Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

İSTANBUL SURLARI

Uzun zamandır İstanbul Surları hakkında bir yazı yazmak istiyordum. Bazı zamanlar Edirnekapı, Eğrikapı surlarına gider, önünde oturur ve saatlerce hayal ederim. Bu mimari güzelliklerin gördüklerini görmeyi, duydukları sesleri duymayı… 1453 kuşatmasında Fatih Sultan Mehmet Han'ın çadırını attığı Maltepe bölgesini adım adım dolaşmıştım, o zamanın sahnesini hep hayal ettim bu adımlamalarımda… Edirnekapı ve Eğrikapı hattında surlara çıktım, en tepesinden İstanbul'a baktım saatler boyu… Günlerce elimde fotoğraf makinası ile sur hattı boyunca adımladım, araştırmalar yaptım, tüm şehri çeviren bu savunma duvarlarını adım adım gezdim, dolaştım. En sonunda elimdeki taslaklar, dökümanlar, okuduğum tarihçilerin yazdıklarını bir araya getirdim ve ortaya bu yazı çıktı.



İstanbul surları, kurulduğu günden beri bu şehrin hem savunmasına yarayan hem de sınırlarını belirleyen bir mimari yapı. Yapıldığı döneme göre surların üstün mimari nitelikleri vardı, ancak İstanbul'u çevreleyen bu duvar yine de 1204 yılındaki Haçlı istilasını ve Türklerin 1453 yılındaki vaat edilmiş fethini engelleyememiş. Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul'u fethinden sonra şehirde gerçekleştirdiği ilk mimari etkinliklerinden biri surların tamiri olmuştur. Fetihten birkaç yıl sonra da kara surlarının güneyine bir iç kale olan Yedikule eklenmiş. Cumhuriyet döneminde de surlar restore edilmiş.
İstiridye gibi asırlardır içindeki inciyi özenle koruyan ve ağyara gözlerini kapatan bir şehirdir İstanbul… Surlar, çetindir; aşılması güçtür, güç göstergesidir. Fiziki surların yanı sıra bir de şehrin anlamını ele vermeyen, gizleyen, mahreme kapatan duvarları vardır İstanbul'un… Dün, tarihi yarımadayı kuşatan surlar, şehrin savunması amacıyla karadan ve denizden şehri kucaklamış ve uzunca bir süre dayanarak hiçbir orduya geçit vermemiştir. Ta ki Fatih Sultan Mehmet Han gibi şehrin dilinden anlayan ve değerini bilen bir hükümdarın sesini duyana kadar… Belki de bundan ötürüdür, Fatih İstanbul'un fethinin ardından surların yeniden imarı ile yakından ilgilenmiştir. Çünkü sur ne kadar çetinse Fetih o denli büyüktür!... Sur ve İstanbul; vücut-kalp gibidir, ayrı düşünülemez…



İstanbul üçgen şeklinde ve çok muhkemdi. Kara tarafını çevreleyen surlar altı bin, deniz tarafını koruyan surlar beş bin, liman ve Boğaz tarafını ihata eden surlar ise altı bin adımdı. Şehrin kara tarafını çevreleyen çok kalın ve yüksek surlar, üzerlerinde kule ve siperler ile etrafında sahte duvarlar ve hendeklerle çevriliydi. Giacomo Tedaldi-1453 İstanbul Kuşatması-Yeditepe Yayınevi-2008 Baskısı



İstanbul'da bilinen en eski yerleşim birimi, Sarayburnu'nda kurulan Lygos'dur. Romalı Plinius'un bahsettiği bu yerleşim biriminin hakkında fazla bilgi yoktur maalesef. M.Ö 7.yüzyılda aynı yerde, Yunanistan'dan gelen Megaralı göçmenler tarafından, kurucusu Byzas'ın adına aften Byzantion denilen ikinci bir yerleşim birimi kurulur. M.S.194 yılında Roma İmparatoru Septimus Severus, İznik yakınlarında Pescennius Niger'in ordusunu yener. Yenilen kral, Byzantion'a sığınır. Septimus Severus bunun üzerine iki yıl boyunca şehri kuşatır ve şehri ele geçirir. Şehri yakıp yıkar. Surları da büyük oranda ortadan kaldırır. Zemine yakın yerlerdeki kalıntılardan, bu surların büyük taş blokların demir kelepçelerle birbirine bağlanarak yapıldığı bulunmuştur. Septimus Severus yıktığı surları yeniden kendi mimari düşüncesine göre yeniden inşa ettirir. Bu dönemde ileri alınan kara surları Çemberlitaş'ın yakınından geçerek bugünkü Sokullu Mehmet Paşa camiinin olduğu mevkinin Doğu'suna gelmiştir. Buradan Doğu yönüne dönen surlar, Hipodrom ve Sultanahmet cami mevkiinin Güney'inden ki sahilden 250 metre kadar açıktan-geçerek Senato binasının Güney'indeki Bizans surları ile birleşir. Ünlü araştırmacı Ernest MAMBOURY eski Sultanahmet Cezaevinin bahçesinde bulunan kalıntıların Senato binasına ait olduğunu iddia eder. Septimus Severus döneminde Roma'dan göç eden pek çok aile İstanbul'a yerleşir. Göçmenler şehre Yeni Roma anlamına gelen NOVA ROMA adını verir. İstanbul'u 269 yılında Gotlar, 313 yılında Nikomedyalılar ele geçirir. Ancak Roma İmparatoru Büyük Konstantin, İstanbul'u Roma İmparatorluğu'nun başkenti yapmaya karar verince, şehrin düşmanlarına karşı savunması sorunu ortaya çıkar. 328 yılında bugün sur içi dediğimiz bölgeyi içine alacak şekilde, Haliç'ten Marmara Denizi'ne uzanan ve karadan birleşen surların inşası emrini verir. Konstantin zamanında İstanbul'un kara surları Batı'ya doğru genişletilir. Daha sonra sahil surları da uzatılıp kara surları ile birleştirilir. Deprem nedeniyle yıkılan surlar İmparator Arkadios (395-408) tarafından tamir ettirilir. Ancak Konstantin surları günümüze kadar gelmemiştir. İstanbul surlarını şu anda bulundukları yere çeken, İmparator 2.Theodosios (408-450) olmuştur. O yıllarda İstanbul Gotların ve Hunların tehdidi altındadır.

Altınkapı ve Ksylokerkos kapılarındaki iki kitabede 2.Theodosios'un adıyla da anılan İstanbul surları kara tarafında bugünkü Ayvansaray'dan Yedikule'ye kadar uzanır. Marmara'ya bakan deniz surları ise Yedikule'den Eminönü'ne kadar gider. Kara surları, deniz ve Haliç surlarından daha yüksek ve güçlü olarak inşa edilmiştir. Bunun nedeni de asıl büyük tehlikenin karadan geleceği beklentisidir. Surlara en büyük zararı depremler vermiştir. 447 ve 558 yıllarında depremden zarar gören surlar tamir edilmiş ve Yedikule çevresindeki surların temelini sağlamlaştırmakiçin önlerine büyük taş bloklar konmuştur. İmparator 3. Tiberios Apsimaros (698-705) deniz surlarını tamir ettirmiştir. Bu surlar 3.Leon tarafından da tamir görmüştür. Bu tamirler sayesinde Arap donanması durdurulmuştur.

Deniz surları Konstantinos Kopronymos, İmparator 2.Mikhael ve oğlu Theophilos, 3.Mikhael, 1.Basilios, 1.Aleksios Komnenos, Manuel Komnenos, 8.Mikhail, 2. Andronikos ve Megadük Apokaukos tarafından çeşitli dönemlerde onarım görmüştür. 2.Theodosios'un son şeklini verdiği kara surlarının Tekfur Sarayı ile birleşen en Kuzey ucu Pteron Suru oluşturur. İstanbul'un deniz ve kara surlarını Kuzey'den birleştiren Haliç surları 7.yüzyılda yapılmıştır.

Surlar 9.yüzyılın ortalarına kadar çeşitli onarımlar görmüştür. Teofilos'un (820-842) onarım çalışmaları nedeniyle Haliç surları, Teofilos Surları diye adlandırılmıştır. Şehrin savunmasını güçlendirmek için Haliç'e gerilen zincirin Kuzey ucu Galata'da Kastellion'a, Güney'de Haliç surlarındaki Kentenarios Burcu'na tutturulmuştur. 13.yüzyılda Haliç surları yükseltilmiştir. Surların son tamiri ise 1453 yılındaki kuşatmadan hemen önce olmuştur. 4 Akropol Tepesi'nin düzlüğünde Fatih Sultan Mehmet Han tarafından inşa ettirilen Topkapı Sarayı'nı çevreleyen surların İstanbul'un o bölgedeki deniz surları ile birleştirilmesinden de Sur-i Sultani meydana gelmiştir. Sarayın giriş kapısı olan Bab-ı Hümayun üzerindeki kitabede yer alan 1478 tarihi, Sur-i Sultani'nin kara surlarının tamamlandığı yıldır. İstanbul surlarını 6 tarihi evreye ayırabiliriz;

-Lygos surları
-Bizans surları
-Septimus Severus suru
-Büyük Konstantin suru
-Theodosios suru
-Sur-i Sultani
Bu surlar topografik olarak da 3 kısma ayrılır;
-Haliç surları
-Kara surları
-Marmara Denizi'ne bakan deniz surları

DENİZ SURLARI

Bugün önünde sahil yolu geçen İstanbul'un deniz surları, düşman askerlerinin karaya çıkmasını önlemek için denize sıfır mesafede inşa edilmişti. Bununla birlikte, fırtınalı havalarda dalgaların surlara zarar vermesini engellemek amacıyla denize dalgakıran görevi görmek üzere büyük taş bloklar konmuştu. Bu surlar genellikle 12-15 metre yüksekliğindeydi. Tarihi kaynakların 188 adet olarak bildirdiği burçlar ise 20 metre yüksekliğindeydi. Aslı dört köşeli olan burçların bir kısmı tamirlerden sonra beş ya da altı köşeli hale gelmiştir. 5 metre kalınlığındaki surlarda mazgallar ve askerlerin çıkması için günümüzde ortadan kalkmış olan merdivenler vardı. Deniz surları önünde 8 büyükkapı vardı. Topkapı-Çatladıkapı arasında bazı saraylar doğrudan surların üzerine inşa edilmişti. Sahilde Ahırkapı, Bukkoleon, Kadırga (Portor Novos), Kumkapı (Kontoskalon), Kaesarius ve Yenikapı'da bulunan Langa limanları bulunuyordu. Deniz surlarındaki kapıların bazıları bu limanlara aitti. Surların temellerinin büyük taşların, mermer blokların kullanılması yoluyla dalgalara karşı dirençli olmasına çalışılmıştır. Bununla birlikte surların üst kısımlarında yükü azaltma amacıyla tahfif kemerleri kullanılmıştır.




KARA SURLARI VE YEDİKULE

İstanbul'un kara surları, Güney'de Marmara Denizi sahilinden Kuzey'de Haliç'e uzanır. Güney'deki deniz surları ile kara surlarının birleştiği köşenin 650 metre kadar Kuzey'inde Altınkapı (Porta Aurea) vardır. 1.Teodosios, Altınkapı'yı 388 ya da 390 yılında bir zafer takı olarak yaptırmıştır. İki yanında birer mermer kule kullanılan üç gözlü bu zafer takı, 2.Teodosios'un inşa ettiği kara surları ile iki tarafından birleştirilmiş ve bir kapı haline gelmiştir. Fatih Sultan Mehmet Han 1458 yılında Altınkapı'yı hisar ile çevirterek bir iç kale olan Yedikule'yi yaptırmıştır. Yedikule, beşgen biçimdedir. Adından da anlaşılacağı üzere yedi kulenin surlarla birleştirilmesi ile oluşturulmuştur. Altınkapı'nın iki kulesi, Kuzey'indeki 3.Ahmet kulesi ve Güney'indeki bir başka kule hisara katılmıştır. Eski kara surlarından oluşan Batı cephesindeki dört kuleye ek olarak, Yedikule'nin şehre bakan Doğu cephesine inşa edilen dört duvar, üç kule ile birleştirilmiş ve beşgen tamamlanmıştır. Eski gravürlerde, Yedikule kulelerinin tepelerinde geçmişte kurşun kaplı külahların bulunduğu görülmektedir. Halil Ethem, bazı kitaplarda burada geçmişte beş kule bulunduğu şeklindeki bilgilerin yanlış olduğunu; bu beş kulenin Haliç tarafında bulunduğunu yazar. http://tr.wikipedia.org/wiki/Halil_Ethem_Eldem




İç kale olarak Yedikule'nin giriş kapısı, şehre bakan Doğu cephesindedir. Zafer takı, giriş kapısının tam karşısına düşer. Takın yan gözleri duvar örülmesi yoluyla kapatılmış, takın içinden de küçük bir kapı bırakılmıştır. Araştırmacılar, Altınkapı adıyla anılan zafer takının, şehrin dışında, çevresi açık alan olan bir anıt olduğunu yazarlar. Kapı, Via Egnatia adlı antik Roma yolunun üzerindedir. Ancak Theodosios surlarının Konstantin surlarının açığına inşa edilmesiyle, zafer takı kara surlarının bir parçası haline gelmiştir. Zafer takının genişliği 30 metre, yüksekliği 20 metre, derinliği de 9 metredir. Kapının adı, dış cephe süslemelerinin altın yaldızlı olmasından gelmektedir. Zafer takının üzerinde 1.Theodosios'un heykelinin ve dört adet bronz fil heykelinin bulunduğu tarihi kaynaklarda belirtilir.

Padişah hazretleri, kara ve deniz kuvvetlerini bu yolda düzenleyip savaş düzeninde yerleştirdikten sonra topçuları yanına çağırarak bunlarla, surun çok kısa bir süre içinde yıkılması hakkında müzakere ve fikir teatisinde bulundu. Onlar da elde bulunan toplardan başka (zira evvelce yapılmış toplar bulunuyordu) diğer bir top yapılması şartıyla kale duvarlarının çabukça yıkılabileceğini kabul ve vaad ettiler. Lakin surları sarsmaya ve yıkmaya yeter bir topun yapılmasının, büyük çapta bakır ve çeşitli malzemeye bağlı olduğunu, yani büyük paralar gerektirdiğini söylediler. Sultan Mehmet, sonucu bir an evvel alabilmek için hiçbir şeyden kısmayarak istediklerini, hatta fazlasıyla verdi; işte o zaman topçular tarafından dinleyenlere inanılması mümkün olmayan ve görenlere dehşet veren bir top meydana geldi…
Kritovulos-İstanbul'un Fethi-Kritovulos Tarihi-Heyamola Yayınları-İstanbul 2013-2.Basım
Bizanslılar ve Jüstinyanus, top mermileriyle iç ve dış surların harap olduğunu görünce, kalenin üzerinden büyük mertekler uzatıp, kalın iplere yün ve buna benzer maddeler ile dolu çuvallar asarak mermilerin tesirini hafifletmeye ve bu suretle de surları korumaya çalıştılar. Bu tedbirlerden hasıl olacak fayda hiç denilecek kadar az oldu. Çünkü top gülleleri, rastladığı yerde bulunan her şeyi savurup dağıtır ve suru yine yıkardı…
Kritovulos-İstanbul'un Fethi-Kritovulos Tarihi-Heyamola Yayınları-İstanbul 2013-2.Basım
Eğrikapı (Kaligaria) civarında zarar gören surlar hemencecik tamir edildiğinden büyük top burada etkisiz kalmıştı. Bu yüzden Topkapı (Saint Romanus) yakınındaki Bactatinean Burcu'nun karşısına nakledildi. Orda gün boyunca hedefini temellerine kadar sarsan ve nihayetinde yıkan ikibin pound olduğu hesaplanan atışlar yaptı. Kulenin yıkılan kısımları hendeği tamamen doldurdu. Artık düşmana şehre girmek için yol açılmıştı.
Eğrikapı'da surlar yıkıldığında, onarımlar büyük bir hızla yapılmasaydı, kesinlikle şehri zorlayabileceklerdi… Sakızlı Leonardo-1453 İstanbul Kuşatması-Yeditepe Yayınevi-2008 Baskısı
Şehrin savunmasının en güçlü hattı, İstanbul'un sınırlarını belirleyen iç surlardı. Günümüze kadar gelen bu surlar, diğer hatlardan daha kalındı ve kulelerle destekleniyordu. 3-8 metre arasında olan bu surlar, dışarıdan 10, içerden de 12 metre kadar yüksekliğe ulaşıyordu. Sur duvarlarının iki tarafında, taş yapı malzemesinin arasına beş sıra tuğladan hatıllar yerleştirilmiş, duvarların arası ise taş molozları ile doldurulmuştu. Surlarda yaklaşık 70 metre arayla dizili 96 adet kule vardır. Çoğu kare planlı olan bu kulelerin bir kısmı altıgen, yedigen hatta sekizgendir. 24 metre yüksekliğindeki kuleler ağaç zemin ile iki kata bölünmüştür. Savunma için pek önemi olmayan alt kat depo olarak kullanılmıştır.
Büyük surlara doğru hücum eden yeniçerileri gören Bizanslılar'ın geri kalan kısmı yukarıdan ateşli oklar ve taşlar fırlatıyorlardı. Giustiniani ve adamları kaçınca, onlar da yeniçeriler saldırır saldırmaz kendilerini bir an önce surların içine atmaya ve düşmandan kaçmaya çalıştılar. Bunlar, romanus olarak bilinen kapıya (Topkapı) vardıklarında, birbirlerinin yollarını tıkadılar ve düştüler. Yeni gelenler de bu durumdan kurtulmak için ellerinden geleni yapanların üzerlerine düştüler. Böylece kapının önünde kimsenin çıkmasına imkan vermeyen insan yığınından bir dağ oluştu. Onlardan pek çoğu bu hercümerç içerisinde öldüler. Zira onlar birbirlerinin önüne geçmek hususunda çok hırslıydılar. Kapılar kaçmaya çalışan Bizanslıların vücutlarıyla dolduğundan nihayetinde dehşetli bir manzara ortaya çıktı. Koca topun ateşi nedeniyle epey bir kısmı yıkılan büyük surları geçen yeniçeriler bu noktadan şehre girdiler, yakıp yıktılar ve her biri nereyi beğendilerse oraya gittiler…
Laonicus Chalcocondylas-Türk İmparatorluğunun Yıkılışına Dair Kehanetler Kitabı-Destek Yayınları-2007 Basımı
Türkler ise, bizimkilerin şaşkınlık ve başıbozukluk içinde olduklarını görünce, cesaret aldılar. O sıralarda oralarda bulunan Soğan (Zağanos) Paşa, gerekli sözlerle yeniçerilerin ve diğer savaşçıların azimlerini arttırdı. İşte o sıralarda, Hasan adlı bir yeniçeri (memleketi Ulubat olup koca bir vücuda sahipti), sol eli ile başın üstüne kalkanı tutup sağ eli ile kılıcını çekti ve bizimkilerin şaşkınlık içinde geri çekildikleri o bölgede surun tepesine doğru atıldı. Onunla aynı cesareti göstermek isteyen otuz kadar diğeri de kendisini takip etti. Bizimkilerden hala surda kalanlar ise, üzerlerine ok ve mızrakları fırlatıyor, kayaları yuvarlıyorlardı; ve, onlardan on sekizini aşağıya yuvarladılar. Ne var ki, Hasan kendisine özgü şiddeti ile surun üstüne çıkmayı ve bizimkileri kaçırmayı başardı. Bu başarı ile birlikte diğerleri de onu takip ederek surlara tırmanma fırsatını buldular. Bizimkiler, sayılarının pek az olması nedeni ile, sura tırmananlara mani olamadılar; düşmanın sayısı fazla idi; buna rağmen, yukarıya çıkanlara saldırdılar ve onlardan birçoğunu öldürdüler. Bu savaş sırasında bir taş Hasan'a isabet etti ve onu yere yıktı.
Kendisini yere yıkılmış görünce, bizimkiler de üstüne her taraftan taş fırlatmaya başladılar. O ise, dizleri üstüne kalkmış, kendini savunmaya çalışıyordu; ancak, almış olduğu pek çok yaradan sağ kolu işlemez oldu ve oklarla kaplandı. Pek çok kişi daha öldü ve yaralandı ve yaralıların bir kısmını ordugahlarına naklettiler, sonra, surun üstüne öylesine çok düşman çıktı ki, dış surları terk ettikten sonra kapıdan (şehrin içlerine doğru) kaçışan bizimkileri dağıttılar. Tüm bunlar olup biterken hem içerden, hem dışarıdan ve hem de liman tarafından bir ses yükseldi; Kale düştü, kulelerde bayraklar ve de askeri işaretler yükseldi…
Bizanslı tarihçi Yeorgos Francis-Şehir Düştü!-İletişim Yayınevi/İstanbul Dizisi-1995-4.Basım



Adını olasılıkla, planındaki beş kollu biçimi nedeniyle, deniz yıldızlarının kurtçuk şekli ola Brachiolaria'ya olan benzeşiminden alan Brakhiolion'daki phylakterion'u. Procopius'un Khryse Pyle'de olduğundan bahsettiği, Osmanlı Dönemi'nde Sultan Mehmed (Fatih) tarafından restore ettirilerek yeniden ayağa kaldırıldığı anlaşılan muhkem iç kale : Theodosius kara surları (siyah), Palaiologoslar Dönemi'ne ait olanlar (çapraz taranmış); Kule A= barut Kulesi; B= Esir (Zindan) Kulesi; C= Kızlar Kulesi; D=Kule 8, Küçük Kule; E= Kule 9, Hazine Kulesi; F= Kule 10, Cebehane Kulesi; G=Kule 11, Pastırma Kulesi; H= Peribolos; I= Ayazma; J= Kilise kompleksine ait yapı; K=Iustinianus'un yaptırdığı Meryem Kilisesi; L= Temenos(30); M= Brakhiolion Kapitolü'nün olası restitüsyonu; N= Via Egnetia. O= Mese, Ö. 1:1000 (Ana mekân planı Müller-Wiener'den alıntıdır).

HALİÇ SURLARI

Başlangıçta Haliç surları, Eminönü Meydanına kadardı. Bugünkü Ayvansaray semtinde bulunan Tekfur Sarayı çevresi, uzun zaman surların dışında, yarı özerk bir bölge olarak kalmıştır. Daha sonra Theodosios surları ile İstanbul'un sınırları genişlemiş, Tekfur Sarayı'nı da içine almıştır. Bu çalışma sırasında Sarayburnu'nda başlayıp Haliç sahili boyunca devam eden Konstantin surları, Batı'ya doğru uzatılmıştır. Haliç surları Tekfur Sarayı ile birleşmiş, buradan kara tarafında Güney'e yönelmiştir. Bizlerin Tekfur Sarayı olarak bildiği, kara sularına bitişik olan bu bina, kaynaklarda Blakherna Sarayı kompleksinin bir parçası olarak geçer. Haliç surları, deniz surları gibi kara surlarına oranla daha alçaktır. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi olarak, şehrin savunma stratejisi açısından, bu bölgeden büyük bir saldırı tehdidi beklenmiyordu. İkincisi de, zayıf zemin sorunudur. Haliç, Kağıthane ve Alibey derelerinin buraya akması nedeniyle sürekli toprak ile dolmaktadır. Düşmanın karaya asker çıkarmasını engellemek için denize sıfır olarak yapılan Haliç surları bu dolgu zemin üzerine inşa edilmiştir. Haliç'in savunmasını güçlendirmek amacıyla burada Sarayburnu'ndaki Kentanarion burcu ile Galata'daki St.Croix kalesi arasına bir zincir gerilmiş ve Haliç düşman gemilerine kapatılmıştır. Ancak 1204 yılındaki Latin Haçlı işgali, Haliç tarafından gerçekleşmiştir. Zincirin Galata'daki Kuzey ucunu ele geçiren Haçlılar, Haliç'e girmeyi başarmıştır. 1453 yılında Türkler şehri kuşattığında, Fatih Sultan Mehmet Han karadan çektirerek denize indirdiği gemilerle, Haliç'teki zincir önlemini boşa çıkarmıştır.
Haliç surları kaynaklarda 5420 metre uzunluk olarak hesaplanmış ve 123 burç sayılmıştır. Buondolmente'ye göre burada 110 burç ve 14 kapı vardır. http://tr.wikipedia.org/wiki/Cristoforo_Buondelmonti
Kanuni döneminde surlarla ilgili ölçüm yapmakla görevlendirilen Hamza adlı mühendis, Haliç surlarının uzunluğunun 16869 arşın olduğunu hesaplamış ve 172 burç ile 44 adet kapı saymıştır. Haliç'in devamlı toprakla dolması sebebiyle bu surlar günümüzde mahalle arasında kalmıştır.



Bu aşamada, sultanın topçuları surlarda üç noktada gedik açtıklarında, Hristiyan bir hainin hatırlatmasıyla gemilerini tepeyi aşarak limana sokmaya karar verdiler. Bu liman, mukaddes efendimiz, çok uzun ve dardır. Doğu ağzı zincirle korunmuş ve zincire gemiler bağlanmış olduğundan düşmanın bu noktadan girme şansı yoktur. Bu sebeple, şehri sıkıştırmak ve tam manasıyla kuşatmak için satıh üzerinde bir yol yapılmasını ve yetmiş çift kürekli çektirinin ana kuvvet tarafından yağlı tekerlekler üzerinde yetmiş stades boyunca tepeden çekilmesini emretti. Zirveye büyük zahmetle ulaştıktan sonra gemiler liman kıyısına kolaylıkla indi. Bu dahice hileyi türklere gösteren adamın bunu Garda Gölü'nde Venediklilerin yaptıkları örnekten öğrendiğini zannediyorum. Bununla dehşete düştük. Yaptığımız atışlarla onları engellemek için planlar yaptık. Ancak başarılı olamadık ve bu gemiler bize büyük hasar verdirdiler. Onlar her taraftan korunmuşlardı. Şimdi limanın kontrolünü de kaybettiğimizden denize bakan surları korumak için diğer taraflardan asker çekip oraya yerleştirmemiz zorunluydu…
Sakızlı Leonardo-1453 İstanbul Kuşatması-Yeditepe Yayınevi-2008 Baskısı
Donanma komutanı Hamza Bey, artık şehrin alındığını ve askerin şehre girdiğini gördükten sonra, zincirin üzerine gemilerle yürüdü ve zinciri kırarak limana girdi. İtalyanların büyük ve küçük gemileri, Osmanlı gemileri arasından çıkarak açık denize doğru yelken açıp gittiğinden orada yalnız Bizans gemileri kalmıştı. Hamza Bey, bunlardan bir kısmını batırarak, bir kısmını tayfalarıyla esir etti. Bütün gemileri Hünkarkapısı semtinde karaya yanaştırarak, kapının henüz kapalı olduğunu görünce kilidini ve zincirini kırıp, şehre girdi…
Kritovulos-İstanbul'un Fethi-Kritovulos Tarihi-Heyamola Yayınları-İstanbul 2013-2.Basım



SUR-İ SULTANİ

İstanbul'u fetheden Sultan 2.Mehmet Han, kısa bir süre içinde Sarayburnu'nda Akropol Tepesi'nin düzlüğünde, denize bakan Topkapı Sarayı'nı inşa ettirdi. Mevkii nedeniyle Topkapı Sarayı'nın sahil kısmı, İstanbul'un deniz surları ile çevriliydi. Saray'ın kara tarafına inşa edilen yeni surlar, bir iç kale, kal'a-i sultani olacak şekilde sahildeki bu deniz surları ile birleştirildi. Ve bu şekilde Topkapı Sarayı'nı kuşatan Sur-i Sultani meydana geldi. Topkapı Sarayı'nın giriş kapısı olan Bab-ı Hümayun üzerinde yer alan kitabede 1478 tarihi, bu surların tamamlandığı yıldır. Ve sonrasında deniz surları kapsamlı bir tadilattan geçirilmiştir.



Kaynaklar:
-Feridun Dirimtekin-Fetihten Önce Marmara Surları-1953 Basımı-s.1-2-3-4
-Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi-Surlar Bölümü-Cilt 7
-Halil Ethem-Yedikule Hisarı-1932 Basımı-s.17
-Feridun Dirimtekin-Fetihten Önce Haliç Surları-1956 Basımı-s.1-10