NİZAM-I ALEM İÇİN KARDEŞ KATLİ VACİPTİR!!!

Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

NİZAM-I ALEM İÇİN KARDEŞ KATLİ VACİPTİR!!!

Osmanlı, İstanbul Fethinden sonra artık tüm cihana gücünü, zekasını ve yenilmezliğini göstermiş ve yükseliş devrine girmişti. Şehzadeler artık bu cihan tahtına oturmak için içten içe yanıyor ve türlü entrikalar peşinde koşuyordu. Ve artık pay-i tahtın geleceğini düşünen Fatih Sultan Mehmed o gün ünlü kanunnamesini tarihe düştü - "Nizam-ı Alem için Kardeş Katli Vaciptir" (''Ve her kimesne evlâdımdan saltanat müyesser ola, karındaşların Nizâm-ı Âlem için katl eylemek münasiptir. Ekser ûlema dahi tecviz etmiştir. Anınla amil olalar.'') 
Ve o günden sonra cihan imparatorluğu olan Osmanlı'da tahtın geleceği tamamen yön değiştirdi. Aslında bu kanun ile sadece kardeş değil, taht için kim tehlike arz ediyorsa devrin iplerini kim tutuyorsa onlar tarafından katl ediliyordu. Oğullar, babalar, amcalar, yeğenler, dayılar…Taht için kim tehlikeliyse hiç fark etmiyordu. Ve bu uğurda nice kanlı ilmikler tarih sayfalarına not düştü, ağıtlar yakıldı.
Efendim, bu ünlü kanunnameden sonra Fatih Sultan Mehmed han sefer dönüşünde iken Yahudi hekimi tarafından zehirlendi ve öldürüldü. Yahudi hekim yakalandıktan sonra, sorgusu bile yapılamadan şehzade 2. Beyazıt tarafından verilen emirle yeniçeriler tarafından paramparça edildi. Ama sadrazamlar kendi aralarında konuşurken bile pek dillendirmeseler de padişahın oğlu tarafından zehirlenerek öldürüldüğüne yönelik kanıtlardan bahsettiler hep. Yıllar geçti, 2. Beyazıt yaşlandığında mecburen tahttan feragat etmek zorunda kaldı çünkü yavuz oğlu şehzade Selim yeniçeri desteğini alıp tahta çıkmış ve Yavuz Sultan Selim adıyla cihan imparatoru olmuştu. Ve inandığı kanunname adına babasını zorunlu ikamete mecbur etmiş, saraydan uzaklaştırmıştı. Yaşlı padişah Dimetoka yolunda sürgün sarayına giderken aniden vefat etmişti. O dönemin en güvenilir kaynağı Venedik elçilerinin ülkelerine yolladıkları istihbarat raporlarında ise Beyazıt'ın yanında seyahat eden yardımcılarının sultanın zehirlenerek öldürüldüğünü söylediklerini yazıyor. Ne acıdır ki yıllar önce de yaşlı padişah tahta ilk geçtiği yıllarda kardeşi Cem Sultan'ın zehirlenmesi için Roma'daki Papa Borgias'a rüşvet yollamış ve amacına ulaşmıştı. Ve şimdi de oğlu Yavuz Sultan Selim tarafından tarih tekerrür etmişti.

Efendim, güneşli bir İstanbul sabahında gezmekten zevk aldığım Sultanahmet'te adımlıyordum. Ayasofya'nın hemen yanında yıllardır kapalı olan ve hep akibetini merak ettiğim Ayasofya Müzesi Padişah Türbeleri'nin açılmış olduğunu gördüm, bir heves ve heyecan atıldım içeriye. Çıkardım müze kartımı. Güvenlik Müze kartın gerekmediğini ve ziyaretlerin ücretsiz yapıldığını anlattı. Ne kadar güzel dedim, tarih bilinci aşılamak, tarihi sevdirmek… Bedava lafı bile bir takım insanların burayı ziyaret etmesine olanak sağlar en azından. İçeri girince bahçenin hemen yanında üç büyük ve bir küçük toplam dört türbe ve türbeye çevrilmiş vaftizhane kısmını göreceksiniz. Mimar Sinan ve Dalgıç Mehmet Ağa gibi önemli mimarların yaptığı bu dört türbede sırasıyla Kanuni Süleyman'ın oğlu 2. Selim (Sarı Selim), Sarı Selim'in oğlu 3. Murat ve 3. Murat'ın oğlu 3. Mehmet'e ait. En sondaki türbe ise Şehzadeler türbesi. Adından da belli olduğu gibi burada bir padişah yatmıyor.

Yazıma başlarken tarihteki meşhur kanunname ile söze başladım, çünkü burayı ziyaret edenler bu türbeleri gezerken içeride yer alan çinilere, sandukalara bakıp çıkıyor, hızlı hızlı adımlıyor, asıl amaç Ayasofya'yı gezmek çünkü. Ama orada bir türbe var ki Osmanlı'nın bu kardeş katli vaciptir kanununu ne kadar acı anlatıyor bize.





Bahçede 3.sırada bulunan ve bu türbelerden en "kalabalık" olanı 3. Murat'a ait türbedir. Bu türbede toplam 54 mezar ve bu mezarlara ait sandukalar bulunuyor. İçeri girdiğinizde 3. Murat'ın sandukasının ayak ucunda sıra sıra dizilmiş olan minik bebek sandukalarını göreceksiniz. Dikkatsiz gözler ya da Osmanlı tarihini okumayanlar için bu ufacık sandukalar insana pek bir şey ifade etmiyor olabilir ama o 18 sandukada yatan minicik bedenlerin tümü aynı günde bu dünyadan ayrıldılar desem, sırayla hemde Bu 18 küçük şehzade 28 Ocak 1595 tarihinde şehzade kanı akıtmak vacip olmadığından domuz ilmiğiyle katledildiler. 3.Murat henüz yeni vefat etmişti, cenazesi gusulhanede yıkanıyor ve gerekli İslami kurallar yerine getiriliyordu. Cenazenin başında bekleyen tahtın varisi ve şehzadelerin en büyüğü 3. Mehmet, sadrazamı yanına çağırdı ve kulağına fısıldadı: Atam Fatih'in Kanunnamesini uyguluyorum, emrimdir, kardeş katli vaciptir. Sadrazamın tüyleri diken diken olmuştu ama emri veren yeni cihan imparatoru idi. Sustu, gıkını çıkaramadı. Başı önde dışarı çıkarken ayakları titriyordu, 1 yada 2 değil, 18 şehzadenin idam hükmü verilmişti. Yapacak bir şey yoktu, pay-i taht için emir verilmişti ve uygulanacaktı. Sadrazam dilsiz cellatları çağırttı, padişahın emri söylendi. Cellatlar sarayın soğuk koridorlarına dağıldı, sarayın farklı odalarında bulunan, bir kısmı ağlayan, bir kısmı oynayan, bir kısmı daha sütten bile kesilmemiş 18 şehzade sıra ile boğuldu. Cansız bedenleri daha toprağa bile verilmemiş olan babaları 3. Murat'la birlikte defnedildi. Ayak ucuna… 3. Mehmet'in kardeşi olan bu şehzadeler: Abdullah, Abdurrahman, Alaattin, Ali, Beyazıt, Cihangir, Hasan, Hüseyin, İshak, Korkud, Mahmud, Murad, Mustafa, Osman, Ömer, Selim, Yakup ve Yusuf idi.



Türbenin içi

O tarihte İstanbul'da Alman Elçilik heyetiyle gelen Baron de Wratislaw anılarında bu olayı şöyle aktarmıştı: "Bundan ötürü (3. Murat'ın ölümünden ötürü) Sultan Mehmet gizlice İstanbul'a girmiş ve ilk iş olarak 19 kardeşini saray dilsizlerine boğdurtmuştur. Sarayda bu dilsizlerin görevleri, özellikle bu acıklı işleri görmekti. Saray dilsizlerinin elinde birer kaytanla boğulan bu bahtsız kardeşlerden biri boğdurulmadan önce bir kez padişah kardeşinin yüzünü görmesine izin verilmesi için çok uğraşmış, çok yalvarıp yakarmış ise de, bu lütuf bu kardeşten esirgenmişti! Ölen hünkarın gebe olan hasekilerinden ikisi de dahi  denize atılarak boğdurulmuşlardı. Bütün bu caniyane işler yapıldıktan, yeni hünkarın bu çok gaddarca buyrukları yerine getirildikten sonra, boğdurulmuş kardeşler, çok kıymetli halılar içerisinde, büyük kardeşlerinin huzuruna getirilmiş ve kendisine gösterilerek yüreğinde herhangi bir kuşku kalması önlenmişti. Saltanat sürmekte kendisine rakip olabilecek kişileri ortadan kaldırdıktan, bütün tehlikeleri bu surette bertaraf ettikten sonra yeni Hünkar, bunların muhteşem bir surette donatılıp babalarının gömüldüğü türbeye ve onun yanıbaşına gömülmesini ve herbirinin sandukası üzerine sorguçlu birer kavuk konulmasını buyurmuştu."
Kaynak: Baron de Wratislaw'ın Anıları, Milliyet Yayınları, Çeviren: Süreyya Dilmen, 1996, İkinci Baskı
Ve demem o ki efendim, hani hep dost sohbetlerinde genelde belli bir zamandan sonra bizim mevzu döner dolaşır Osmanlıya gelir, biz şöyleydik, biz böyleydik diye… Elbette, bir zamanların kıyasını yapmak için insanın o zamanın şartlarında yaşaması yada empati kurması gerekir. Pay-i taht için alınan bu canlar, imparatorluğun devamı, kanunname… Sonuç ne olursa olsun bu tip olayların tarih kitaplarında daha çok yazılması ve derin olarak araştırılması taraftarı olan bendeniz, şimdilerde ne zaman Türbeler ziyareti yapsam, yada gezilerime katılan ziyaretçilere bu sahneyi anlatır, bir 10 dakika gözlerini kapatıp hayal etmelerini isterim. Dilsiz cellatların ayak seslerini, şehzadelerini korumaya çalışan cariyelerin çığlıklarını, Topkapı Sarayı içindeki ölüm kovalamacasını… Ve o anda 3.Mehmet ne düşünüyordu acaba? İnanın en çok merak ettiğim konu bu…



III. Mehmet'in, İtalyan ressam Cristofano dell'Altissimo tarafında yapılmış bir yağlı boya tablosu.