Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

ESKİŞEHİR GEZİ NOTLARI

Eskişehir insanı, hoşgörüsü, modern şehir yaşamı ve toplumsal kültürü ile vazgeçilmez şehirlerimizden biri. Defalarca gittiğim ve her defasında adım attığım her anında mutluluk duyduğum yer. Eskişehir'de o kadar çok yer var ki gezilecek ve görülecek; ben belli başlı gezi noktalarını kaleme aldım. Eskişehir gezimiz başlasın…

ESKİŞEHİR'İN TARİH SAYFALARINDAKİ YERİ

Bugünkü Eskişehir ili, Eski ve Orta Çağlarda Yunanca Dorylaion, Latince Dorylaeum ismi ile tanınan bir kentti. Arap kaynaklarında ise şehrin adı Darauliya, Adruliya ve Drusilya olarak verilmiştir. Dorylaion, antik kaynaklarda önemli yolların kavşak noktasında kaplıcaları ile ünlü, ticaret ile zenginliğe kavuşmuş bir Frigya (Phrygia) şehri olarak geçer ve şehrin kurucusu olarak Eretrialı Doryleos gösterilir.

Özellikle Bizans çağında önem kazanan kentte imparator Justinianos'un yazlık sarayının varlığından söz edilir. 19. yüzyılda birçok gezgin ve bilim adamı, bölgeye yaptıklan gezilerin ve araştırmaların sonucunda Eskişehir'in 3 km kuzeydoğusunda, Porsuk Çayı'nın kuzeyinde yer alan bugünkü adıyla Şarhöyük ören yerinin antik Dorylaion şehri olduğunu saptamışlardır. Burası 17 m. yüksekliğinde, 450 m çapında Orta Anadolu'nun orta büyüklükteki höyüklerinden biridir. Burada 1989 yılında itibaren Kültür Bakanlığı ve Anadolu Üniversitesi adına Prof. Dr. A. Muhibbe Darga başkanlığında bir ekip tarafından arkeolojik kazılara başlanmıştır. Halen devam etmekte olan kazılarda, höyükte şimdilik Osmanlı Dönemi'nden ilk Tunç Çağı'na kadar geri giden sürekli bir yerleşmenin olduğu saptanmıştır. Dorylaion - Şarhöyük, Bizans'ın Selçuklular'a karşı korunmasında büyük rol oynamış ancak 1176'da Selçuklu Sultanı II. Kılıçaslan'ın Bizans İmparatoru Manuel Komnenos'u mağlup etmesinden sonra kent, Selçuklular'ın egemenliği altına girmiştir. Bundan sonra uzun bir zaman yıkık ve terkedilmiş olan Dorylaion-Şarhöyük'ün yakınında, harabenin güneyinde yeni bir yerleşme kurulmuştur. W. M. Ramsay'in bildirdiğine göre, büyük olasılıkla Dorylaion harabelerine Eskişehir adı verilmiş ve bu ad o zamandan günümüze uzanmıştır.

ESKİŞEHİR'E NASIL GİDİLİR?

Bu nefis şehre ulaşım çok kolay. Tren, Otobüs, araba hatta otostop  Kavşak noktasında bulunan Eskişehir, bir çok yerleşim noktasına olan yakınlığı ile her an gidilebilecek ve gezilebilecek bir seyahat noktası.



ESKİŞEHİR GEZİ REHBERİ

Eskişehir'i tamamen yürüyerek gezebilirsiniz. İsterseniz tramvay'da kullanabilirsiniz. Ben her defasında yürüyerek geziyorum, her defasında da hep farklı bir güzellik ve fotoğraf karesi yakalıyorum.

HALLER GENÇLİK MERKEZİ

1930' lu yıllarda yapılmış yaş meyve sebze hal binasının yenilenen yüzü Cafe ve Fast Food alanlarının olduğu ayrıca Tepebaşı Sahnesi tiyatro salonunun bulunduğu merkezde çay kahve molası verebilir meşhur su muhallebisinin tadına bakabilirsiniz.



JAPON BAHÇESİ

2010 Türkiye'de Japon Yılı etkinlikleri kapsamında tamamen EBB'nin kendi imkanları ile yapılan 22 dönümlük alanda Japon Bahçe kültürünü yakından görebilir ilkbahar aylarında da Sakura (Japon Kirazı) ağaçlarından oluşan kiraz tepesinde ağaçların açtığı çiçeklerin renk güzelliği içinde dolaşabilirsiniz.



ESKİŞEHİR ETİ ARKEOLOJİ MÜZESİ

Eskişehir ETİ Arkeoloji Müzesi, Türkiye'de özel sektör desteği ile hayata geçirilen ilk müze olma özelliğini taşıyor. Müze'de sergilenen eserler Neolitik, Kalkolitik, Tunç, Hitit, Frig, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait. Eti firmasının sponsorluğu ve desteği ile yapıla bu bina modern sergileme yöntemleri, ferah alanı ve ışıklandırması ile zevkle gezebileceğiniz bir kültür noktası. Hatırlarsanız gazetelerde ve televizyonlarda Müzede sünnet kutlaması yapıldı adlı bir haber çıkmıştı ve bayağı ses getirmişti. İşte o müze bu müze. Aklım almıyor ama neyse, siz aşağıdaki sekmeye tıklayıp o haberi okuyabilirsiniz.

http://www.hurriyet.com.tr/arkeoloji-muzesinde-sunnet-tartismasi-26661197



















ODUN PAZARI

Eskişehir'in tarihi ilçesi Odunpazarı gizemi, ihtişamı ve sıcak insanlarıyla hep gelenlere güzellik sunmuştur. Bazen olur ya hani, şehrin stresinden, sıkıntısından kaçıp uzak bir yere gitmek ister insan, üzerine yıkılacakmış gibi duran o kocaman binaların arasında sıkışıp kaldığımız zamanlarda hayal ettiğimiz, çocukluk anılarımızı tazeleyerek dinlenmek istediğimiz, birçok ruh haline hitap edebilen özel bir yer ararız ya… işte Odunpazarı böyle özel bir mekan.



Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde de adından büyük bir övgü ile söz edilen Odunpazarı, bugün seyahatnamede adı geçen sokakların 5'ini aynı ismi ile korumaya devam ediyor. Dar sokakların iki yanına sıralanan evlerin bazıları bembeyaz duvarlarının arasında kahverengi çerçeveleri ile bir yağlıboya tablodan fırlamış gibi görünüyor. Bazı evler ise çivit mavisi, kiremit kırmızısı görünümleri ile bu tabloya farklı renkler katıyor.



Evler, Osmanlı döneminin kent mimarisinin önemli özelliklerini içinde barındırıyor. Hem yaşam alanı hem de ailenin ekonomik faaliyetine uygun biçimde tasarlanan evlerde genellikle alt katta mutfak, ahır, çamaşırlık veya depo bulunurken aile, yaşamını üst katlarda sürdürüyor. Eskişehir'de 1905 yılında çıkan büyük yangın kentin aşağıda bulunan esnaf bölgesini ortadan kaldırınca, ticarethaneler ve kamu yapılarının bu bölgeye doğru kaydığı "Odunpazarı" ismini alan bölge, aynı zamanda; lületaşı ustaları, bakırcılar ve demirciler gibi geleneksel el sanatlarının isimleriyle anılan sokakların kurulmasına sahne olmuş. Osmanlı sivil mimari örneklerini koruyan kent, kıvrımlı yolları, çıkmaz sokakları, ahşap süslemeli bitişik düzenli, cumbalı evleri ile örf, adet ve geleneklerini koruyarak bir bütün olarak günümüze kadar gelmiş.



Odunpazarı'nda gezerken birbirine bakan pencereler, sokaklar arasında gezerken bir bakıyorsunuz devasa bir konak, bir bakıyorsunuz yanında beton yığını bir yapı. Beton yığınına baktıkça üşüyor, konağa baktıkça içiniz ısınıyor. O konağın terk edilmeden önceki hali gözünüzün önüne geliyor ve içiniz burkuluyor. Bir şehrin sokakları bu kadar mı güleç yüzlü olur bunu Odunpazarı'nda fark ediyorsunuz Orta mahalle, Cunudiye, Dede mahallelerini birbirlerine açılan odalar gibi adeta. Çoban Çeşme Sokağı, Yeğilefendi Sokağı, Kalender sokak derken bir de bakıyoruz mahallenin ortasında mezarlığın yanından geçiyorsunuz.



Bu evler Osmanlı'nın son dönemine yakın gelir düzeyi yüksek aileler tarafından yaptırılmış. Ayakta kalan evlerin büyük bir bölümünde insanlar oturuyor. Bazıları yıkılmış yerine yenileri yaptırılmış, bazıları da bakımsızlıktan kaderlerine terk edilmiş. Yeniden restore edilmiş konaklara girdiğinizde kendinizi alamıyorsunuz. İçlerinde 3-4 neslin yaşadığı bu evlerde kim bilir ne hikayeler yaşanmıştır diye düşünüyor ve vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.



Buradaki birbirinden güzel tarihi evlerde ünlü konuklar ağırlanmaya başlamış bile. Tiryaki Hasan Paşa Sokağına bakan üç katlı bina Kurtuluş Savaşı yıllarında Yunan komutanın karargahı ve cephaneliği olarak kullanılmış. Arif Nihat Asya "Bayrak" şiirini bu evde yazmış. Aynı sokaktaki bir Başka eve buncan üç asır önce Evliya Çelebi misafir olmuş. Geçmişte ünlü kişileri ağırlayan bu evler yeniden hayata geçirilerek misafirlerini ağırlamaya hazırlanıyorlar.



ATLIHAN EL SANATLARI ÇARŞISI

Atlı Han 1850'li yıllarda Eskişehir'in büyük toprak sahiplerinden Takattin Bey tarafından çevre köy, kasaba ve şehirlerden gelen pazarcıların, seyyahların ve köylülerin hem kendilerinin hem de hayvanlarının konaklamaları için yapılmıştır. Her gün meydanda kurulan odun pazarına, odun satmak için gelen köylüler, önce Atlı Han'a uğrar; öküz arabalarını ve hayvanlarını buraya bırakır, pazara giderlerdi. Akşam olduğunda hana döner geceyi burada geçirirlerdi. Yapıldığı tarihten günümüze kadar birçok defa el değiştiren Atlı Han genel olarak asıl amacının dışında kullanılmadı. Kurtuluş Savaşı yıllarında bölge Yunanlılar tarafından işgal edildiğinde Beyler Sokak ile Tiryaki Hasan Paşa Sokağının kesiştiği yerdeki bir numaralı evi karargah binası olarak kullanan Yunan askerleri, her gün Atlı Han'ın karşısındaki meydana gelir, hava kararıncaya kadar kendileri için konulmuş masalarda oturur, Atlı Han'ın çay ocağından gelen çayı içerlerdi. Cumhuriyetten sonra Eskişehir Garnizon Komutanlığı, burayı o dönem hanın sahibi Çerkez Hüseyin'den atlarını barındırmak amacıyla kiraladı. Fakat  askerlerin yüzlerce atı her gün iki defa Akarbaşı Camisi'nin bulunduğu mevkiye sulamaya getirip götürürken oluşturdukları gürültüden halkın rahatsız olması nedeniyle birkaç ay sonra hanı boşaltmak zorunda  kaldılar.
Zemin ve birinci kattan oluşan Atlı Han, içerisinde sanat atölyeleri ile lületaşı, gümüş ve geleneksel el sanatları ürünlerinin üretilip teşhir ve satışının yapıldığı bölümlerin yanı sıra, restoran ve kafeterya ile sosyal hayata kazandırılarak ticari bir merkez olarak hizmet veriyor.





DEVRİM

Devrim Arabaları, Tolga Örnek'in yazıp yönettiği dram türündeki 2008 yılı yapımı Türk filmi. Bu filmi izlediniz mi bilmiyorum ama izlemediyseniz kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum. Beni en çok heyecanlandıran gezi noktası burası olmuştur. Filmi izledikten sonra ardından buraya gelirseniz filmde anlatılmak istenen mücadeleyi ve duyguyu anlayabilirsiniz.



1961 yılında 4 adet üretilen DEVRİM Otomobillerinden sadece birisi günümüze ulaşmış. Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi A.Ş. TÜLOMSAŞ/Eskişehir bahçesinde, özel olarak yapılan camlı garajda muhafaza edilen DEVRİM Otomobili halen çalışır durumda.



DEVRİM TARİHİ

16 Haziran 1961 günü Devlet Demiryolları Fabrikaları ve Cer Dairelerinin yönetici ve mühendislerinden 20 kadarı Ankara' da bir toplantıya çağrıldılar. Toplantıya başkanlık eden Genel Müdür Yardımcısı Emin BOZOĞLU, Ulaştırma Bakanlığından alınan bir yazıyı okudu. Yazıda " Ordunun cadde binek ihtiyacını karşılayacak bir otomobil tipinin geliştirilmesi " görevinin TCDD İşletmesine verildiği ve bu amaçla 1.400.000.-TL ödenek ayrıldığı belirtiliyordu. Verilen termin 29 Ekim 1961, yani tanınan süre 4.5 aydı. Bu süre içinde bu çapta bir geliştirme çalışması yapılabilir miydi ? Bırakınız geliştirmeyi, hiçten yola çıkarak, çalışabilecek bir otomobil yapılabilir, böyle bir mucize gerçekleştirilebilir miydi? Toplantıda söz alanların çoğu böyle bir projede seve seve çalışmaya hazır olduklarını, fakat böylesine kısa bir sürede sonuç alınabileceğini sanmadıklarını dile getirmeye çalışmış, bir kısmı da " hayır " demişlerdi. Tüm ülkede ise üniversitesinden, basınına, bir avuç sanayicisinden, politikacısına, sesini duyurabilen herkes Türkiye'de ne otomobil, ne de motor yapılabileceğine inanıyor, özel sohbetlerde, röportajlarda, hatta film gösterili konferanslarda bu görüş vurgulanıyordu. Fakat bu inanılmaz şey gerçekleşiyor ve 29 Ekim 1961 sabahı Türkiye' de yapılan bir otomobil, kaportası pürüzsüz olmasa da, kendi tekerlekleri üzerinde ve yine Türkiye' de yapılan kendi motorunun gücüyle Büyük Millet Meclisi binasının önüne götürülerek Cumhurbaşkanı Cemal GÜRSEL Paşa' ya sunulabiliyor, bir ikincisi Paşa' yı Anıtkabir' e götürüyor, sonra da Hipodrom' daki  geçit resmine katılıyordu.Zamana karşı yapılan yarışın kazanılmasında görev alan mühendislerin proje süresince hafta sonları da dahil her gün, en az 12' şer saat, gerektiğinde bazı geceleri sökülmüş bir otomobil sedirinin üzerinde birkaç saat kestirmek suretiyle işbaşında kalmaktan kaçınmayacak ölçüde davaya gönül vermiş olmalarıydı.



16 Haziran 1961 günü yapılan toplantıda, çalışmalar için en uygun yerin, (bugünkü TÜLOMSAŞ)  Eskişehir Demiryolu Fabrikalarında dökümhane olarak yapılıp kullanılmayan bir bina, en uygun yöntemin de elden geldiğince çeşitli tipten otomobil yapısını yakından inceleyerek fikir edindikten sonra, yapılacak tipin boyutları, motor, şanzıman vb. öteki grup ve parçalarının nasıl tasarlanıp imal edileceği üzerinde durulması olduğu sonucuna varıldı. İşyeri olarak seçilen atölyenin hazırlanması için Eskişehir' e talimat verildi ve otomobili olanların 19 Haziran' da Eskişehir' de bulunmaları istendi. Dökümhane binası zemini, lokomotif kazanlarında kullanılmak üzere alınan saç levhalarla döşendi. Kapının üzerine, kocaman rakamlarla kaç gün kaldığını gösteren bir levha asıldı. Projenin bitimine dek bu levha, her gün bir azalarak, sonuna kadar orada kaldı. Atölyede bir baş üstü gezer vinç, çeşitli bankolar ve bir toplantı masası vardı. Yakınında bir de çay ocağı bulunan bu masa dört ay süreyle hem toplantılar, hem dinlenme, hem de gerektiğinde çalışma masası olarak kullanıldı. Önce otomobilin ana hatları saptandı. Dört ila beş kişilik, toplam 1000-1100 kg-ağırlığında, orta boy denilebilecek bir tip üzerinde mutabık kalındı. Motor 4- zamanlı ve 4 silindirli olmalı, 50-60 BG vermeliydi. Karoseri için hazırlanan 1:10 ölçekli maketlerden seçilen birinin 1:1 ölçekli alçı modeli yapıldı. Karoserin damı, kaput ve benzeri saçları, bu modelden alınan kalıplarla yapılmış beton bloklara çekilmek ve çekiçle düzeltilmek suretiyle tek tek imal edildi. Bir yandan da Willy's Jeep, Warswa, Chevrolet, Ford Consul, Fiat 1400 ve 1100 motorlarının incelenmesinden sonra Warswa motoru örnek alınarak yandan supaplı bir 4- silindirli motorun gövde ve başlığı Sivas Demiryolu Fabrikasında dökülüp, Ankara Demiryolu Fabrikasında işlendi. Piston, segman ve kolları Eskişehir' de yapıldı. Motor Ankara Demiryolu Fabrikasında monte edildi. Frenlemede 40 BG' den fazla güç alınamayan bu motora alternatif olarak Ankara Fabrikası aynı gövde ve krank milinden  yola çıkarak başka bir tip geliştirdi. B- motoru adı verilen üstten supaplı bir üçüncü motorda Eskişehir' de imal edildi.



Süspansiyon grubu ön takımlar için " Mc Pearson " sistemini önerdi ve numuneye göre Eskişehir' de imal edildi. Eylül sonlarına doğru ön ve arka camları piyasada bulunabilenlere intibak ettirme  zorunluluğu nedeniyle modele göre biraz değiştirilmiş, iki gövde çakılmış ve biri A, öteki B tipinden iki ayrı motor hazırlanmış bulunuyordu. Şanzımanlar, Ankara Fabrikasınca tümü yerli olarak yapılmıştı. Montaja geçildiğinde karşılaşılan en büyük sorun, gövde – motor uyumunu sağlamak, debriyaj, gaz ve fren kumanda mekanizmalarını yerleştirmek ve direksiyonun en uygun konumunu bulmaktı. Ayarlı direksiyon önerisi kabul edilmedi. İki yıl sonra Cadillac bunu bir yenilik olarak getiriyordu. Nihayet Ekim ortalarında Devrim otomobillerinden ilki tecrübeye hazır duruma gelebildi. Elektrik donanımı ile diferansiyel dişlileri, kardan istavrozları ve motor yatakları ile cam ve lastikleri dışında tüm parçaları yerli idi. Bir yandan bu ilk otomobilin yol tecrübeleri sürdürülürken bir yandan da Cumhurbaşkanı' na sunulmak üzere B- motoru ile donatılan ikinci otomobilin yetiştirilmesine çalışılıyordu. Siyah renkteki bu 2 numaralı Devrim' in son kat boyası ancak 28 Ekim akşamı vurulabildi. Pasta ve cilası Ankara' ya sevk edilirken gece trende yapıldı. Buharlı lokomotiflerle çekilen trende bacadan sıçraması muhtemel kıvılcımlardan ötürü güvenlik önlemi olarak benzin depoları boşaltıldı.



Tren sabaha karşı Ankara' ya ulaştı. İki Devrim Otomobili o zamanlar Sıhhiye semtinde bulunan Ankara Demiryolu Fabrikası' na indirildi. Manevra imkanı sağlamak için depolarına yalnızca birkaç litre benzin kondu.  Asıl ikmal sabahleyin Sıhhiye' deki Mobil Benzin İstasyonundan yapılacak, sonra da Meclis' e gidilecekti.  29 Ekim sabahı, Devrimler motosikletli oldukça kalabalık bir trafik ekibinden oluşan eskortun arasında yola çıktı. Çıktı ama, eskorttakiler, benzin alma işinden haberleri olmadığı için, Mobil' e uğramadan yola devam ettiler. Meclis' in önüne gelindiğinde durum anlaşıldı, acele getirilen benzin 1. Arabaya kondu. 2 numaraya konacağı sırada Cemal Paşa Meclis' in önüne gelmiş ve Anıtkabir'e gitmek üzere 2 numaralı Devrim Otomobiline binmişti. Yola çıkıldı. Fakat 100 m. Kadar sonra motor öksürerek durdu. Cemal Paşa' nın " Ne oluyor ? " sorusuna direksiyondaki Yüksek Mühendis Rıfat SERDAROĞLU " Paşam, benzin bitti. " cevabını verdi. Paşa' dan özür dilenilerek 1 numaralı Devrim' e geçmesi rica edildi. Buna uyan Cemal Paşa Anıtkabir' e bu otomobil ile gitti. İnerken ünlü " Batı kafasıyla otomobil yaptınız ama, doğu kafasıyla benzin ikmalini unuttunuz "  sözlerini söyledi. Ertesi gün bütün gazetelerin söz birliği etmişçesine " 100 metre gidip bozuldu " başlığını attıkları 2 numaralı Devrim, aynı gün Hipodrom' daki geçit törenine katılıyor, ne bundan, ne de Cemal Paşa' nın Anıtkabir' e bir başka Devrim otomobili ile gittiğinden söz ediliyor; yalnızca haber, yorum ve fıkralarda harcanan bunca paranın boşa gittiğinden dem vuruluyordu. Oysa aynı yıl Tarım Bakanlığı bütçesine konmuş bulunan " At neslinin ıslahı " için 25 Milyon TL. ödenek ve sonucundan kimse söz etmiyordu.



Devrim'in hemen yanında yer alan bu led ekranında Devrim hakkındaki tüm bilgilere, fotoğraflara, haberlere ulaşabilirsiniz. Bu arada giriş ücretsiz.

PORSUK VE ÇEVRESİ

Porsuk'un köprüleri son dönemde yenilendi, hepsi birbirinden güzel hale getirildi, peki bu köprülerin adı ne? Birincisi İki Eylül köprüsü, üstünden tramvay altından tekne geçiyor, ikinci olarak Göksü köprüsü geliyor. Sonrasında, Atatürk Köprüsü ve Kütahya Köprüleri var.













ADALAR

Şair Fuzuli Caddesi, Atatürk Caddesi ve Porsuk Çayı arasında bulunan bölgenin tamamı eski dönemlerde şehrin tanınmış ailelerinden birine ait olduğundan, "Yalaman Adası" olarak anılmaya başlanmış. Bu bölgenin porsuk kenarı bir gezi ve eğlence bölgesine dönüşmeye başladıktan sonra isim "Adalar" olarak isimlendirilmeye başlanmış. Porsuk kenarında 1960'lı yıllarda bulunan yazlık sinemalar, 1970'li yıllarda yerini gazinolara, 1980'li yıllarda ise lunaparklara bırakmış. 1980'li yılların sonuna doğru ise lunaparklar yerini cafelere bırakmış, Adalar bir gezinti yeri olmuş. 1980'lerin sonuna kadar Porsuk Çayı'nın bu bölgesinde kayıklar kiralanırdı. Çayın bir tekstil fabrikasının güzide renkleri ve şehrin kanalizasyon suyu ile kirlenmesinden sonra kayık gezintileri tarihe karışmış, şehrin kanalizasyon altyapısının çözülmesi ve çayın ıslahından sonra da bu gelenek tekrar canlandırılmış.

KENTPARK

Kent Park, Eskişehir'de otogar ile Gökmeydan mahallesi arasında kalan ve Porsuk Çayı boyunca uzanan, yaklaşık 270 bin metrekarelik devasa bir park alanı. Aşağıdaki fotoda bu parkın eski halini görebilirsiniz.



Parkta 20 bin metrekarelik bir gölet, gölet içinde bir ada, lokantalar ve kafeler, gül bahçeleri, çocuk oyun alanları, spor sahaları, botanik kafeler gibi pek çok sosyal tesis yer almakta.





SEYYİT BATTAL GAZİ KÜLLİYESİ

Seyyit Battal Gazi Külliyesi, Eskişehir'in Seyitgazi ilçesinde, 150 metre yüksekliğinde Üçler Tepesi'nin doğuya bakan yamaçları üzerindeki külliye. Eskişehir'e 50 km. mesafede Seyitgazi. İlçeye vardığınızda Üçler Tepesinde bulunan Selçuklu eseri Dergah ve Külliye hemen göze çarpıyor. Seyyid Battal Gazi'nin mezarı ve külliyesi ilçe merkezini yukarıdan seyrediyor. Çocukluğum Battal Gazi filmlerini izlemekle geçti. Battal Gazi, Elenora, Hammer isimleri hep aklımda. Eskişehir'e kadar gelip burayı ziyaret etmeden dönülmez.



Battalgazi'nin türbesinin bulunduğu oda oldukça geniş. Rivayete göre Seyit Battal Gazinin mezarı burada. Mezarın uzunluğu dikkatinizi çekti mi? Tam sekiz metre uzunluğunda. Rivayet odur ki Seyit Battal Gazinin boyu oldukça uzunmuş. Hatta mezara ayaklarını bükerek yatırdıklarını söylerler. Yanında ise Elenora yazılı başka ve normal boyutta bir mezar var. Bu mezarda yatan bayanında Seyit Battal Gaziyi seven ve onun kahrından ölen Rum kızı Elenora olduğu söyleniyor. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde (17.yüzyıl ortaları) Seyitgazi hakkında şu bilgiler geçiyor "burada Seyyid Battal Gazi de gömülüdür. Rum harplerinde şehit olmuştur... "

DOKTORLAR CADDESİ

Doktorlar Caddesi, Eskişehir'de doktor muayenehanelerin çok olması nedeniyle halk arasında doktorlar caddesi olarak tabir edilen cadde. Resmi adı İsmet İnönü Caddesi'dir.



Bir ucu Kızılcıklı Mahmut Pehlivan Caddesi'ne bir ucu da Köprübaşı'na uzanan cadde yaklaşık bin metredir. Ayrıca caddenin devam eden batı kesiminde, Kanatlı ve Espark alışveriş merkezi ile 222 Park, Buda, Hayal Kahvesi gibi eğlence mekanları; doğu kesiminde ise Eskişehir Subay Ordu Evi bulunmakta. Hamamyolu ile birlikte şehrin en popüler gezinti mekanı bu cadde.

ÇİĞ BÖREK

Eskişehir'de yemek denilince akla ilk ne gelir, çiğ börek! Şehrin her köşesinde bu nefis lezzeti tadabilirsiniz ama her şehirde yerel tatlarda ün salmış bir lezzet noktasının olduğu gibi burada da çiğ börek yemek için herkesin terciği Papağan isimli dükkan. Kime sorsanız tarif eder, gösterir. Odunpazarı semtinde bulunan bu ünlü dükkan çiğ börek müdavimlerinin ilk adresi.

http://www.papagancigborek.com/



ŞEHR-İ AŞK ADASI

Eskişehir Aşk Adası diğer adıyla Şehr-i Aşk Adası. Eskişehir'in Gökmeydan Mahallesi sınırları içerisinde kalan, Porsuk Nehrinin kendisini tamamen çevrelemesiyle oluşan adadır. 2010 yılında açılışı yapılmış. Kentpark'a yürüme mesafesinde olan ada'ya isterseniz tramvayla Gökmeydan durağında inip 5 dakika yürüyerek'te ulaşabilirsiniz.





YILMAZ BÜYÜKERŞEN BALMUMU HEYKELLER MÜZESİ

Odunpazarı'nda bulunan ve henüz oldukça yeni olan müze, İngiltere'de neredeyse 200 yıldır ziyaretçilerini ağırlayan Madame Tussauds Müzesi'nin bir benzeri ve Türkiye'de bir ilk. 160 kadar balmumu heykelin bulunduğu müzeyi gezerken zevk alacağınızdan eminim.





CUMHURİYET TARİHİ MÜZESİ

Anadolu Üniversitesi Cumhuriyet Tarihi Müzesi binası, Eskişehir'in ana arterlerinden biri olan İki Eylül Caddesi'nin geleneksel konuk mimarisinin yoğun olduğu Odunpazarı bölgesine ulaştığı noktada bulunmakta. Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi biçimleme anlayışını yansıtan cepheleri, genel kütle düzeni ile çarpıcı bir görünüm sergiliyor. Bina, son devir Osmanlı eğitim sisteminde yurt düzeyinde inşa edilen Numune Mekteplerinin bu kentteki ilk örneği. Bina, Mimar Kemalettin tarafından Turan Numune Mektebi adı ile 1915-1916 yılları arasında inşa edilmiş. 



23 Nisan 1994 yılında Anadolu Üniversitesi tarafından hizmete giren üç katlı müzenin zemin katında Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşunu belgeleyen, Çanakkale Savaşları'ndan, Kongrelerden, Büyük Millet Meclisi'nden, İnönü Savaşları'ndan, Sakarya Savaşı'ndan, Büyük Taarruz'dan ve Cumhuriyetin ilk yıllarından 131 adet fotoğraf sergilenmekte. Atatürk'ün çeşitli dönemlerine ait 51 adet portre, Kurtuluş Savaşı özeti ve inkılapları gösteren bir adet kolaj resim, Kurtuluş Savaşı ile ilgili pastel kuru boya karışımı iki adet resim, Birinci Dünya Savaşı'nda, Kurtuluş Savaşı'nda ve Cumhuriyet döneminde Türk donanmasında kullanılmış 7 adet gemi maketi ve bir kağnı sergilenmekte.



Müzeye giriş Ücretsiz. 

PESSINUS (BALLIHİSAR)

Pessinus (Ballıhisar) ören yeri, Ankara- Eskişehir karayolu üzerinde Sivrihisar yakınlarındaki Ballıhisar'da bulunmakta. Pessinus, tanrıların anası Kibele olarak anılan tanrıçanın ünlü kutsal yerleşmesiyle birlikte "Rahipler Devleti" şeklindeki antik bir Frig yerleşmesiydi. Ana Tanrıça'nın şekilsiz taştan yapılmış kült heykelinin (Baitylas) gökten indiğine inanılıyordu. Kent, Bergamalılar'ın egemenliği altında kalmıştı, fakat Galatlar'ın saldırısına rağmen buradaki rahipler sınırlı bir özgürlüğe sahip olabilmişlerdi. Kenti beş Frigyalı ve beş de Galat rahiple birlikte bir baş rahip yönetmişti. MÖ. 204 yılında Roma senatosunun Pessinus'a elçiler gönderip Kibele'nin kült heykelini Roma'ya getirtmesi ve orada inşa ettirilen bir tapınağa bu heykelin yerleştirilmesiyle kent çok büyük bir üne kavuştu. MÖ. 25 yılında Augustus, Galatia eyaletini kurunca, Pessinus Romalıların yönetimine geçmiştir. Yapı çok ilginç bir plana sahip. Dar kenarlarında altı, uzun kenarlarında on bir sütun bulunan peristasis (antik tapınağın etrafını çeviren sütun dizisine verilen ad) Hellen tapınağının değişik bir uygulamasını göstermekte. Yapıyla ilişkisi olan ve bir theatron (Antik Yunan tiyatrosunda seyircilerin oturduğu kısma verilen ad) işlevi gören gösterişli bir basamak sırası ortaya çıkarılmış. Bu nedenle Belçikalı araştırıcılar onu bir tiyatro-tapınak olarak tanımlamışlar.



MİDAS YAZILIKAYA

Çiftelere 39 km uzaklıkta bulunan Midas, binlerce yıl önce kayalık bir platform üzerine kurulmuş. 1315 metre yükseklikte, dikdörtgen şeklindeki, Frigya yaylası üzerinde bulunmakta. Roma devrindeki yazarlar, bu bölgenin havasının sağlıklı ve toprağının bereketli olduğundan söz etmişlerdir. Bardakçı Suyu da bu bölgeden geçmektedir. Midas Anıtı, Frigya sanatının tipik bir örneği. Bu anıt, bir mezar anıtı olmayıp, Frigya'da pek çok kaya anıtı örneğinde görüldüğü gibi, bir Kybele (Ana Tanrıça) heykeli koymak üzere yapılmıştır. Anıtın üzerinde Frig yazıları olduğundan "YAZILIKAYA", yazılarda ise "MİDAS" adı geçtiğinden "MİDAS AMİTİ" denmiştir. Kült anıttır. Midas Anıtı'nın M. Ö. 550 yıllarında yapıldığı sanılmakta. Kaya üzerinde, bir tapınağın cephesi biçiminde işlenmiştir. Cephesi doğuya bakmaktadır. Anıtın en ilginç yönü, üzerinde henüz çözülememiş olan ve ilk kez 1839 yılında Ch. Texiker tarafından yayınlanan, üç yazıtın bulunmasıdır



Birinci Yazıt: Alınlığın üzerindeki kaya çıkıntısı üzerinde bulunan 11 m uzunluğunda ve 45 cm büyüklüğündeki harflerin yazılı olduğu bir yazıttır. Frig dili ile ilintili "ATEŞ" ve "MİDAİ" sözcükleri belirgin olarak okunmaktadır. Ateş, Frigliler'in bir tanrısıdır. Midai, efsanelere göre Kral Midas'ın annesi ve ürünlerin koruyucusudur. Aynı zamanda, demirin keşfi de bu tanrıçayla ilgilidir. Bu yüzden, bu anıt ile demir endüstrisi kökeni arasında bir bağlantı vardır. İkinci Yazıt: Midas Anıtı'nın iki ucunda dikdörtgen şeklindeki bir girintinin, dip duvar ve yan duvarı üzerinde, 45 cm'lik harflerle işlenmiş bir yazıttır. Üçüncü Yazıt: Kuzey taraftaki dikdörtgen dikmenin üzerinde, yukarıdan aşağı 25 cm büyüklüğündeki harflerle yazılmıştır. Yazıtın başındaki "BABA" sözcüğü belirgin olarak okunmaktadır.
Eskişehir bir kez değil, pek çok kez gidilebilecek istisna bir şehir. Henüz hiç ziyaret etme fırsatınız olmadıysa en yakın sürede gidin, gezin. Çok eğleneceksiniz. İyi seyahatler…