HZ.İSA'NIN ABİSİ YAKUP SİZİ İZLİYOR, KARİYE MÜZESİNDE!

Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

HZ.İSA'NIN ABİSİ YAKUP SİZİ İZLİYOR, KARİYE MÜZESİNDE!

Kariye Müzesi Bizans döneminde kilise, fetihten sonra ise cami olarak kullanılmış tarihi bir yapı ve benim gezmekten zevk aldığım, her gittiğimde neredeyse 5 saat geçirdiğim, mozaiklerine bakmaktan kendimi alamadığım muhteşem bir yer. Kariye Müzesi olarak anılan yapı, Doğu Roma İmparatorluğu döneminde büyük bir yapı kompleksi olan Khora manastırının merkezini oluşturan ve İsa'ya adanmış olan bir kilise yapısı. Konstantinos surlarının dışında kalması sebebiyle binaya Grekçe "Kırsal alan" ya da "Kent dışı" anlamına gelen "Khora" ismi uygun görülmüş.



Kariye Müzesi

Yapının kesin olarak inşa tarihi bilinmemekle birlikte 10.yüzyılın sonlarında yaşamış olan yazar aziz Symeon Metaphrastes'in anlatımına göre  Hıristiyanlığın erken dönemlerinde, 298 yılında, Nikomedia (İznik) da 84 müridiyle birlikte şehit edilen Aziz Babylas'ın, 4.yüzyılın başlarında röliklerinin buraya gömülmesiyle  Khora manastırının bulunduğu bölgenin, kutsal mezarlık alanı (necropol) olarak önem kazanmaya başladığı anlaşılmakta.
Khora manastırı, bu kutsal sayılan mezarlık alanda,  6.yüzyılda İmparator Iustinianus (527-565) tarafından harabe halinde olan bir şapelin yerinde 536 yılında yeniden inşa ettirilmiştir. Manoil Gedeon'un Bizans yortuları takviminin 229. sayfasındaki kanıtlanamayan bir iddiasına göre ise manastır, I. Iustinianus'un eşi Theodora'nın dayısı olan Theodoros tarafından 6.yy 'da inşasına başlanmış ancak daha bitirilemeden 6 Ekim 557 yılında olan depremle yıkılmış, bunun üzerine imparator daha büyük bir manastır inşa ettirmiş.

Daha sonrada  manastır önemli kişilerinin gömü alanı olarak kullanılmış. 740 yılında ölen Patrik Germanos'un buraya gömülmesiyle, manastır ilk kez yazılı kaynaklarda yer almış, 9. yüzyılda da ölen Nikaia metropoliti Theophanes'in de buraya gömülmesiyle manastırın kutsiyeti artmıştır. İkonaklast döneminde (711- 843)  tahrip olan yapı değişik zamanlarda onarılmıştır. 1947–1958 yıllarında yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda burada beş ayrı yapım dönemi olduğu saptanmış, 11.12. ve 14. yüzyıllardaki dönemlerde büyük inşaa faaliyetlerinin ya da onarımların yapıldığı dönemler olduğu arkaya çıkmış. 

9. yüzyıla kadar olan dönemi kapsayan en erken yapı döneminden günümüze ulaşabilen sadece doğu taraftaki alt yapı.  Duvar tekniğinden 5. ve 6. yüzyıla ait olduğu anlaşılan bu alt yapının bir krypta olarak inşa edilmemiş olduğu, ancak daha sonraki dönemlerde ölülerin gömülmesi için kullanıldığı çıkan mezarlardan anlaşılmış.

İkonoklast dönemi sonunda, 843 yılındaki Nikaia Konsili'nin ardından, manastıra başrahip olarak atanan Mikhael Synkellos büyük bir yapım kampanyası ile manastırı yeni baştan inşa ettirmiş.

9. yüzyıldaki bu yapının izleri, bugün sadece kilisenin doğu ucunda görülebilmektedir. Naos döşemesinin altındaki, üzeri beşik tonozla örtülü mezar bu döneme aittir.

Komnenoslar döneminde (1081–1185)  Büyük Saray terk edilerek Edirnekapı'daki Blakhernai Sarayı'nın kullanılması ile dini törenlerin buraya yakın olan Khora Manastırı Kilisesi'nde yapılması, kilisenin önemini artırmış. 11. yüzyılın son çeyreğinde, harap durumda olan Khora Manastırı'nın üzerine İmparator I. Aleksios Komnenos'un (1081–1118) kayınvalidesi Maria Doukaina yeni bir kilise inşa ettirmiş. Bu yapının kalıntıları naos duvarlarının alt kısımlarında, mermer kaplamalar altında görülebilmekte. Üst yapısından günümüze pek bir şey ulaşamamış olduğundan yapının biçimi tam olarak bilinememekte.  

I. Aleksios'un küçük oğlu İsaakios Komnenos, 1120 yılında manastırın büyük bölümünü yeni baştan inşa ettirmiş. Yapıda, önceki üç apsisli planı tek ve büyük bir apsis ile değiştirmiş, dört sütun üzerinde duran göreceli küçük kubbe, büyütülerek dört köşe payesi ile taşınmış, kemerler daraltılmış, böylece daha anıtsal bir iç mekân yaratılmış.

1204–1261 yılları arasındaki Latin işgali süresince Khora Manastırı hakkında pek bilgi yok, ancak, Metokhites'in yaptırdığı geniş kapsamlı inşaat faaliyetini düşünürsek, Latin işgali süresince manastırın harap bir hale getirilmiş olduğu anlaşılmakta.

1296 yılındaki büyük depremin, manastırı harabeye döndürmüş olduğu bilinmekte. 14. yüzyıl başlarında Khora Manastırı'nda ikamet eden Patrik I. Athanasios manastırın çok kötü bir durumda olduğundan bahsetmekte yazılarında.

II. Andronikos döneminde (1282–1328), imparatorluğun genel olarak yoksulluk içinde olmasına karşın, sanatı ve bilimi destekleyen zengin aristokrat bir toplulukta bulunmaktaydı. Bu dönemde, Theodoros Metokhites, Khora Manastırı'nı neredeyse baştan inşa etmiş, manastırda çok büyük ve zengin bir kütüphane kurmuştur. Bizans aristokrasisi arasında dinsel bir kurumu yaptırmak veya onarmak, onların bu dünyadaki prestijleri,  Tanrı katında ise öbür dünya için yapılmış çok önemli bir yatırım olarak düşünülmekteymiş.

Theodoros Metokhites, 1270 yılında, Konstantinopolis'te doğmuş, aristokrat bir ailenin oğlu. Babası, İmparator VIII. Mikhael Palaiologos'un Papalık nezdinde ki büyükelçisi. 1283 yılında VIII. Mikhael tahttan indirilince, Metokhites ailesi sürgüne gönderilmiş. Sürgünde bulundukları dönemde, Helenik kökenli trivium ve quadrivium eğitimini almış, ayrıca antik felsefeyi ve din bilimini de öğrenen Theodoros Metokhites, 1290 yılında İmparator II. Andronikos'un maiyetine girmiş ve aynı zamanda senato üyesi olarak, Logothetes ünvanı almış, böylece devlet bürokrasisi içinde İmparator'dan sonra gelen en yüksek memurluk olan, hazineden sorumlu Logothetes görevine getirilmiş. Theodoros Metokhites, kızını İmparator'un yeğeni Ioannes Palaiologos ile evlendirerek, imparatorluk ailesi ile akrabalık ilişkileri de kurmuş. 1316 yılında İmparator tarafından, sarayın koruması ve yönetimi altında olan Khora Manastırı'nı restore etmesi için 'ktetor' (bani) olarak atanmış. Manastırın restorasyonu 1321 yılında tamamlanınca sarayın en önemli ünvanı olan 'Büyük Logothete' ünvanı ile onurlandırılmış. Bu durum naos güney typhanondaki büyük pencerenin mermerden olan iki kayıtının boyalı başlıklarında yeşil zemin üzerine altın yaldızla yazılarak belirtilmiş. Sırasıyla soldaki başlığın yan yüzünün birinde "ktetor" diğer yan yüzünde "Thedoros" diğer başlığın yan yüzünün birinde "logothetes" diğer yan yüzde ise  "Metokithes" yazılı. Metokhites, kurduğu manastır ve özellikle bu manastırda oluşturduğu büyük kütüphane ile övünmekteydi. Bu kütüphanenin binasına ilişkin kesin bir arkeolojik veri bulunmamasına karşın, manastır içerisinde böyle bir kütüphanenin var olduğunu hem Metokhites'in kendi şiirlerinden, hem de sürgündeyken manastırın rahiplerine gönderdiği mektuplardan anlaşılmakta. Khora  Manastırı'nın Kütüphanesi, Palaiologoslar devri Konstantinopolis'inin en önemli kütüphanelerinden biri olarak anılmakta.

Metokhites'in yaptığı onarımlar geniş kapsamlıydı. Kilisenin ana kubbesi, kuzey tarafa bitişik iki katlı ek yapı(Anneks), iç ve dış narteksler ile güneydeki ek şapel (parekklesion), ayrıca naosun mermer kaplama levhaları ve mozaikleri, nartekslerin mozaik dekorasyonu ve ek şapelin freskoları da Metokhites tarafından yaptırılmış.

Yüksek bir bürokrat olan Metokhites, bu dünyadaki ününün kendisinden sonra da sürmesini istemektedir. Khora Manastırı'nı yeniden yaptırması ve kütüphanesini donatması onun iyi bir Hıristiyan olarak öbür dünyayı da düşündüğünü göstermektedir. Zengin kütüphanesi ise bu dünyadaki ününü gelecek kuşaklara aktaracak, hem de işlediği bu büyük sevaptan ötürü Tanrı'nın takdirini kazanmasını sağlayacaktı.

Metokhites iyi bir Hıristiyandır, ancak bağnaz değildir.  Kilise ile karşı karşıya gelmemeye özen göstermiştir. Dini konuları tartışmaktan yana olmamış, sadece inançlı olmayı tercih etmiştir.
İmparator II. Andronikos 1328 yılında tahttan indirilince , Theodoros Metokhites de yeni imparator tarafından Trakya'ya, Didymotekhos'a (Dimetoka) sürgüne gönderilmiş, iki yıl sürgünde yaşamış, burada yaşadığı acıları, sürgün yıllarını, çok karmaşık edebi örgüsü olan  şiirlerinde anlatmış. 1330 yılında damadının da yardımlarıyla Konstantinopolis'e dönmesine izin verilince, Khora Manastırı'na gitmiş ve ktetor'luk haklarını kullanarak bu manastırda rahip olmuştur. Metokhites, 1332 yılında, Khora Manastırı'nda ölünce kilisenin güney tarafına bitişik olan parekklesiondaki mezar nişine gömülmüş.
Metokithes, edebiyat ve siyaset alanındaki başarılarının yanında Khora manastır kilisesindeki gerek mimari çözümleme ve gerekse mozaik, fresko süslemelerinde uyguladığı muhteşem ustalık ve ahenk ile dini tasvirlerin kronolojik bir uyum içinde, ikonografik olarak anlatımlarında da oldukça başarılı olmuştur. Bu açıdan bakıldığında İtalya'da Giotto (1266-1337) ile başlayan Rönesans akımı ile birlikte Bizans'ta da yeni bir sanat akımının başlamasına öncülük ettiği söylenebilir.
Bu dönemde Kariye'yi diğer kiliselerden ayıran bir özellikde Meryem'in hayatını anlatan sahnelerin kabul gören Dört İncil'de dahi anlatılmamış olmasına rağmen, Apokrif  İncillerden faydalanılarak kronolojik bir sıra halinde anlatılmasıdır. Metokhites, Kariye'nin adına mistik bir anlam daha katıp, giriş kapısının üzerindeki "Chora (Latince'de rahim anlamındadır), sınırsız olanın mekanı, İsa'nın ana rahmine sığdığı, vücut bulduğu yer" olarak betimlenen Meryem mozaiğini yaptırarak, kiliseyi Meryem'e ithaf etmiş, bunu yazdığı bir şiirde de anlatmıştır.
Fatih Sultan Mehmet'in (1451-1481) 1453 yılında İstanbul'u fethi sırasında yapı, hiçbir zarar görmemiştir. Uzunca bir süre kilise olarak kullanılmaya devam etmiş olan Khora Manastırı Kilisesi, Sultan II. Beyazıd devrinde (1481–1512), Sadrazam Hadım Ali Paşa (Atik Ali Paşa) tarafından 1511 yılında camiye çevrilmiş ve yanına bir de medrese eklemiştir. Türk devrinde, kilise dışındaki manastır yapıları zamanla yıkılarak kaybolmuş.
Yıkılan kubbenin yeniden yapılması ve bazı deprem hasarlarının onarılması dışında, dış narteks pencereleri büyük ölçüde kapatılmış, naosa bir mihrap eklenmiş. Mezar arkosolyumundaki lahitler kaldırılmış. Yapı cami olduğu dönemlerde mozaiklerin açılıp kapanabilen ahşap kapaklarla örtülmüş olduğu yapıyı ziyaret eden gezginlerin anlatımlarından anlaşılmaktadır.
18. yüzyılın ilk yarısında yapıya, Kızlarağası Hacı Beşir Paşa (ölümü 1746) tarafından bir mektep ve aşevi eklenmiş. Bugün bu ek yapılar da yok olmuştur.
Evet efendim, kısa Kariye Müzesi tarihinden sonra gelelim asıl konumuza, zamanında bir kitapta okumuştum ama tam hatırlayamıyorum adını; şöyle yazmıştı kitapta; Kariye öyle bir mücevherdir ki anlatacak çok şeyi olan bir mücevher… Burada yer alan mozaikler İsa'nın ve annesi Meryem'in yaşamını resimli bir roman gibi sunar izleyenlere, buraya ilk kez gelenler şaşkınlık içinde bu muhteşem mozaik denizinde boğulur ama bilmedikleri asıl şey ise bu mozaiklerin Meryem'in kocası Yusuf'un ilk evliliğinden olan oğullarını da, yani İsa'nın kardeşlerini de duvarlara işlenmiş olmasıdır.
Kimi tarih kitaplarında Yusuf'un oğlu Yakup'un İsa'nın üvey kardeşi değil, kendinden sonra dünyaya gelen öz kardeşi olduğunu yazar. Kaynaklar aynı zamanda İsa çarmıha gerildikten sonra onun halefi olarak Nasıralı ilk İsaevi Cemaatinin başına geçtiğini yazar. MS 65 yılında aşırı dinciler tarafından taşlanarak öldürülen Yakup, tarih sayfalarından ve özellikle İncil'den silinir gider. İncil'de neredeyse unutulan ve bahsi bile geçmeyen Yakup'un annesi Meryem ile vedalaşma sahnesi Kariye Müzesi duvarlarında binlerce yıldır izleyenleri selamlar oysa… Kariye Müzesine girdiğinizde iç nartekse gidin ve hemen en solda yer alan tam köşedeki mozaiğe bakın; İsa'nın üvey babası Yakup, tapınaktaki başrahip Zekeriya'ya bıraktığı asasının yeşerdiği anlaşılıyor ve diğer adaylardan öne çıkıp Meryem ile evleniyor.



Meryem ile evlenme

Meryem ile evlenen Yusuf, Rahip Zekeriya tarafından kendisine emanet edilen Meryem'i evine götürüyor. Yusuf'un arkasında ise oğlu var.



Eve Gidiş

Ve bizim mozaiğimizde sıra; hemen yanındaki mozaikte ise şehir dışına gidecek olan Yusuf, oğlu Yakup ile Meryem'e veda ediyor. Sırtında bulunan küfeye malzeme dolduran Yakup babasının önünde yola çıkıyor.



Mozaikte ise "İşte, inşa için uzağa giderken, evimde senden ayrılıyorum" ve "Tanrı Anası" monogramı yazılı.



Meryem, Yusuf ve Yakup

Evet efendim, bugüne kadar hep kaynaklarda İsa'nın hayatından söz edilirken atlanılan ve belki de özellikle unutturulmaya çalışan abisi Yakup'u görmek isterseniz Kariye Müzesi'ne adımlayın. Dedim ya, bize anlatacak çok şeyi olan bir mücevher Kariye…