TÜRKİYE’NİN İLK AÇIK HAVA MÜZESİ, KARATEPE-ASLANTAŞ

Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

TÜRKİYE’NİN İLK AÇIK HAVA MÜZESİ, KARATEPE-ASLANTAŞ

Karatepe-Aslantaş; M.Ö. 8. yüzyılda, yani Geç Hitit Çağında, kendisini Adana Ovası hükümdarı olarak tanıtan Asatiwata tarafından, kuzeydeki vahşi kavimlere karşı bir sınır kalesi olarak kurulmuş, Asativadaya diye adlandırılmıştır. Kalenin batısında, bir kervan yolu, doğusunda Ceyhan Irmağı (Pyramos), bugün ise Aslantaş baraj gölü yer almaktadır. Yüksek kulelerle donatılmış T-biçimli anıtsal iki kapı binası kale içine açılıyordu. İki kule arasından, üstü açık bir geçitten sonra bir eşiğin arkasında bazalttan mil yatakları içinde dönen anıtsal ahşap bir kapı aşılarak bir sahanlığa, bunun yanında iki yan odaya, gene sahanlıktan da kale içine giriliyordu. Güneybatı kapıdan Aslantaş baraj gölü ve Domuztepe görülür. binasının iç tarafındaki kutsal alanda çifte boğa kaidesi üstünde Fırtına Tanrısı Baal-Tarhunzas'ın 3 m. yüksekliğindeki boy heykeli, kapı odasındaki bazalt kabartmalarda, kralın ülkesini ve yaptıklarını öven yazıtlar, saray yaşamı, av, mitoloji, tanrılara sunu sahneleri yer alır.





ASTİVATAS'IN SESLENİŞİ

Ben gerçekten Asativatas'ım
Güneşimin adamı, Fırtına Tanrısı'nın kulu
Avariku'sun büyük kıldığı, Adanava hükümdarı
Beni Fırtına Tanrısı Adanava kentine ana ve baba yaptı ve Adanava kentini ben geliştirdim
Ve Adanava ülkesini genişlettim, hem gün batısına, hem de gün doğusuna doğru.
Ve benim günümde Adanava kentine refah,tokluk, rahatlık tattırdım, ve Pahara depolarını doldurdumz


Ata at kattım, kalkana kalkan orduya ordu kattım, herşey Fırtına Tanrısı ve Tanrılar için,
çalımlıların çalımını kırdım.
Ülkede kötü olanları ülke dışına attım
Kendime bey konakları kurdum, soyumu rahata kavuşturdum ve baba tahtına oturdum, bütün krallarla barış kurdum.
Krallar da beni ata bildiler, adaletim, bilgeliğim, ve iyi yüreğim için.
Bütün sınırlarımda güçlü kaleler kurdum, kötü kişilerin, çete başlarının bulunduğu sınırlarda;
Mopsos evine boyun eğmeyenlerin hepsini ben , Asativatas, ayağımın altına aldım.
Buralardaki kaleleri yok ettim, kaleler kurdum ki Adanavalılar rahat ve huzur içinde yaşaya.
Gün batısına doğru benden önceki kralların alt edemediği güçlü ülkeleri alt ettim.
Ben Asativatas, bunları alt ettim, kendime kul ettim ve onları ülkemin gündoğusuna doğru, sınırlarımın içine yerleştirdim.
Ve günümde Adanava sınırlarını gün batısına, gerekse gün doğusuna doğru genişlettim.
Öyle ki, önceleri korkulan yerlerde, erkeklerin yola gitmekten korktukları ıssız yollarda, günümde kadınlar kirmen eğirerek dolaşmaktadır.
Ve benim günümde bolluk, tokluk, rahat ve huzur vardı.
Ve Adanava ve Adanava ülkesi huzur içinde yaşıyordu.
Ve bu kaleyi kurdum ve ona Asativadaya adını vurdum,
Fırtına Tanrısı ve tanrılar beni buna yönelttiler, ta ki bu kale Adana ovasının ve Mopsos evinin koruyucusu olsun.
Günümde Adana ovası topraklarında bolluk ve huzur vardı,
Adanava'lılardan günümde kılıçtan geçen kimse olmadı.
Ve ben bu kaleyi kurdum, ona Asativadaya adını vurdum.
Oraya Fırtına Tanrısı'nı yerleştirdim ve ona kurbanlar adadım; yılda bir öküz, çift sürme zamanı bir koyun, güzün bir koyun adadım.
Fırtına Tanrısını takdis ettim, bana uzun günler, sayısız yıllar ve bütün kralların üstünde büyük bir güç bahşetti.
Ve bu ülkeye yerleşen halk öküz, sürü, bolluk ve içkiye sahip oldu, dölleri bol oldu, Fırtına Tanrısı ve tanrılar sayesinde.
Asativatas'a ve Mopsos evine kulluk ettiler.
Ve eğer krallar arasında bir kral, prensler arasında bir prens, hatırı sayılır bir insan Asativatasan'ın adını bu kapıdan siler, buraya başka bir ad yazar, bunun ötesinde bu kente göz diker ve Asativatas'ın yaptırdığı bu kapıyı yıkar, yerine başka bir kapı yapar ve ona kendi adını vurursa, aç gözlülük, kin ya da hakaret amacıyla bu kapıyı yıkarsa, o zaman Gök Tanrısı, Yer Tanrısı ve Evrenin Güneşi ve bütün tanrıların gelen kuşakları bu kralı, bu prensi ya da hatırı sayılır kişiyi yeryüzünden sileceklerdir.
Yalnızca Asativatas'ın adı ölümsüzdür, sonsuza dek,
Güneşin ve Ayın adı gibi.





NASIL GİDİLİR?

Kadirli ilçesine 22 Km. Osmaniye iline 30 Km Adana'ya 130 Km. Karatepe-Aslantaş ören yerine ulaşan yollar tamamı ile asfalt olup, ulaşımı çok zevkli ve kolaydır. Adana Rotary Kulübü, Karatepe'ye çok güzel bir çalışma kazandırdı. Açık Hava Müzesi'ni gezmeye başlamadan önce bir odaya geçiyorsunuz ve size Karatepe ile ilgili hem Türkçe hem de yabancı dillerde bir sunum yapıyorlar. Böylece müzeyi daha bilinçli olarak gezmeniz sağlanmış oluyor.





Müzede müzekart geçmekte. Müzekart yoksa giriş ücreti 5 TL. Müzenin girişinde genişçe otoparkı ve yöresel el sanatlarının yapılıp satıldığı ufak bir büfe hediyelik eşya tarzı yer bulunmakta.

Kralın Yemek Şöleni



ÜSTTEKİ SAHNE
; Kral sol elinde bir köfte tutarken, sağ eliyle geniş bir kap içindeki pidelerden birini almaktadır. Kabın içinde üç köfte daha durmakta. İki uşak. uçuşan sinekleri kovmak ve serin hava sağlamak için yelpaze sallıyor. Daha solda uşaklar krala yiyecek içecek getirmekteler. Kızarmış tavşan, et, meyve ve içki.



ALTTAKİ SAHNE; Uşaklar çölen için, bir öküz ve kuzu getiriyorlar. Çalgıcılar müzik yapıyor. Burada görülen lir en eski lir biçimine benzemektedir. Kralın yemek masasının altında, bir maymun ve bir tavşanı gagalıyan yırtıcı kuşları görüyoruz.





Fırtına Tanrısı BAAL

Kuzey kapı aslanı. Üzerindeki hiyeroglifte Asativataya yazılıdır.





Sağ ve sol odacıkların iç duvarları bazalt bloklara işlenmiş arslanlar, sfenksler, yazıtlar ile günün inanç ve yaşayışını sergileyen kabartmalardan oluşan duvar kaplamaları ile donatılmıştır. Her iki kapıdaki eserleri kazı ekibince onarılıp yerlerine konmuştur. Ortaya çıkarılan sarayın duvarları 1.5m. seviyesinde korunagelmiştir. Yazıtlar bugüne kadar bilinen Fenike ve Hiyeroglif (Luvice) yazı sistemlerindeki en uzun çift dilli metinlerdir.



Yazıtlar, birer kere her iki kapı binasına, Fenikece 3. bir örneği de kutsal heykel üzerine işlenmiştir.









Fenike metninin okunabilmesi sayesinde, henüz tam anlamıyla çözümlenmemiş olan, Anadolu'da M.Ö.2.bin yılının başlarına kadar geri giden hiyerogliflerin nihai çözümüne olanak sağlayan bir anahtar ele geçmiş oldu. Kent uluslararası bir üne kavuştu. M.Ö. 2. bin yılda Anadolu'ya hakim olan, başkenti bugünkü Boğazköy (tarihsel Hattuşaş) olan Hitit İmparatorluğu M.Ö. 1200 yıllarında "deniz kavimleri" baskını sonucunda parçalanıp dağıldıktan sonra, Torosların güneyinde Malatya, Sakçagözü, Maraş, Kargamış, Zincirli gibi bazı krallıklar kurulmuş, bunlar daha sonra, çeşitli aşamalarda Asurluların eline geçmiş yağmalanmışlardır. Asativatas'ın hükümdarlığı işte bu döneme rastlar. Kurduğu kale de büyük olasılıkla Asurlular tarafından M.Ö. 720 sıralarında Salmanasar V, ya da M.Ö. 680 yıllarında Asarhaddon tarafından yakılıp yıkılmış ve terkedilmiştir.



KEŞFİN ÖYKÜSÜ

İLK DUYUM

1945 yazı sonlarında, İst.Ün. Ark.Bl.den Prof. HELMUTH THEDOR BOSSERT, asistanı HALET ÇAMBEL, Nihal Ongunsu. Muhibbe Darga Toroslarda Hitit izlerini sürmek ıçin yola yola koyulurlar. Bir taş arabası sırtında ulaştıkları Feke'de göçebe Yörüklerden, Kadirli dağlarında bir Aslanlı taşın olduğunu öğrendiler. Okul açılma zamanı gelmişti, geri döndüler.





KEŞFE YOLCULUK

1946 şubatı. Bossert'in kafasında hep aslanlı taş vardı. (Hititlerin sembolü olan aslanın olduğu yerde bir Hitit Yerleşmesi olabilirdi.) Sömestir tatilinden istifade ekibi yine topladı. Duydukları gerçek olabilirdi. Toros ekspresiyle keyifli bir yolculuk sonucu Adana'ya ulaşırlar. Vali ve Milli eğitim Mdr. Nü ziyaret onlara bir kamyon sağlar. Tabi bir günlüğüne. Havanın kararmasına iki saat var. Ekibe Adana Mz.Mdr. Naci Kum'da katılır. Hemen yola çıkmalı ki, 150 Km.lik Kadirliye ulaşılabilsin. Prof.Bossert ve muavin öne kızlar kamyonun üstü açık kasasına. Yağmur sağnağa çeviriyor, yol çamur deryası. Şoför hocaya yalvarıyor, bu yol geçit vermez geri dönelim. Bir daha araç nerden bulunacak? Hoca devam diyor. Sonunda kamyon yola saplanır. Kızlar ormandan çalı çırpı toplayıp yola döşerler. İki saatlik, sağnak altındaki bu çalışma netice verir.İte kaka tekrar yola koyulurlar. Tabi kamyon saplandıkça arkadan iterek. Nihayet sabahın dördünde bir köye ulaşıyorlar. Köylü ayağa kalkıyor, ekibi camı olmayan bir han odasında misafir ediyorlar. Çay sohbet derken sabah oluyor. Adana'dan Kozan'a bu yolculuk dokuz saat sürmüştü. Feke'ye hareket ediyorlar fakat kamyonun hali kalmamıştır. Yolda bobin yakıyor. Görünürde terk edilmiş bir han var. Arkeoloji ekibi, tarihsel değeri olan bu hana sığınıyor. Ah birde çatısı, kapısı, penceresi olsaydı. Bossert, Halet hanım ve Ali Rıza Yalgın (Kayseri Mz.Md.) , ormanın içinde toprak bir yol bulup yürümeye başlarlar. Kış ortasında aç kalan kurtlara karşı Bossert'in bastonu. Yılanlara karşı Ali Rıza'nın uzun yün bir kuşağı vardı. Bu arada çıkan kar fırtınası altında Feke'nin ışıklarını gördüler. Ama bir derenin karşı tarafında. Bossert ateş yakmaya çalışırken bir taraftan da avaz avaz bağırıp seslerini duyurmaya çalışıyorlardı. Neden sonra Feke'li bir kafile ellerinde fırtına fenerleriyle göründüler. Kaymakamın hazırlattığı rakı sofrası, iliklerine kadar donmuş kafileyi ısıttı. Zincirli tek kamyon diğerlerini kurtarmaya gitti. Gecenin geç saatlarinde getirilen ekip, ısıtılıp hemen yatırıldılar. Kar fırtınası dinmek bilmiyordu . Feke'de birkaç gün kaldılar. Buradaki kahve sohbetlerinin konusu tabiki aslanlı taşdı. Türkmen çobanlar ve ormancılar taşı doğruluyorlardı.



Kozan'a döndüler. Hepsi hastaydı. Kıpırdayacak halleri yoktu. Prof. Bossert merakını yenemiyordu, 'Eğer gitmeye niyetliyseniz gideriz! dedi. Grup ikiye ayrıldı. Mersin'e araştırmaya gidenler ve aslanlı taşı hala merak edenler. 27 şubat saat 13'te Bossert, Halet (39,5 derece ateşle), Naci Kum, bir taş arabasıyla, çamur deryası yola koyuldular. Bu atta, arabada, arabacıda yolda iflas etti. Köseli köyde değiştirdiler. Bu arabada çamur deryası yolda hendeğe yuvarlandı. Atlara bir şey olmamıştı. Hep beraber düzeltip yola devam ettiler. Ve nihayet Kadirli'ye ulaştılar. Burada kimsenin aslanlı bir taştan haberi yoktu. Kaymakam herkezi teker teker çağırıp soruyordu. Nihayet gezmeye ve eski eserlere meraklı ilkokul öğretmeni Ekrem KUŞÇU geldi. Bu taşı defalarca görmüştü ve gösterebilirdi. Atla 5-5.5 saat sürüyordu. Kalıntılar hakkında detaylı bilgi verdi. Şimdiye kadar kimsenin incelemediğini de ekledi. Bossert o gece çok rahat uyudu.



Ertesi sabah atlarla, çam ormanları arasından Kız-yusuflu köyüne ulaştılar. İki saatte ise tepenin eteklerine. Hemen atları bağlayıp, tepeye tırmandılar. Çalı çırpı onlara herhalde lale bahçesi gibi gelmiştir. ASLANTAŞ orada önlerindeydi. Hemen yanında kaidesinden düşmüş bir heykel ve yazıtlar, yazıtlar. Hemde farklı dillerde. Hititçe yi çözüme kavuşturacak çok dilli yazıtlar olmasın? Bossert'in uykularını kaçıran, rüyalarına giren aslanlı taş söylentisi doğru çıkmıştı. Burası bir Hitit yerleşimiydi. Bossert yerleşimi isimlendirdi; << KARATEPE-ASLANTAŞ>> Fotoğraf çektiler. Heykelin sırtındaki yazıtın estampajını çıkardılar. Hava kararıyordu. Geri dönme zamanı. Geceyi Kızılyusuflu da kamp ateşi başında köylülerle s geçirdiler. Biliyorlardı ki Karatepeye yine geleceklerdi.

Taşımacılığın deve kervanlarıyla yapıldığı yıllarda, karakışta Toros Dağlarında gezinmek demek ki zevkli olabiliyor.



KAZILAR BAŞLIYOR

ÖN ARAŞTIRMA

1947 baharında Prof. Bossert ve Doç. Bahadır Alkım ön çalışma için geldiler. Ayağını burktuğu için Halet yoktur. Surları, sur içindeki yapıları, bazı ortostatları ve yazıtları saptadılar. Geceleri yakınlardaki yaylada konaklamış Türkmenlerin kampında Kızyusuflu dan bir ailenin verdiği çadırda yattılar. Dört hafta boyunca Türkmenlerinverdikleri yufka ekmeği, sert keçi peyniri ve yoğurdu yediler. Döndüklerinde epey zayıflamışlardı.



Kadirli Kaymakamı ve belediye reisi Karatepe'nin keşfiyle yakından ilgileniyorlardı. Ama bir ricaları vardı. Kadirli'nin tarihi ve eserleri de tespit edilmeliydi. Bu istekler kabul edildi. Flaviopolis Alkım'a epey yazıt ve antik eser ve Roma yapıtı verdi. Alacami eski bir kilise kalıntıydı. Daha önce bir tek Gertrude Bell Kadirli'ye gelmiş o da Alacamiyi incelemişti.

İstanbul arkeoloji müzesinde sergilenen İmparator Hadrianus'un iki metrelik muhteşem bronz heykeli 1932 de Kadirli'den ( Filavipolis )çıkarılmıştır.







Asativataya kalesi surları

KAZILAR BAŞLIYOR

1947 yazında kazılar başladı. Bossert, eşi Hürmüz Hanım, Halet Çambel, Bahadır Alkım, eşi Handan Alkım, Nihal Ongunsu uzun yıllar burada çalıştılar.





Kazılar sonucunda, Danuna (Adana) ülkesi Kralı Asitavandas'a bir saray ve bu sarayı süsleyen kabartmalı orhostatlar, kral ve tanrı heykelleri, aslan, boğa, sfenksler ortaya çıkarıldı.Bu eserler toplandı, temizlendi, birleştirildi, yerlerine kondu ve koruma amaçlı çatılarla kapatıldı.



Profesör Helmuth Th.BOSSERT

1889 Güney Almanya'da doğdu. 1918 de Galiçya cephesinde Türk tarafında savaştı. Nazilerce kara listeye alınıp, kitapları yakıldı. 1933 yılında Boğazköy'de Kurt Bittel'le çalıştı. Aynı yıl milli eğitim bakanı Reşit Galip Beyin isteğiyle Türkiye'de kalıp, 1934 yılında İstanbul Üniversitesinde profesör ve arkeoloji enstitüsüne müdür oldu. Türk uyruğuna geçti ve Hürmüz Hanımla evlendi. 1959 yılında 70 yaşında emekli oldu ama ders vermeye devam etti. 5 Şubat 1961de vefat edip, sevdiği bu topraklarda defnedildi.



Profesör HALET ÇAMBEL

İlköğretimini Almanya, orta öğrenimini Arnavutköy kız kolejinde tamamladı. Fransız hükümetinin bursuyla, 1933-39 arasında Sorbonda arkeoloji okudu. İstanbul Üniversitesinde 1940'da asistan, 44'de doktor, 47'de doçent, 1960'da profesör oldu. Prehistorya kürsüsünün kurucusudur. 1984 yılında emekliye ayrıldı. 1939 da Afyon-Pişmişkale, 1948-49 da Midas Kenti kazılarında çalıştı. 1961 de Kadirli'deki Ala Camiyi (Bazilika) araştırdı, sonraki yıllarda da koruma amaçlı çalışmalar yaptı. Ülkemizdeki ilk açık hava müzesinin kurucudur. 12 Ocak 2014 sabaha karşı çok erken saatlerde, uykuda Yaşama Gözlerini Yumdu.





YARARLANILAN KAYNAKLAR

ARKEOLOJİ,Hasan Tahsin Uçankuş, Kültür Bakanlığı -2000
BOĞAZKÖYDEN'DEN KARATEPE'YE,H.ÇAMBEL, M.DARGA YKY-2001
Toplumsal Tarih. Sayı,125, H.ÇAMBEL Tarih Vakfı-2004
TANRILARIN VATANI Anadolu, C.W.CERAM Remzi Kitabevi-1994

YAŞAR KEMAL KÜLTÜR EVİ – GÖKÇEDAM HEMİTE KÖYÜ

Müze gezinizi tamamladıktan sonra yine araç ile yaklaşık 30 dakikalık bir yolculuk yapıp, ünlü yazar merhum Yaşar Kemal'in doğup büyüdüğü yer olan Osmaniye'nin Gökçedam köyünde açılışını kendisinin yaptığı ve "Köyüme hatıra kalsın" dediği kendi adının verildiği Yaşar Kemal Kültür Evi ve Parkına gidebilirsiniz.



2013 yılında dönemin Osmaniye Valisi Celalettin Cerrah'ın girişimleriyle yaptırılan ve Yaşar Kemal ile birlikte Tarık Akan, Can Dündar, Nebil Özgentürk, Sadık Karamustafa, Ahmet Güneştekin, Yalçın Sadak gibi bir çok ünlü ismin açılışına katıldığı Gökçedam (Hemite) köyündeki Yaşar Kemal Kültür Evi ve Parkı içinde bulunan Kültür evi geniş bir park alanı içinde ve parkın adı da Yaşar Kemal Parkı. İçinde dev kalemin bugüne kadar yazmış olduğu ve dünya dillerine çevrilmiş romanlarının birer örneği bulunmakta.







Köye ulaşım kolay, tamamen asfalt bir yoldan zevkli bir ulaşım yapıyorsunuz. Sağ tarafınızda kalan baraj yolunu izleyin devamlı, kanalın bitiminde bulunan köprüyü geçin ve hemen sağınıza bakın, köyün girişini göreceksiniz. Osmaniye gezisi yapıp ta buraya uğramadan dönmeyin derim. İyi seyahatler…