Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

MEDENİYETİN BEŞİĞİ KAPADOKYA

Gaziantep'ten her gün Nevşehir'e düzenli otobüsler var, bende sabah erken saatlerde gitmek istedim. Biletimi aldım. Sabah 09.00 gibi hareket ettim nevşehir'e. Mayıs ayının ılıman havası çok güzel. Otobüs çok kalabalık. Yerli ve yabancı turistler var otobüste. Güzel ve rahat bir yolculuk sonrası Nevşehir diğer adıyla bilinen kapadokya'ya vardım. Kapadokya denilen coğrafya aslında Nevşehir coğrafyası ve içine göreme, Uçhisar, Çavuşin, Avanos, Ürgüp, Ortahisar ve Kaymaklı ilçelerini alıyor. Genel olarak tüm bu ilçelerin merkezi Göreme ve buraya gelen her ziyaretçi bu merkezde kalıyor. Göreme'ye geldiğimde gözlerime inanamadım, burası turizm alanında uçmuş resmen, her yer pansiyon, otel, hediyelik eşya satan dükkanlar ve restaurantlar ile dolu. Çok ama çok yol kat etmiş göreme. Burası ufacık, şirin mi şirin bir ilçe ve adım başı muhteşem tabiat harikaları ile dolu. Aylardan mayıs ve adım atacak yer yok burada. Aylar öncesinden booking.com'dan rezervasyonumu yaptırmıştım. Otogara geldiğimde kalacağım oteli aradım. Otelin yetkilisi Sait geldi beni almaya; ve çok komik, otel otogara yürüyerek sadece 5 dk uzaklıkta ve göremenin panoramik tepesi dediğimiz manzaranın izlendiği tepenin dibi hemen. Göremede sırtçantalılara hizmet veren otel ve hostel karışımı tek bir otel var; otel kayataş. Bir aile işletmesi, anne, baba ve tek çocukları Sait. Sait 20 yaşlarında zıpkın gibi bir genç ve Kapadokya günlerimin ilaç gibi yoldaşı oldu. Bana dolu dolu Kapadokya günleri yaşattı ve ben ona Hızır gibi olduğu için her konuda Hızır lakabını taktım. Aşağıda okuyacaksınız zaten bana neler yaptığını ve onun sayesinde inanılmaz güzel, dolu dolu ve çok ama çok rahat bir gezi gerçekleştirdim. Otel muhteşem güzel, geniş bir bahçe, her sabah sınırsız yöresel kahvaltı, 24 saat çay ve kahve ikramı, isterseniz aile yemekleri yapılan bir yer. Çok ama çok memnun kaldım. Otel aslında 3 yıldızlı, tek ve double odaları var ama Sait ve ailesi de otelde kalıyorlar, yan bina evleri onların. Geniş bahçenin yan tarafındaki büyük odayı hostel yapmışlar ve çok güzel olmuş. Ben gittiğimde 2 japon kız, ben, 1 ingiliz kız kaldık 3 gün boyunca. Çok ama çok güzeldi, her gün temiz havlular, interneti, 24 saat sıcak su Dünyanın birçok yerinde olan hostellerde böyle bir hizmet bulamazsınız, otel açılalı 2 ay olmuş ve sıcaklık, samimiyet çok güzel.

Hotel Kayataş

Gafelli mahallesi hafız şükrüefendi sokak no:18 Göreme

www.kayatashotel.com

Çantamı otele bıraktım, kendime bir çay doldurdum ve notlarımı çıkardım. Kapadokya'da 3 gün kalacağım ve dolu dolu gezmek istiyorum burayı. Saat 12.30 ve planlarımı yapmaya başladım. Rotamı belirlemiştim zaten. Ben notlarımı düzenlerken Sait yanıma geldi. Ayaküstü lafladık, tanıştık. İlk işim dünyaca meşhur Göreme Açıkhava Müzesini ziyaret etmek. Otele yürüyerek yaklaşık 20 dk'lık mesafede. Hiç vakit kaybetmeden yollara düştüm.

GÖREME AÇIKHAVA MÜZESİ

Göreme Açıkhava müzesi çok büyük bir kompleks, içerisi tıklım tıklım ziyaretçi dolu. Müze girişinde müze kart geçerli. Sadece Karanlık Kilise'ye girerken bu kiliseye özel bir bilet daha alıyorsunuz, onun dışında müze kart ile tüm kiliseleri ücretsiz gezebilirsiniz. Bu Açıkhava müzesinde bir çok ilk hristiyanlık dönemine ait kiliseler bulunmakta ve tüm bu kiliseler içinde fotoğraf çekmek yasak Kiliselerin içinde ve dışında bulunan güvenlik görevlileri bu konuda çok hassas, içerdeki yüzlerce yıllık duvar resimlerini korumak adına bu hassasiyeti gösteriyorlar. Ama buraya kadar gelip, kiliselerdeki o muhteşem duvar resimlerini görüp bir poz bile çekememek adama koyuyor, bu da başka bir bakış açısı Ben dayanamadım ve gizli saklı bir iki poz çektim ama kiliselerde..





Göreme Açıkhava Müzesi

Komplekse girdiğiniz anda kafanızı hafifçe yukarıya kaldırıp baktığınızda tepede çok fazla insanın birikip sıra beklediğini göreceksiniz bir merdiven başında, işte o merdivenin çıktığı yer Karanlık Kilise.

KARANLIK KİLİSE

Kesinlikle ilk başta görmeniz gereken kilise burası. Yalnız sadece bu kiliseye özgü girişte 8 tl verip bir bilet almalısınız. Müze kart geçmiyor. Neden böyle ya, bu kilisenin özelliği ne diye söylenmekte haklısınız ama içeriye girdiğinizde küçük dilinizi yutacaksınız, ve şoka gireceksiniz şaşkınlıktan. İçeriye 5'erli gruplar halinde giriliyor ve en fazla 20 dk kalabiliyorsunuz. Dışarda bekleyen kalabalık gerçekten çok fazla. Dört sutun üzerine yapılmış bu kilise.13.yy'da yapılan kilisenin en büyük özelliği dışarıdan fazla güneş ışığı almadığı için resimlerin ilk yapıldıkları gün gibi kalmış olması. Çok ufak bir penceresi var ve buradan çok az bir ışık girdiğinden bu adla anılıyor. İncil'de geçen konular duvarlara resmedilmiş ama bu resimleri yazmak için kelimeler yeterli olmaz. Gözlerinize inanamazsınız, duvarlara bir tablo gibi işlenmiş resimler ve tavanda İsa'nın takdisi ve son yemek resmi inanılmaz. Burada yer alan freskler muhteşem ötesi olarak adlandırılıyor uzmanlar tarafından. Dedim ya tarif etmem, yazıya dökmem imkansız, kesinlikle kendi gözlerinizle görmelisiniz.


Extra 8 tl ücret alınıyor.

BARBARA YADA DİĞER ADIYLA ELMALI KAYA KİLİSESİ

Açık hava müzesi girişinin sağında bulunan bu kilise iki sütunlu ve haç şeklinde. Duvar resimleri kırmızı aşı boyası ile yapılmış. 11. yy'da yapılan bu kilise tamamen kayadan oyularak yapılmış. Kubbede İsa'nın büyük bir portresi var. Aşağıdaki fotoğrafları saklı çektim








Elmalı kaya Kilisesi

ÇARIKLI KİLİSE

Yine müzenin kiliseler zincirinde yer alan diğer bir kilisesi Çarıklı Kilise. Taş merdivenleri tahribata uğramış ve sonrasında demir merdivenler yapılmış. Bu merdivenler ile kiliseye çıkabiliyorsunuz. 13.yy'da yapılan kilisenin içinde yine muhteşem duvar resimleri var. İsa'nın çarmıha gerilişi, çarmıhtan alınışı, Lazarus'un dirilmesi, Meryem ve İsa'nın çocukluğu gibi konularla resmedilmiş bu resimler çok iyi korunmuş durumda.





Çarıklı Kilise

ELMALI KİLİSE

Yine kiliseler bölgesinde Kızlar manastırı'nı geçince hemen sağda bulunan bu kilisede kaya içerisine oyulmuş. İsa'nın takdisi, vaftiz edilişi, son akşam yemeği, çarmıha gerilişi gibi konulu duvar resimleri var. Duvardaki resimlerden birinde İsa'nın elinde görülen elmaya benzer bir yuvarlak şekil var. Bundan dolayı bu kiliseye Elmalı Kilise denilmiş.

YILANLI KİLİSE

Hemen diğer tarafta en ilginç yapısıyla bu kilise yer almakta. Bu kilisede sütun ve kubbe yok. Kilisenin içerisinde bir mezar var. Duvardaki resimler çok ilginç ve dehşet güzel, korunmuş vaziyette. Burdaki en çok ilgiyi gören resim Onouphrios'un duvar resmi. Mitolojiye göre Onoouhrios hafif meşrep bir kadınmış. Erkeklerin kendisini çok fazla rahatsız etmesinden bıkmış ve Tanrı'ya beni bu dertten kurtar diye yalvarmış. Tanrı'da duasını kabul edip yüzünde sakal çıkarmış. Bedeninde göğüsleri ve cinsel organıyla kadın ama suratındaki sakal ve yüzüyle erkek olarak hayatına devam etmiş. Duvar resmi gerçekten müthiş ve ziyaretçiler tarafından çok ilgi görmekte.


Kilisenin içinde bulunan mezar, fotoğrafı gizli çektim.

AZİZ BASEL ŞAPELİ

Müzenin en başındaki parkurda yer alan bu kilise 11.yy'da yapılmış. İsa portresi, Meryem ve çocuk İsa, at üzerinde ejderle savaşan Aziz George, Aziz Demetrius ve iki azize resimleri duvara işlenmiş.





Aziz Basil Şapeli

Göreme Açık Hava müzesi'nden çıkıp hemen yolun karşısında çok büyük bir kaya kilisesi göreceksiniz. Bu kilisenin adı Tokalı Kilise.

TOKALI KİLİSE

Bu kilise bölgenin en büyük kaya kilisesi olup toplam 4 mekandan oluşmakta. Burada müze kart geçmiyor. Yine extra 8 tl verip bilet alıyorsunuz. İçeriye 10'lu gruplar halinde alınıyor. İçeriye girdiğimde gözlerime inanamadım, gözlerinize inanamazsınız. Sanki bir duvar resmi denizine düşmüş gibiyim. 10.yy başlarında yapılan bu kompleks baştan sona İsa'nın hayatını konu alan duvar resimleriyle süslenmiş. Duvarlarda 1 cm boş yer bile yok, tamamen ilik gibi işlenmiş resimler duvara. Nasıl bir sanatkarlık ve ince işçilik aklım almadı. Burada da kesinlikle fotoğraf çekmek yasak. İçerde sivil güvenlik görevlileri var ve çok hassaslar bu konuda.

Tokalı Kilisesi'nden çıktıktan sonra hemen yürüme mesafesi 30 dk süren Uçhisar kasabasına gittim. Buranın en büyük özelliği içinde bulunan ve tüm Göreme'den gözüken kalesi. Genelde sadece fotoğraf çekmek için bu kaleye geliyor ziyaretçiler. Bende kaleye çıktım ve muhteşem Göreme manzarasını fotoğrafladım.








Uçhisar Kalesi

Saat 18.00 gibi yavaş yavaş otele geri dönme adımları yapmaya başladım. Otele gelmeden ilçe merkezinde bir şeyler atıştırdım ve otele döndüm. Sait bahçe suluyor. Bende yanına gittim ve başladık sohbete. Yaklaşık 2 saate yakın sohbet ettik ve bayağı kaynaştık. Kafa dengi bir genç. Yol yorgunluğu ve bugünkü dolu dolu gezi yordu beni. Aklımda ise Kapadokya ziyeretinde bulunan herkesin yapmak istediği o balon turu var. Burada çok fazla balon turu düzenleyen firmalar var. Ama en mantıklısı hangisi ve nasıl, onu bulmak gerek. Sait'e bu konuyu çıtlattım, bu yörenin çocuğu nasılsa. –Abi sen bana bırak ben hallederim dedi. Tamam hallet ama bu turlar bayağı pahalı bildiğim kadarıyla dedim. Ben bir şeyler ayarlamaya çalışacağım dedi. . Balon turları maalesef pahalı yerli turist ve biz sırtçantalı gezginler için. Balon turu maliyeti 160 euro ve yaklaşık 1.5 saatlik gökyüzünde tur atıyorsunuz.. Değer mi diye sorarsanız evet değer ama bu fiyat için değil, biraz daha ucuz olmalı kesinlikle. 160 euro yüzünden bir çok kişi bu nefis balon turlarına katılamıyor. İnsan hayatında kaç defa balon turu yapar ki kapadokya'da.. Otelin terasına çıktım ve akşam manzarasına daldım. Bir cigara yaktım, bir yandan da merak ediyorum nasıl olacak diye. Yaklaşık 1 saat sonra Sait yanıma geldi. –Abi benim amcaoğlu balon firmasında çalışıyor, yarın sabah bir tur var, katılan herkes yabancı, kontenjana seni aldırdım, fiyatı torpil geçtiler, benim amcaoğlu rica etmiş, senden 100 tl alacaklar dedi. Oldu bu iş dedim Sait'e. 160 euro nerde, 100 tl nerde. Harika bir haberdi işte bu. Hangi coğrafya ya seyahat ettiysem o bölgenin halkıyla görüşür, ilişki kurarım. İnanın çok yardımları dokunur gezginlere, tıpkı bu örnekteki gibi. Saat 23.30 gibi yavaş yavaş odama geçtim. Yaklaşık 4 saatlik bir uyku sonrası sabaha karşı 04.00 gibi balon turu görevlisi minibüs ile gelip otelden beni alacak. Yarın bomba bir gün olacak yine. Bugün ilk günümün sonu Kapadokya'da ve dolu dolu geçecek ve gezeceğim 2 günüm daha var. Odada ki Japon kızlar uyumuş çoktan. Fazla ses yapmadan yatağıma gömdüm kendimi.

HADİ BALONLA UÇMAYA GİDELİM

Kapadokya'da 2.günüme uyandım. Sabaha karşı 03.50 gibi balon firması çalışanı otele geldi ve minibüse binip diğer balonla uçacak turistleri otellerinden almaya başladık. Saat 05.00 gibi minibüste 15 kişiydik ve tek türk bendim. Yaklaşık 11 kişi japon'du. Kapadokyanın değişmez tek turistleri Japonlar. O kadar çok Japon turist var ki burada. Sait ile bu durumu konuştuğumda yıllardan beri buraya gelen ve akın akın gelen tek millet Japonlar dedi. Kapadokya reklamı çok iyi yapılıyor ya da başka bir gönül bağı var demişti. Tam olarak anlamadım ama Japonlar gerçekten işgal etmiş burayı. Saat 05.30 gibi merkeze geldik. Burada poğaça ve çay, kahve'den oluşan ayaküstü bir kahvaltı ikramından sonra minibüslere atladık ve atlama yerine geldik. Bu alanda yaklaşık 20 kadar balon firmasının balonları hazırlanmaya başlamış bile. Alanda yaklaşık 100 kişi var benim gibi balon turu yapmaya gelen. Güneş yeni yeni doğmakta ve manzara müthiş








Hazırlıklar yapılıyor

Uçuşa hazır olan balonlar misafirlerini alıyor ve sıra ile havalanıyor. Organizasyon müthiş, herkesin elinde telsiz var, anonslar yapılıyor, kim hangi bölgeden hangi sıra ile havalanıyorsa not alınıyor.


Hazırlıklar yapılıyor

Balon turları genelde sabahın bu erken saatlerinde yapılıyor çünkü rüzgar ve hava durumu en müsait saat bu saatler oluyor. Ve en sonunda bizim de balon hazırlandı ve bindik balonlara. Bizim sepet 16 kişilik ve orta boy sepet var balonda. Saat 07.30 gibi havalandık.


Uçuş başlıyor

Balona gaz verilmesiyle yavaş yavaş havalanmaya başladık, balon yavaş yavaş yükselirken kalbim heyecandan deli gibi atıyor, ilk defa balon deneyimi yaşıyorum, adrenalin sporları yapıyorum ve çok severim adrenalini, ama bu farklı; yavaş yavaş bir heyecan hormonu salgılanıyor vücudumda.

















Yaklaşık 2 saat boyunca tüm kapadokya bölgesi ayaklarımın altındaydı, harikaydı tek kelime ile, yükseklerde, en yükseklerde o muhteşem manzarayı izlemek, fotoğraflamak müthiş bir duygu. Yavaş yavaş alçalıp yere inmeye başladık turun sonunda. Telsizle durmadan komut veriliyor ve balon firmasının aracı yerde yolda devamlı balonu takip ediyor. İneceğimiz yere geldi araç ve hemen 2 görevli inip balonun inmesini bekledi. Yaklaşık 20 sn sonra yumuşak bir iniş yaptık, hemen balona kazıklar çakıldı, balonun havası indirildi, sıra ile balondan indik, ve geleneksel olarak yapılan balon turu sertifika kutlaması için şampanya patlattık.





Ve işte benim sertifikam

Saat 10.00 olmuştu ve geldiğim araçla otele geri döndüm. Güzel bir duş ve çay sonrası ilk gün notlarımın devamına baktım. Amacım bu sabah hiç vakit kaybetmeden yaklaşık 3 km uzaklıkta olan Paşabağları ve Zelve Antik Şehri'ne gitmek. Sait daha yeni uyanmış, ona sordum, nasıl gideyim, minibüs varmı diye. –Abi ne minibüsü, burada en güzel yapılacak şey bir motosiklet kiralamaktır, her yer birbirine yakın, vakit kaybetme minibüsle dedi. Çok mantıklı bir fikirdi bu. Sait buranın çocuğu vesselam, bana 2.muhteşem kıyağını yaptı, arkadaşının Vespa'sı varmış, ondan rica etti bir günlüğüne. Yaklaşık 1 saat sonra eleman vespayla otele geldi. Ufak, mavi, şirin bir vespa bu. Sait ve arkadaşı kesinlikle para istemiyor, yav 1 günlük parasını vereyim dedim, yok diyor, -sen abimsin diyor, en sonunda benzin parasını vereyim dedim çünkü depo full, onu kabul etti arkadaşı zorla olsa da.. Öğlen saat 12.00 gibi geçirdim şapkamı başıma ve düştüm yollara, vespa çok güzel, esen rüzgar yüzümü yalıyor motoru kullanırken..Sait çok delikanlı, yurdumun misafirperver insanı. Bugün 2.günüm burada ve otel evim gibi oldu resmen. Annesi motora atladığımda ekmek arası peynir yapıp verdi, yolda yersin diye, canlarım benim ya Çok ama çok mutluyum.

PAŞABAĞLARI

Göremeden motosiklete atladım ve esen rüzgarın serinletici güzelliğiyle yavaş yavaş, yolu sindire sindire Avanos istikametine yol aldım. Paşabağları ve Zelve Antik Kenti'ne gideceğim bugün. Göreme-Avanos istikametine giderken 3 km sonra sağa dönüp yaklaşık 10 dk gidince yol üstünde Paşabağ bölgesinden geçiliyor ve buradaki peribacaları gerçekten muhteşem. Yükseklikleri yer yer 15-20 mt arasında değişiyor ve bazıları 3 başlı.





Burada 3 başlı peribacasının içine oyulmuş 2 adet oda bulunmakta, bu odalardan bir tanesi 5.yy'da yaşamış Aziz Simeon adındakikeşiş tarafından inziva hücresi olarak kullanılmış. Şu anda sadece dışarıdan bakılmasına izin veriliyor.


Aziz Simeon tarafından kullanılan inziva hücresinin bulunduğu peribacası





Paşabağları'nda bir çok cafe ve çay ocağı var, dinlenebilir, çayınızı içer, hediyelik eşya alabilirsiniz. Ben yaklaşık 1 saat kaldıktan sonra atladım motoruma ve hemen 10 dk ilerdeki Zelve'ye hareket ettim.

ZELVE

Unesco tarafından dünya mirası listesine alınan zelve, paşabağlarından dümdüz yola devam ettiğinizde karşınıza çıkan eski bir yerleşim alanı olan köyün adı. Kapadokya bölgesinin en güzel ve değişik peribacalarını burada görebilirsiniz. Zelve'de ikonaklastik dönemden kalma kilise ve manastırlar bulunmakta. İçeri girişte müze kart geçmekte. İçerisi beni benden aldı. O zamanın insanlarının yaşayışları, ibadet etme şekilleri ve sosyal yaşamı o kadar rahat gözlemleme imkanı var ki burada. Sanki zaman durmuş burada. Burayı gezerken çok rahat 3 saat geçirebilirsiniz. Erken hristiyanlık zamanında gizlenme yeri olarak kullanılmış. Ben motorsikletle geldim ama her 45 dk'da bir göreme-zelve otobüsleri kalkmakta. Yakın zamana kadar yani 1950 yıllarına kadar burada Müslüman ve hristiyan halk birlikte yaşıyormuş. 1950 yılından sonra köy terk edilmiş ve ileriye yeni zelve tarafına yerleşmişler.








Zelve açık hava müzesi'ni adımlamaya başladım. Burada karşıma çıkan ilk yapı Kutsal Haç Kilisesi çıktı. Bu kilisede yoğun olarak haç motifleri kullanıldığından bu adla anılıyor.





Kutsal Haç Kilisesi

İçerde benim gibi gezmeye gelmiş çok sayıda yerli ve yabancı turist var. Burası öyle bir yerleşim yeri ki tam anlamıyla bir kompleks. Kilisenin duvar resimleri bayağı harap olmuş vaziyette ama içerdeki kabartmalar binlerce yıldır zamana meydana okumuş.

Kilisenin hemen yanında o dönemden kalma buğdayları öğütmek için kullanılan büyük silindir tekerlek şeklindeki taş bulunmakta. Bu zamanda bile doğu'da bazı köylerde hala kullanılıyor.




Kiliseden ayrılıp tepeye doğru adımlıyorum, antik şehrin meydanı burası ve burada karşıma çıkıyor cami ve köy meydanı. Hem kayadan oyma hem de kesme taştan yapılmış olan bu cami Zelve'de bulunan tek örnek. Mihrabı kayanın içine doğru oyularak yapılmış. Caminin hemen karşısında ise köy meydanı bulunmakta.








Köy meydanı

Meydandan ilerlediğimde gözüme tek bir sütun üzerinde ufak odacıklardan oluşan pencereler çarptı. Biraz daha hızlı adımladım ve o pencerelerin bulunduğu yamaca çıktım. Burası güvercinlik yeri. Eski zamanlarda haberleşme aracı olarak kullanılan güvercinler devrin en değerli hayvanları, bölge islamiyete geçince de aynı değer korunmuş ve sadece güvercinler için bir büyük barınma alanı inşa edilmiş.


Güvercinlikler


Yaklaşık 3 saat kaldım bu muhteşem antik kentte. Sonrasında giriş kapısının bulunduğu çeşme meydanına indim ve bir çay molası verdim kendime. Motosiklet kiralama işi çok güzel oldu. Rahat rahat gezmek çok güzel bir olay. Meydan kalabalık. Benim gibi soluklananlar, çay molası verenler çok. Saat 16.30 oldu. Ve uykusuzluk etkisini göstermeye başladı. Tekrar atladım benim mavi şimşeğe ve otel yollarına düştüm. Saat 17.00 gibi oteldeydim. Mavi şimşeği park ettikten sonra hemen odaya yöneldim. Tam yatacaktım ki aklıma hemen otelin yanında tepede bulunan Panoramik tepe'ye çıkma fikri geldi. Genelde herkes güneş batışına doğru bu tepeye çıkıyor ve ellerinde meşhur Kapadokya şarabı ile güneşin batışı eşliğinde göreme manzarasının tadını çıkarıyor. Fırladım yataktan, yola çıkıp adımlamaya başladım. Yol üstündeki marketten bir şişe Kapadokya şarabı aldım ve tepeye çıktım. Yürüyerek 10 dk falan sürüyor, tepe gerçekten kalabalık, yerli yabancı yaklaşık 70 kişi falan var, herkesin önünde şarap bardakları var, gitar çalanlar var. Ortam güzel. Burada 1 tane de çay ocağı büfe var, isteyen çay falanda içebilir. Ve bende yavaş yavaş şarabımı yudumlamaya başladım, güneş nazlı nazlı batmaya başlamıştı, ortaya çıkan manzara şarap eşliğinde iyice mest etti beni, gerçi Nemrut Dağında bu hissin doruk noktasına ulaşmıştım ama burası Kapadokya idi ve medeniyetin beşiği Bir yudum daha aldım şarabımdan ve fotoğraflamaya başladım güzel ortamı ve manzarayı.


Saat 21.00 gibi otele döndüm, bir duş aldım. Aklımda yarın sabahtan olmazsa olmaz ıhlara vadisi ve Derinkuyu Yeraltı Şehri gezisi var. Yalnız bir sorun var ki Ihlara vadisi buraya yaklaşık 100 km uzaklıkta, nasıl bir rota çizeceğim aklım karışmış vaziyette. En mantıklısı Sait ile konuşmak. Sait üst katta tv izliyor. Yanına gittim ve durumu anlattım. –Abi sen bana bırak, birazdan haber vereceğim dedi. Yaklaşık 15 dk sonra yanıma geldi. –Abi buraları tek başına gidip görmen çok zor, buralar için kesinlikle bir tura katılmalısın. Benim arkadaşım tur rehberi burada, belediyeye bağlı kokartlı rehber, yarın sabah o tarafa bir turu varmış, seni de yazdırdım, senden tur ücreti almayacak, benim arkadaşım ama öğlen yemeği ücretli sadece dedi. Sevinçten uçtum havalara. Yemek nedir ya, yemişim yemeği, bana hayatımın kıyağını yaptın Sait dedim. Abi normal böyle şeyler bizim burada dedi. Yarın da arkadaşımın bir misafiri gelir, o bana rica eder, ben burada konaklatırım onun misafirini dedi. Çok teşekkür ederek mutlulukla odama geçtim. Japon kızlar gelmemiş daha. İçimde bir hafiflik hemen uyku moduna geçtim. Sabah 09.00 gibi otele gelip alacaklar beni. Yarın büyük gün asıl. Hade iyi geceler

IHLARA VADİSİ

Sabah erkenden uyandım. Bugün 3.günüm burada ve son günüm. Akşamına İstanbul dönüşüm var. Dün gece çok iyi bir uyku çekmişim. Dünün yorgunluğu ve gelen müjdeli haberin vermiş olduğu mutluluk uykumu daha da güzel kılmış. Sıcak bir duş ve kahvaltı sonrası saat 09.00 gibi tam denilen saatte minibüs geldi beni almaya, Sait'in arkadaşı Recep ile tanıştım. Recep Turizm Bakanlığı'nın kokartlı profesyonel rehberi, evli, eşi'de rehber burada. Recep 27 yaşında ve tüm gezi boyunca muhteşem bir anlatım yaptı bana. Bugün bu tura gelen kişi sayısı 20 ve yine tek türk benim. Brezilya, Japon ve Avustralyalı turistler var ama yaş ortalaması 25 Saat 10.00 gibi yola çıktık, 1 saat boyunca otel otel dolaşıp tura gelecek olan diğer turistleri aldık otelinden. Hava muhteşem, Recep minibüste kapadokyanın tarihinden bahsediyor ve gideceğimiz yerler hakkında bilgi veriyor. Yolculuk çok rahat, bol müzikli ve nefis bir hava eşliğinde devam ediyor. Ve saat 13.00 gibi Ihlara Vadisi'ne giriş yapıyoruz. Müze kart geçmekte burada ve çok kalabalık giriş. Bizim gibi bir çok kişi gelmiş burayı gezmeye. Melendiz çayının yüzyıllar boyunca süren aşındırılması ile oluşan yaklaşık 150 mt derinlikteki bugünkü ıhlara vadisi yüzlerce kilise ve nefis doğa güzellikleri ile binlerce ziyaretçinin ilgisini çekmekte.








Ihlara vadisi

Ihlara vadisi bir yürüyüş parkuru olarak ele alınırsa vadiyi doya doya gezmek, tadını almak, buz gibi suyuyla melendiz çayında mola vermek yaklaşık olarak 3-4 saati burada geçirmek demek. Bizim gezimiz burada yaklaşık 3 saat sürdü. Ihlara vadisi içinde çok fazla kilise yer almakta ama bunlar içinde gezilebilecek en güzelleri 4 adet;

-Yılanlı kilise
-Ağaç Altı Kilisesi
-Sümbüllü Kilise
-Kırk Dam Altı Kilisesi

Vadiye uzun ve çok basamaklı bir merdivenden iniş yaptıktan sonra nefis hava eşliğinde adımlamaya başladık. Recep ve ben en önde hem sohbet ediyoruz, hem de arkadan gelen gruba bakarak oluyoruz. İlk gezeceğimiz kilise Yılanlı Kilise.





Yılanlı Kilise

Yılanlı Kilise uzun bir haç şeklinde olup batı kısmında temizlenmiş bir mezar var. Bu mezarın üstünde ise yukarda gördüğünüz resim var, bu resimde günah ve sevaplar Mikail tarafından tartılıyor. Hristiyanlığın il dönemine ait bu kilisede yine resimler aynı taktikle yapılmış; kırmızı kök boyası ve su karıştırılmış.

İkinci durağımız ise Sümbüllü Kilise.








Sümbüllü Kilise

Sümbüllü Kilise'de haç şeklinde yapılmış ve resimler 14.yy'da yapılmış. Geniş ve kaya içleri içeri kısıma oyularak yapılmış bir kilise. Ben her zamanki gibi gözlerimi duvar resimlerinden alamıyorum yine. Allahım bu nasıl bir güzellik, tarih İşte bu resimler, karşımda duruyor ve 14.yy'da bunu bu duvara yapan sanatkarlar kim acaba, nasıl yapmışlar, nasıl yaşamışlar burada? Aklımda sorular, sorular..

Adımlamaya devam ediyoruz ve hemen biraz ilerde yer alan Ağaçaltı Kilisesi'ne yol alıyoruz. Burada fotoğraf çekmek yasak. Çünkü duvar resimleri diğerlerine oranla daha iyi korunmuş. İçerde bulunan kilise kapısının karşısındaki duvarda iki aslan arasında Daniel ve tavanda bir ejderha resmi var.

Sonraki durağımız ise Kırkadam Altı Kilisesi. Burada da aynı şey, foto yasak. Kilise içinde İncil'in bahsettiği olayların bazıları resmedilmiş. Hz.Zekeriya'nın katli resmedilmiş yine. Resimler iyi durumda

Kilise çıkışı vadi içerisinde adımlamaya devam ettik. Her taraf yemyeşil, kuş sesleri cıvıl cıvıl, yanıbaşımda melendiz çayı gürül gürül akmakta. Zaman durmuş gibi, o kadar çok severim ki doğada olmayı, bu havayı koklamayı








Ihlara Vadisi

Yemek yiyeceğimiz yere adımlamaya başladık. Yaklaşık 2 saat geçti bu gezi parkurunda. Yemeğimizi yedikten sonra Derinkuyu Yeraltı Şehri'ne turumuz devam edecek. Yemek yiyeceğimiz yer nefis güzel. Melendiz çayı üzerinde ahşaptan yapılmış ufak baraka tarzı yerler, insanın acayip iştahı açılıyor bu havada


Yemek muhabbeti yaklaşık 1 saat sürdü. Bol sohbet, kahkaha ve tanışma fasıllarından sonra minibüse atladık ve yola çıktık. Üniversite yıllarımdan beri merak ettiğim ve deli gibi görmek istediğim yere, Derinkuyu Yeraltı Şehri'ne gidiyorum işte. Yaklaşık 1 saatlik yolculuktan sonra geldik buraya. Derinkuyu Yer altı Şehri çok ama çok önemli bir kompleks tarihte ve burası için, gözünüzün önünde daha iyi canlanabilmesi için bolca not aldım defterime.

DERİNKUYU YERALTI ŞEHRİ

Derinkuyu Nevşehir'in bir ilçesi. Niğde'ye 50, Nevşehir'e 29 km uzaklıkta. Yer altı şehri bir rastlantı sonucu bulunmuş. 1965 yılında ise genel restorasyon çalışmasından sonra hizmete açılmış. Dünyanın 9.harikası olarak uzmanlar tarafından literatüre geçen bu şehir, her yıl binlerce ziyaretçi ağırlamakta. Burada Hititliler, Romalılar, Bizanslıların oturduğu 8 katlı çok geniş bir kompleks. Yerin altına devasa genişlikte 8 kat aşağı inilerek kurulan bu şehir insana dilini yutturuyor. Burası hristiyanlığın ilk zamanlarında hem saklanma, hem de gizli ibadet yeri olarak kullanılmış. Daha sonraları ise 6. Ve 7.yy'da başlayan arap akınlarına karşı sığınak olarak kullanılmış. 1. Ve 2. Katlarda misyoner okulu, vaftiz yeri, mutfak, ambar, yatak odaları, yemek odaları, şarap mahzenleri, ahırlar var. 3. Ve 4. Katlarda gizlenme yerleri, silah depoları var. Burada öyle bir teknik ve mimari kullanılmış ki bunu yapan insanlar bunu nasıl yaparlar, bu tekniğe nasıl sahipler diye kafayı yedim durdum. Günümüzde dahi kullanılan havalandırma bacaları ve tüneller, yerin 8 kat altından bağırdığınızda, yerin üstünden bu sesi duymanız çok rahat bir şekilde insanı şaşkına çeviriyor.

Yer altı şehrine girmeden önce yaklaşık 15 dk'lık bir bilgilendirme veriliyor kapıda. Hamile olanlar, karanlıktan ve dar yerlerden korkanlar, yer altı korkusu olanlar, kapalı yer korkusu olanlar kesinlikle içeri alınmıyor ve bunlardan birine sahipseniz ve söylemezseniz ve içerde bir şey olursa sorumluluk kabul edilmiyor. Girişte müze kart geçerli.

Ve içeriye doğru adımlamaya başladım.








Yeraltında her adımlamada içerisi daha serin olmaya başladı. Dışarısı cayır cayır yanarken sıcaktan burası serin ve bazı yerleri soğuk bile. Her yer daracık tüneller ve yollar ile dolu. Aklım beynim almıyor, nasıl nasıl yapıldı bu şehir. O daracık yollardan geçtiğinizde birden karşınıza kocaman dev gibi bir salon ve kilise çıkıyor.


Havalandırma odaları ve mazgalları günümüzde dahi kullanılıyor.


Ve buranın en muhteşem sunumu size şu; Koridorlarda belli aralıklarla konulan taş kapılar. Kent baskına uğradığında kaçan halk bu sürgü taş kapılar ile koridorları kapatıyor ve aşağıdaki sığınaklara kaçıyor. Bu taş kapıların dışarıdan açılması mümkün değil, imkansız hatta. Yalnız içerden açılıp kapanıyor. Ortaları delik. Bu deliklerin amacı ise bu taş kapıları kapadıktan sonra dışarıyı görebilmek ve durumu anlayabilmek. Bu taş kapıların kalınlıkları 50-55 cm, boyları 170-175 cm ve ağırlıkları 300-500 kg arasında. Ve hazırmısınız şimdi yazacaklarıma; Bu taş kapıların kayalarının sertliği ile yer altı şehrinin kayalarının sertliği yapılan testlerde birbirini tutmamış, yani bu taş kapılar burada yapılmamış. Yukarda yani yeryüzünde yapılıp bu şehre indirilmiş. Nasıl, nasıl diye bende soruyorum ama uzmanlar dahi bunun nasıl yapıldığı konusunda bir ipucu bulamamışlar.


TAŞ KAPI

Her geçen dakika daha aşağılara iniyoruz. Her aşağıya indiğimizde koridor ve tüneller daha soğuk ve daracık. Yanyana 2 kişi yürümesi mümkün değil.


Ana salona geldiğimde hava bacalarından birini görüyorum. Bu bacalardan yer altı şehrinde toplam 52 adet bulunuyor. Kent biraz eğimli bir yüzeyde yapıldığından bu bacaların derinliği 70 ile 85 mt arasında değişiyor. Bunların dipleri ise su kuyusu olduğundan bütün katlara buradan hava sağlanıyor. Muhteşem bir teknik ve mimari düşünce. Ve bu bacalarda bulunan suyu buranın halkı 1962 yılına kadar kovalarla çekip içiyormuş.


Hava bacaları





Yine koridorlarda bulunan başka bir taş kapı

Ve daracık koridorlardan geçerken birden şehrin kilisesi çıkıyor karşımıza, bu ana salon 10 mt eninde, 25 mt uzunluğunda. Yapılışı haç şeklinde. Kilisenin tam karşısında ise üç sutunlu bir konferans salonu bulunmakta. Yer altı şehri temizlenirken salonun sağ tarafında bir mezar bulunmuş. İçerde bulunan bir iskelet varmış. Bu iskelet Ankara'ya gönderilmiş. Sonrası ise bilinmiyor, nolmuş bu iskelete diye kimse de merak edip sormamış. Ağladım ben bu acınacak, cahil halimize, siz ağlamayın


Kilise


mezarlık

Yine kilisede vaftiz için kullanılan salon ve kuyu var.





Kilisenin tam ortasında ise bir sutunda suçluların cezalandırıldığı, kollarından Filistin askısı gibi asılıp yada çivilendiği bir nokta var, burası sonradan yapılan çalışmalarda kaldırılmış.


Sutunda hala zincir halka yerleri ve oyuklarda çivi izleri var


Tüneller o kadar dar ki 2 kişi yan yana yürümek imkansız

Yapılan araştırmalarda bu yer altı şehrinde ortalama 10.000 kişi yaşıyormuş, bu rakam inanılmaz; işte bu rakam doğrultusunda o zamanın insanının emeğinin ve gücünün nelere yettiği daha iyi anlaşılmakta. Şu anda yukarda nasıl bir şehir varsa yerüstünde, bunun aynısı işte bu yeraltında da var.


Şu ana kadar yapılan çalışmalar sonucunda ortaya ancak bu kadar yani yerin altına inen 8 kat ortaya çıkarılmış. Fakat daha kazısı yapılamayan ve devam eden en az bu 8 kat altında bir 10 kat daha yerin bulunduğu uzmanlar tarafından kesin olarak belirlenmiş. İnanılmaz bir şey bu, düşünebiliyor musunuz, yer altında bulunan 18 katlı bir apartman, aman allahım!!

Yapılan çalışmalarda ki günümüzde de hızla devam ediyor bu çalışmalar, hala çözülemeyen sorular varmış; uzmanlar bunları yanıtlamakta zorluk çekiyorlarmış, örneğin burada yaşayan insanların boyları ne kadar? Bütün yer altı şehrinde koridorların yüksekliği 1.60 ve 1.70 cm arasında. Ama bu veri ile boyları hakkında kesin bir sonuca varılamıyor. Şehirde bulunan çok az mutfak ise sebebi şöyle açıklanıyor; burada yaşayan halk her katta bulunan mutfağı ortaklaşa kullanıyor çünkü çok az ateş yakmak zorundalar, ve ortaklaşa yemek yapıp bir defada ateş yakıp bu yemeği yapıp ortaklaşa yiyorlar. Sebebi ise çok ateş yakıp, durmadan mutfakta her dakika yemek yaparlarsa bu ateşin dumanı yükselecek, şehir havalandırmasından çıkıp dışarıya çıkacak. Bunu gören düşman ise şehrin yerini belirleyebilir ve saldırıya geçebilir. Yine bugüne kadar yapılan çalışmalarda giysi, kıyafet olarak hiçbir ipucuna rastlanmamış.

Derinkuyu yer altı şehrinde yaklaşık 1.5 saat kaldık, ağzım kulaklarımda adım adım gezdim. Nasıl zevk aldım bir bilseniz. Bu muhteşem şehir o kadar gizemli ve büyüleyici ki

Yukarıya yani yeryüzüne çıktığımızda güneş gözlerimi aldı, hemen dışarıda bulunan çay bahçelerinden birine oturdum. Recep geldi birazdan, oturduk bir çay içtik. Turdaki diğer turistler ise hediyelik eşya alma derdindeler. Yer altı şehrinin hemen ilerisinde Aya Theodori Kilisesi var ama ziyarete kapalı.





Aya Theodori kilisesi duvarındaki yazı; papaz yok, camiye gitti

Yavaş yavaş minübüse yol aldım. Birazdan hareket ettik. Yol üstünde Selime kasabasına uğradık. Burada yine erken hristiyanlık zamanında yapılan bir kompleks var.


Bu erken hristiyanlık zamanında yapılan kilise ve yerleşim yeri çok büyük ve resimler 14.yy zamanında yapılmış.














Saat 19.00 olmuştu ve gerçekten dolu dolu geçen bir turdu. Hepimizde yorgunluk belirtileri başlamıştı. Bu muhteşem rotayı yapmak için bir tura kesinlikle katılmalısınız. Tek başınıza bu kadar yolu kat edip bu kadar yeri 1 günde gezmek gerçekten zor. Aynı şekilde gezdiğiniz yer hakkında doyasıya bilgi alıp not tutmak içinde böyle bir tura katılmak lazım. Saat 21.00 gibi otele dönmüştüm. Recep ile otelin önünde minibüsten inip vedalaştım. Gerçekten çok ama çok güzel bir gündü benim için. Saat 22.30'da İstanbul için otobüsüm kalkacak. Hemen odama geçip sırtçantamı hazırladım ve bir yorgunluk duşu aldım. Birazdan yanıma Sait geldi. Bolca teşekkürlü bir vedalaşma oldu benim açımdan. Otelden otogar yürüyerek 10 dk sürmekte. Yavaştan yola koyuldum. Otogara geldiğimde otobüsün kalkmasına 20 dk falan vardı. Bir yorgunluk cigarası yaktım ve son bir kez dönüp baktım kapadokya'ya..hep gelmek istediğim yerdi, medeniyetin beşiği Kapadokya…Son bir nefes alıp bindim otobüse. Birazdan hareket ettik. Ve istikamet İstanbul, İstanbul'um..nasıl özledim İstanbul'u..Yaklaşık 3 aydır yollardayım. Güneydoğu ve doğu anadoluyu gezdim adım adım. Farklı kültürler, insanlar, arkadaşlar tanıdım. Türkiye'min eşsiz kültürü ve doğal güzellikleri, tarihi ile yatıp kalktım. O kadar mutluyum ki şu koltukta. Ve gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladı. O mutluluk verici yorgunluğu hiçbir şeye değişmem. Yollar bitmez, ömür biter demişler. Bir gezgin için en büyük mutluluktur hep yollarda olmak. Nereye kadar sorusunu cevaplayamaz, yollarda mutludur çünkü. Gidebildiği yere kadar diye cevap veririm ben hep. Gidebildiği yere kadar…