Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

TAŞLARIN VE DÜŞLERİN KENTİ DİYARBAKIR…

Sertan ile Van'dan sabahın erken saatlerinde apar topar Diyarbakır yollarına düştük. Sertan yeni bir bayi görüşmesi için planladığımız günden 1 gün önce yollara düştü, zaten Diyarbakır'da oturduğu için birazda dinleniriz tebessümleriyle zevkli ve bol kahkahalı bir yolculuk sonrası şehre ulaştık. Şehir'de tüm tabelalar Kürtçe ve Türkçe, Diyarbakır'a gelince bir kez daha anlıyorsunuz ki bu coğrafya bambaşka, kürt halkı ve türk halkı binlerce yıldır bu topraklarda kardeşlik içinde yaşıyor ama yerel halk kürt ve dili Kürtçe..Saygı duymalıyız.

Öğlene doğru geldik Diyarbakır'a, hemen Sertan'ın eve geçtik. Dinlendikten sonra uzun uzun geçmiş günlerden sohbete başladık. Planımızı yaptık. Yarın sabah erkenden yollara düşeceğim. Sertan iş yerine gidecek ve akşam buluşacağız. Fazla geç olmadan odamıza geçtik ve günün yorgunluğu ile uykuya daldım.

Sabah 08.00 gibi yollara düştük. Sertan beni şehrin merkezinde bıraktı. 2 gün boyunca Her sabah şehir merkezinde bıraktı, akşam bıraktığı yerden aldı ve bu 2 gün boyunca durmaksızın bu kenti gezdim, adım adım keşfettim ve Diyarbakır tüm gezginlerin görmesi gereken, 33 medeniyetin izlerini taşıyan eşsiz bir kültüre sahip bir şehir. Diyarbakır, Anadolu ve Yukarı Mezopotamya coğrafyasının en kadim şehri. Asurlular, Urartulular, Medler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Artuklular, Eyyübiler, Akkoyunlular, Osmanlılar gibi bir çok medeniyet bu şehre imzasını atmış ve tarihe doyuruyor benim gibi gezginleri. Süryanice, Kürtçe, Ermenice, Arapça gibi farklı diller konuşuluyor ve bu zenginlik sarhoş etti beni resmen. Farklı inançlar ve kültürler kaynaşmış burada, tıpkı Mardin ve Midyat'ta gördüğüm gibi. Bu 2 gün boyunca Diyarbakır sokakları beni çağırdı ve her yerde gördüğüm o muhteşem misafirperverlik beni çok mutlu etti ve şaşırttı, Diyarbakır çok modern ve gerçekten gezilmesi, görülmesi gereken bir tarih şehri…

Şehir eski Diyarbakır ve yeni Diyarbakır olmak üzere 2 kısımdan oluşmakta. Genelde gezip görülecek tüm yerler eski Diyarbakır kısmında bulunuyor. Tarihi Diyarbakır surlarının çevirdiği eski Diyarbakır bölümü bir daire şeklinde, şehrin merkezi dediğimiz nokta olan Dağkapı Meydanı'ndan Kıbrıs Caddesi boyunca yürüdüğünüzde sırasıyla Kıbrıs caddesi, İnönü Bulvarı, Turistik Caddesi üzerinden Gazi caddesine ve yine aynı istikametten Dağkapı Meydanı'na geri çıkıyorsunuz. Bu istikamet bir daire şeklinde ama sizi yanıltmasın, bu daireyi adım adım gezmeniz neredeyse 2 günü bulmakta Çünkü gezip görülecek o kadar çok yer var ki..Dağkapı Meydanı'ndan adımlamaya başladığınızda ki tarihi surlar burada başlamakta sırasıyla dümdüz bu istikamette yürüdüğünüzde Tekkapı, Çiftkapı, Urfakapı, Evli Beden Burcu, yedi KARDEŞ Burcu, Mardin kapı olmak üzere surları gezersiniz. Mardin kapı bitiminde önünüzdeki yol Gazi Caddesi oluyor ve bu cadde boyunca da Diyarbakır'ın en önemli tarihi eserleri sırasıyla dizilmiş durumda. Ve bu cadde sonunda yine başladığınız yer olan Dağkapıya geri dönüş yaparsınız.

Diyarbakır Kalesi

Diyarbakır Surlarının uzunluğu yaklaşık 5700 mt, yüksekliği ise 10-13 mt arasında değişmekte. Toplam 82 burç var surlarda. Bunlardan gezilmesi gereken asıl önemli burçları yukarda yazdım zaten. 5600 yıldan beri bu surlar mevcut. Dağkapı tarafındaki burçlar 1932 yılında zamanın valisi tarafından-şehrin hava akışını engellediği gerekçesiyle yıktırılmış. Bu trajik yıkımı gören Fransız araştırmacı arkeolog Albert Gabriel durumu merkeze bildirmiş ve yıkım durmuş. İşte bizim tarihe bakış açımız bu

Keçi Burcu

Keçi Burcundan Dicle panoraması, görülen köprü ise On Gözlü Köprü


Surların Keçi burcu bölümünün üstü çok geniş ve büyük, burada çeşitli cafeler ve oturma alanları var. Diyarbakır surları gezintinize burada başlayabilir ve bir sabah çayı içerek adımlamaya başlayabilirsiniz.


Keçi burcuna çıkmadan önce burcun giriş yerinde yerin altında tarihi çarşı ve eskiden konaklama yeri olarak kullanılan geniş yer altı bölümünü gezebilir ve burada bir mırra içebilirsiniz. Gerçekten içi çok geniş ve tarihin içinde bir dem sunmakta gezginlere.











Surların üstüne çıkıp adımlamaya başladığınızda bir çok giriş kapısı göreceksiniz, bunlar tamamen çökmüş ve zifiri karanlık vaziyette. Surlardan aşağıya sadece belirli kapı ve merdivenlerden inebiliyorsunuz ama dikkat, bunlarda bakımsızlıktan harabe vaziyette. Surların iç kısımlarında tiner çeken, cigara içen, içki içen evsizler ve yerel halktan başıbozuk kişiler var. Ben yine oraya buraya daldığım için 2 saat içinde çok kişiyle karşılaştım, genelde uzun bir bakış atıyorlar ama pek bulaşma yok. Surların üstünde ise yerel halktan bir çok kişi var, genelde Zarasız olarak para isteyen, sigara isteyen kişiler var. Ama fazla ısrar etmiyorlar. Benim tavsiyem yalnızsanız ve benim gibi hafif kırık değilseniz surların iç kısmına girmeyin ve dış kısmındaki ana merdivenlerden yukarıya çıkın.

Surların iç kısmı








Keçiburcu hattında ilerlediğinizde karşınıza mardinkapı çıkmakta ki bu kapıdan aşağıya inerseniz tam karşınızdaki cadde gazi caddesi. Sur üstünden adımlamaya devam ediyoruz ve karşımıza Diyarbakır surlarının en etkileyici burçlarından ikisi; Yedikardeş ve Evli Beden Burcu çıkıyor. Yedikardeş burcu ve Evli Beden Burcu aynı dönemde Artuklular zamanında 1208 yılında yapılmış. Çift başlı kartal ve Mezopotamya mitolojisi kökenli kanatlı aslan kabartmasıyla Diyarbakır'ın sembolü..








Evli Beden Burcu

Bu burçların fotoğrafını çekmek için surlardan aşağıya inip mardinkapı kapısından dış tarafa geçmeniz lazım. Dıs kısım oldukça eski ve gelir düzeyi çok düşük halkın yaşadığı kısım. Tek katlı evler ve çöp yığınları içerisinde bulunan bu kısımda pek fazla durmayın, sadece fotoğraf çekin ve hızlıca geri dönün. Sertan' ı arayıp bu kısıma geçmek istediğimi söylediğimde aynen bana bunları söylediğinde yok canım ya dedim. Ama foto çekmeye başladığımda yanıma gelen 2 genç ki 20-25 yaşlarında, cigara istermisin, paran varmı, sen buralı değilsen, nerelisen gibi yaklaşık 10 dk sıkboğaz ettiler beni, sonrasında fazla ısrarcı olmadan evlerinin olduğu tarafa döndüler. Bende hızlı adımlarla adımladım oradan.


Mardinkapı'dan çıktığınızda karşıda bulunan cadde gazi caddesi ve en önemli eserler de bu cadde boyunca sıralanmış. Cadde boyunca ilerlediğinizde Ulu Cami'yi görürsünüz. Bu cami Anadolu'nun ilk camisi ve İslam aleminin 5.Harem-i şerif'i olarak kabul edilmekte. İlkin pagan dönemine ait bir tapınak iken, 639 yılında kentin Müslümanlara geçmesi ile camiye dönüştürülmüş. Caminin 4 ayrı cephesi var ve bu 4 ayrı cephe islam'ın 4 ana mezhebini temsil ediyor. Günümüzde Hanefi ve Şafiiler iki ayrı mekanda ibadet ediyorlar. Caminin kapısı ve duvarındaki işlemeleri ise 1091 yılında Selçuklular döneminde yapılmış.


Ulu Cami'nin hemen karşısında ise tarihi Hasanpaşa Hanı bulunmakta. Diyarbakır'ın günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış en büyük hanı.1572-1575 yılları arasında Sokullu Mehmet Paşa'nın oğlu Hasan Paşa tarafından yaptırılmış. Bu han cıvıl cıvıl, tüm yerli halk ve gelen turistler bu handa bir mola veriyor ve soluklanıyor. Burası 3 katlı bir han, bahçesinde hediyelik eşya dükkanları, hemen yan tarafında ise tarihi kuyumcular çarşısı'nın han girişi bulunmakta. Üst katında çeşitli cafeler var. Bende bu tarihi handa soluklanarak bir çay molası verdim, notlarımı düzenledim.







Hasanpaşa Hanı

Hasanpaşa Hanından tekrar yollara vurdum kendimi. Saat 14.00 olmuş bu arada. Diyarbakır sokakları cıvıl cıvıl ve her renkten insan var bu sokaklarda.


Tarihsel kişilikler yanında bir de Hürrem var bakın burada

Hanın hemen yanındaki sokaktan içeri girdiğinizde ise çok ilginç mimari yapısı ile Dört Ayaklı Minare karşınıza çıkmakta. 1500 yılında Akkoyunlu Sultanı Kasım Bey tarafından yaptırılmış. Anadolu'da bulunan dört sütun üzerine oturtulmuş tek minare özelliği taşıyor. Dört ayak İslam'ın dört mezhebini temsil ediyor. Minare ise İslam Dinini temsil ediyor. Gerçekten çok ilginç bir minare. Buradan yürüdüğünüzde hemen karşınıza Balıkçılarbaşı semti çıkıyor. Bu minare altından geçtiğinizde dileğiniz gerçekleşiyormuş. Ben de altından geçtim, ve dileğimi tuttum, ne mi? Daha çok yol, daha çok seyahat tabi

Dört Ayaklı Minare








Bu sokağın en ünlü tarihi yapısı Mar Petyun Keldani Katolik Kilisesi. 17.yy da yapılan kilise Süryaniler tarafından kullanılıyor ve ibadete açık.


Bu sokağın en ünlü tarihi yapısı Mar Petyun Keldani Katolik Kilisesi. 17.yy da yapılan kilise Süryaniler tarafından kullanılıyor ve ibadete açık.


Mar Petyun Keldani Katolik Kilisesi





Kiliseyi gezdikten sonra tekrar Gazi Caddesine çıktım. Buradan cadde boyunca adımlamaya başladım. Diyarbakır siyasi sebeplerden dolayı birçok üzücü olayın yaşandığı bir şehir ve insanlar bu kötü ve üzücü olayları üzüntüyle hatırlıyor ve bazılarını ise hatıralarında yaşatıyor.





Hafız Akdemir Sokak

HAFIZ AKDEMİR

Hafız Akdemir, 8 Haziran 1992'de Diyarbakır'da Özgür Gündem bürosuna giderken silahlı saldırıya uğradı. Öldü, 27 yaşındaydı. Diyarbakırlıydı, 1964'te doğdu. Annesi evde altı çocuğunu büyütmek için çalıştı, babası mahalle bakkallığı yaparak evin geçimini sağladı. Hafız, 24 yaşında babasını kaybetti.Liseyi bitirmeden tutuklandı, cezaevinden çıkınca Ekim 1991'de Diyarbakır'da haftalık Yeni Ülke gazetesinde gazeteciliğe başladı. Sonra Özgür Gündem'in Diyarbakır muhabiri oldu.
Hafız Akdemir cinayeti sekiz yıl "faili meçhul" kaldıktan sonra Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 2000'de başlatılan 31 sanıklı Hizbullah Ana Davası'na konu olan 188 cinayet arasında yer aldı. Cinayetle ilgili Hizbullah sanığı Fuat Balca kendisinin gözcülük yaptığını, Mahmut Kaya'nın eylem talimatını verip silah temin ettiğini, "Hüseyin" kod adlı Cihan Yıldız'ın tetiği çektiğini söyledi.20 Aralık 2009'da mahkeme Balca'yı ve 15 sanığı müebbet hapse mahkûm etti. Fakat Yargıtay 9. Ceza Dairesi'ne giden dosya karara bağlanamadan, 1 Ocak 2011'de Ceza Muhakemeleri Kanunu (CMK) yürürlüğe girdi. Bu kapsamda tutukluluk süresi on yılı geçen 12 sanık tedbir şartıyla 3 Ocak 2011'de tahliye oldu. Akdemir'i öldürmekten de yargılanan Balca tahliye edilen sanıklar arasındaydı.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi 11 gün sonra 14 Ocak 2011'de tedbir şartıyla tahliye edilen sanıkların tekrar tutuklanmasına karar verdiyse de Balca bulunamadı. Yargıtay 26 Ocak 2011'de Balca ve 15 sanığın müebbet hapsini onadı.Mahmut Kaya'nın Mayıs 2000'de İstanbul Kartal'da polisle çatışırken öldürüldüğü iddia edildi. Tetikçi zanlısı "Hüseyin" kod adlı Cihan Yıldız ise cezaevinde tutuklu yargılanıyor.
Gazi Caddesi boyunca adımlarken hemen bir tabela bizi Kazancılar Sokağına götürüyor. Ana yol üzerinde, sağa saptığınızda daracık bir sokak burası. Diyarbakır'ın tüm kazancı esnafının toplandığı sokak burası. Ama bu sokağın önemli bir ziyaret merkezi var; Sülüklü Han..


Kazancılar Sokağı


Sülüklü Han

1683 yılında Mahmut Çelebi ve kız kardeşi Atike Hatun tarafından yaptırılmış. Yaptırıldığı yıllarda 3 katlı, her katında 18 oda bulunuyormuş. Şimdi ise sadece tek bir kat var burada. Sülüklü Han içi yine cıvıl cıvıl. Burada 2 tane cafe ve kitap-cafe bulunmakta. Burada soluklandım, meşhur Diyarbakır şarabı içtim. Şarabın yanında kocaman bir tabak beyaz peynir getiriyorlar ve şaraplar el yapımı. Fiyatıda İstanbul'a oranla ucuz, kadehi 5 tl idi. Bahçenin müdavimi 2 kedi bulunmakta, eğer peynir yemenize izin verirlerse bu kediler okey, ama yoksa kafanıza bile çıkabiliyorlar miyavlayarak Buraya Sülüklü Han denmesinin sebebi ise avlusunda yer alan kuyudan tedavi amaçlı çıkarılan sülüklerden dolayı. Ama şimdi sülük falan çıkarılmıyormuş

Sülüklü Han'dan saat 19.00 gibi ayrıldım ve merkeze Dağkapı yönüne adımlamaya başladım. Dağkapı'da Sertan ile buluştum. Eve gittik. Bugünkü turlamam çok zevkli ve güzeldi benim için. Daha ilk günümde o kadar sevdim ki Diyarbakır'ı…Yolda kime adres sorduysam işlerini bırakıp canla başla adres tarif ettiler, yolda adres sorduğum dükkanlar soluklan burada, bir çay içelim kardeşim diye ısrar ettiler, misafirperverlik, kardeşlik…Ne kadar yanlış tanımışız bu şehri, ne kadar yabancı kalmışız Diyarbakır'a..Akşam Sertan ile konuşunca ondan dinledim bir kez daha şehri; hayranlıkla, mutlulukla..

Diyarbakır'da 2.günüme sabah saat 08.00 gibi başladım. Yine Sertan beni Dağkapı'ya bıraktı. Artık tam anlamıyla şehri çözmüş vaziyetteyim. Dedim ya, tam bir yuvarlak çiziyoruz eski Kaleiçi dediğimiz bu bölgede. Dağkapı'da yer alan Artuklular zamanında yapılmış kale kapısı ise nefis bir görsel sunum yapıyor bana.


Dağkapı kale kapısı


Dağkapı

Hemen karşımda bulunan Gazi caddesine adımlıyorum yine. Bugünkü planım Diyarbakır'ın kesinlikle görülmesi gereken bir eseri, Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi ve Ahmet Arif Müzesi


Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi

Gazi caddesini kesen Alipaşa mahallesinin en sonunda, dar bir sokaktan ilerlediğinizde karşınıza çıkıyor bu kilise. MÖ yıllarda bir güneş tapınağı olarak kullanıldığı bilinen bir mabedin üzerine 3.yy'da yapılmış. Süryani Ortodoks olarak bilinen Yakubi mezhebine ait. İbadete açık ve aktif olarak kullanılıyor. Çeşitli zamanlarda bu kilisede görev yapmış ve görevi başında ölen pek çok rahip ve patriğin mezarları var kilise içinde. Avluda bir misafirhane ve lojman var.
Kiliseden çıkıp hemen yan sokağa geçtiğinizde burada Dengbej Evi ve Turizm Bürosu bulunmakta. Mimarlar Odası tarafından restore edilen bu ev tarihi bir Diyarbakır evi ve Diyarbakır ziyaretinde bulunan gezginlerin soluklanıp bir çay içebileceği, bir yandan da yöresel bir müzik olan klam dinledikleri bir yer. Dağkapı, Mardinkapı ve Dengbej evi olmak üzere Diyarbakır'da 3 adet turizm bürosu var Diyarbakır'da.



Dengbej Evi

DENGBEJ VE DENGBEJLİK GELENEĞİ

Dengbej sözcüğü ''deng'' –ses ve ''bej''-söyleme sözcüklerinden oluşan birleşik bir Kürtçe sözcük. Trajedi, kader, keder, mutluluk, sevgi gibi olayları duygusal bir dille işleyen, ritim ve melodiyle süsleyen, müziğin sihriyle olgunlaştırıp aktaran kişiye deniyor Dengbej. Dengbejlik bir kürt geleneği. Evdale Zeynike, Meyremxan, Eyşe Şan gibi isimler bu geleneğin en önemli temsilcileri.
Burası gerçekten bambaşka bir kültürü barındırıyor. Bir kültür zenginliği içerisinde hissediyorum kendimi. Kürtçe bilmiyorum ama yıllardan beri sanki biliyormuş gibi söylenen şarkı ve ezgilere eşlik etmeye çalışıyorum. İçtiğim çay, dinlediğim ezgiler bambaşka yerlere götürüyor beni.
Dengbej Evinden çıkıp geldiğim istikamet olan Gazi caddesine çıkıyorum ve Dağkapı tarafına adımlıyorum. Dağkapı meydanına geldiğinizde önünüze çıkan ilk kavşağın adı İnönü Bulvarı ve bu bulvarın sağ tarafında İçkale dediğimiz Diyarbakır'ın ilk yerleşim alanı bulunmakta. Bu alanda yine görülmesi kesinlikle gereken Artuklu Kervansarayı, Amida Höyüğü ve Artuklu Sarayı bulunmakta. Ben broşür almak için turizm ofisine girdiğimde görevliler buranın kapalı olduğunu ve yıl sonuna kadar restore çalışması olduğundan bahsetti. Bin lanet ederek ayrıldım. Diyarbakır'a gelip burayı görememek çok koydu gerçekten. Planlarım alt üst olmuştu. Bende fırsat bu fırsat deyip yeni Diyarbakır tarafına adımladım. Belediye binasının olduğu ana meydan yeni Diyarbakır olarak adlandırılıyor. Metropol ve Diclekent semtleri modern binalar ve caddeleri ile İstanbul tarzını yansıtıyor. Burada yer alan Parkorman ideal bir soluklanma mekanı. Yine parkorman bitişiğinde yer alan Cegerxwin Sanat Akademisi isteyen ziyaretçilere bir saat boyunca burada olan dersliklerde bir derse katılma izini veriyor ve Kürtçe Sanat Eğitimi alan öğrencileri gözlemleme şansı veriyor. Ofis Semti denilen semt ise üniversite öğrencilerinin yoğun olarak bulunduğu bir yer, burada Sanat Sokağı denilen bir sokak var, çok sayıda cafe var bu sokakta, canlı müzik, sohbet, kahkaha eksik olmuyor. Fotoğraf çekemedim çünkü yine aksilik oldu ya-makinanın şarjı bitti. Yine küfür ede ede buradaki bir cafe de bir çay söyledim kendime ve notlarımı tuttum.
Soluklandıktan sonra Türkiye'nin en önemli şairlerinden biri olan ve Hasretinden Prangalar Eskittim adlı kitabı hep başucumda duran Ahmet Arif'in doğup büyüdüğü Xançepek Mahallesine adımlıyorum. Burası Gazi caddesinde yer alan Ulu Cami'nin hemen yanında yer alıyor ve bu mahallede yer alan Yağcı Sokağın ismi Ahmet Arif Sokak olarak değiştirilmiş. Ben gittiğimde müze kapalıydı. Etrafında ise bir branda gerilmiş ve yer altı çalışması Ben de koca şair için orada anısına ufak bir dörtlük mırıldandım;
Seni baharmışsın gibi düşünüyorum
Seni Diyarbekir gibi,
Nelere, nelere baskın gelmez ki
Seni düşünmenin tadı…
Ahmet Kaya'nın en sevdiğim şarkılarından birisi ve şiir Üstad Ahmet Arif'e ait..

Saat 15.25 olmuş bu arada. Sertan'ı aradım, bugün biraz daha erken kaçacağız eve. Sertan 15 dk sonra ordayım dedi. Ben de meydana oturup gelip geçeni izlemeye başladım. Bu arada aldığım ufak notları derledim. Diyarbakır'da alkollü içki servisi pek yok. Büyük otellerde bulabilirsiniz alkollü yemek ve servisi. Süryani şarapları çok ünlü. Menengiç (yabani fıstık) kahvesi çok ünlü. Menengiç'in yağı çıkana kadar iyice dövülmesi ve bu dövülen menengiçin süt ve şekerle birlikte cezvede koyulaşana kadar kaynatılması sonucu oluşan kahve nefis bir içime sahip. Yine Diyarbakır'da bağcılık çok ünlü ve bilinen 53 çeşit üzüm var burada. Ve tabi Ciğer Diyarbakır'a gelip'te Ciğerci Muharrem'de ciğer yemeden dönerseniz o geziniz eksik kalmış demektir. Ciğer o kadar ünlü ki burada kahvaltıda bile ciğer tüketiliyor ve gerçekten lokum gibi
Sertan dediği saatte geldi ve aldı beni. Eve doğru kırdık rotayı. Akşam bol kahkahalı ve sohbetli bir ortamdan sonra günün yorgunluğu ile bir duş aldım ve yatağa geçtim. Sabah erkenden Mardin Yollarına düşeceğim. Diyarbakır'da geçirdiğim bu 2 gün dopdolu ve çok mutlu geçti. Ben Diyarbakır'ı çok ama çok sevdim. Diyarbakır Gezgini olmaktan mutluluk duydum ve siz de en kısa sürede bu muhteşem şehri ziyaret edin, tarihini yudumlayın, sokaklarında kaybolun. Diyarbakır sokakları çağırır sizi, üzmeyin; gezin İnanın çok mutlu olacaksınız