İSTANBUL GİZLİLERİ

Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

BAKMAK VE GÖRMEK..İSTANBUL ADIMLAMALARI GİZLİ SEYİR DEFTERİ..

BEN BURADAYIM DER HAÇLI ÇEŞME, BURADAYIM..

Şimdi anlat bakalım zavallı, bu ilahi hayali anlatabilmek için kifayetsiz sözcüklerinle günaha gir! İstanbul'u anlatmaya kim cüret edebilir ki? Demiş Edmon de Amicis.. Yazıma bu muhteşem sözlerle girdim çünkü öyle bir şehirdir ki İstanbul attığınız her adımda karşınıza farklı ve birbirinden ilginç bir hikaye çıkarır..Aslında gezmek ve görmek arasındaki ince algıyı bizlere sunar..İstanbul'u gezerken bilinen değil bilinmeyen İstanbul'u yaşamayı seviyorum ben. Bu büyülü kente gelen herkes fotoğraf makinasını kaptığı gibi atar kendini sokaklara, herkesin izlediği rotaları izler, fotoğraflar..Ve gezdim der bu leb-i derya şehri..Oysa gezerken görmez gizli tarihi…

Yine adımladığım bir Sultanahmet gezisinde hipodrom meydanında ilerlerken hepimizin Muhteşem Yüzyıl dizisi ile hakkında daha çok şey merak ettiğimiz Pargalı İbrahim Paşa sarayı yada nam-ı diğer Maktul İbrahim Paşa sarayı yada şimdiki adıyla Türk İslam Eserleri Müzesinden Akbıyık Sokağına inerken hemen sağ tarafta yürüdüğümüz zeminden yaklaşık 5 metre aşağıda kalmış bir çeşme dikkatimi çekti. Aslında hipodrom meydanını gezdiğinizde aradaki zemin farkını hemen anlayabiliyor meraklı bakışlar..Dikilitaş, Örme Taş, Yılanlı Sütun yada Million Taşı..Baktığınızda hepsinin zeminden yaklaşık 5-8 metre aşağıda temeli olduğunu görüyorsunuz. Yani Hipodrom Meydanı aslında bizim şimdilerde yürüdüğümüz meydandan neredeyse 10 metre kadar zemini aşağıda idi. Ve bu da saklı bir tarihin bizim gözümüzden kaçması demek anlamına geliyor..Velasıl lafı uzatmadan bu çeşme nedir acep, kim yapmıştır, neden bu halde diye meraklandım. Yukardan dikkatlice baktığımda bir ha gördüm mermere kazınmış ama otlar içinde ve otlar kapatmış bu haçı..Nasıl yani dedim, kalbim güm güm atmaya başladı. Çeşme bakımsızlıktan ve terk edilmişlikten dolayı her tarafını otlar sarmış, paslar içinde, pet şişeler, köpek pislikleri, kağıt ve çöp birikintileri içinde kalmış. Çeşmeye giden merdivenlerin başı ise bir demir korkulukla kapatılmış..Ama merdivenlerden ve bu korkuluklardan atlayabilir isteyenler.. Bende serde meraklılık var ya, atladım demir korkuluklardan aşağıya..Çeşmeye indim..Ve bir macera fotoğraflara böyle döküldü. Yaptığım araştırmalar sonucunda çok acı bir gerçekle karşılaştım ve ülkemizde ki tarih kültürünün ne acı bir boyutta olduğunu bir kez daha anladım.

8 nisan 2012 tarihli Sabah gazetesi bu çeşmenin hikayesini şöyle yazmış:

Sultanahmet'te geçen temmuzda kaldırım yenilerken bulunan tarihi yapının, Mimar Sinan imzalı 'çukur çeşme' olduğu anlaşıldı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Dairesi Yapı İşleri Müdürlüğü'nün, geçtiğimiz temmuz ayında Sultanahmet Meydanı'nda yaptığı çevre düzenlemesi çalışmasında tarihi bir yapı ortaya çıkarıldı. Ayasofya Müzesi'ne 25 metre mesafede, Mimar Sinan tarafından yapılan 'çukur çeşme' yaklaşık 5 metre derinlikte bulundu. 4. Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na sunulan rölöve çalışması uygun bulundu. 22 Şubat'ta da "Restitüsyon, restorasyon projelerinin ve sanat tarihi raporunun Kurul'a iletilmesine" karar verildi. Tarihi yapıda 7 adet klasik kemerli çeşme bulunuyor. 4.23 metre yüksekliğinde bir tonozla örtülü olan yapının alanı ise 14.39'a 1.94 metre boyutlarında. Çukur çeşmeleri, 16. yüzyılda Mimar Sinan inşa etti. Diğer çukur çeşmeler gibi Sultanahmet Çukur Çeşmesi de Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilen 'Kırk Çeşme' su tesislerinin bir parçası. Koruma Kurulu ve Arkeoloji Müzesi'nin denetiminde yapılacak kazı çalışmalarında, tarihi yapının yeri henüz tespit edilemeyen sarnıç ve su deposu ile rampa ve merdivenlerin kalıntılarının açığa çıkartılabileceği düşünülüyor. 

Yine bir Mimar Sinan dehası ve şaheseri ve işin ilginç yanı bu çeşme yapımında kullanılan taşların o zamanki Bizans kalıntıları yada harabelerinden alınıp kullanılması. Osmanlı bunu hiç dert etmemiş, koca cihan imparatoru Süleyman bile bu çeşmeden kana kana su içmiş. Ve bu çeşme bu haberin yayınlanmasından sonra bile gerekli ilgiyi görememiş ve rezil bir vaziyette tarih sahnesinde kendine yapılanları gözyaşları içinde izlemekte..



Çukurçeşme olarak adlandırılan ve harap durumda olan çeşme..Herkesin önünden geçtiği ama bir kez bile dikkat etmediği, taşlarında bir tarih yatan eser bu işte..



Çeşmenin her tarafını ot bürümüş, otları ellerimle yoldum ve altından bir salyangoz kolonisi çıktı resmen, haçlar ise gizli bir tarihi anlatmak istiyor bizlere..



Osmanlı bu haç işlemeleri ile dolu olan bu çeşmeyi hiç yadırgamadı, doya doya kana kana suyunu içti, ama bilmezdi ki bir gün bu çeşmenin tarihin gizli sayfalarına gömüleceğini..



Çeşmede bulunan haçlardan biri mermer üstüne kazınmış, diğer ikisi ise kazınmış vaziyette, belki binlerce defa önünden geçtiğim bir noktada ilk defa dikkat ettim bu güzel çeşmeye. Bakmakla görmek arasındaki fark buydu işte.Demem o dur ki Sultanahmet Meydanında nice bunun gibi gizli tarih örnekleri yatmakta..Belki de bu yazım ile gezginlerin ve rehberlerin bu adımlama içinde bir rotaları daha notlarına eklenmiş olur, Deha Mimar Sinan yad edilerek..