - Muzaffer SARISÖZEN)

Kısaca Çanakkale tarih gezim bu adımlamalar içinde sonlandı. Yazımın başında da söylemiştim, bu muhteşem şehir için yüzlerce yazı bulunmakta, ben benim için önemli noktaları adımladım ve gezdim bu sefer… Çanakkale hakkında diğer detaylı gezi yazılarım bir sonraki Çanakkale gezi notlarında yer alacak. Artık bir çay içme vakti ve adımlarım donanma çay iskelesine gitmekte…