LİKYA YOLU

LİKYA YOLU

Likya yolu; Antalya'dan Fethiye'ye kadar, mümkün olduğunca sahil kenarlarından uzanan bir yürüyüş yoludur. Eski Likya medeniyetleri bu sahil yolunu yük hayvanlarıyla yapılan ticaret ve sevkiyat amacıyla kullanmıştır. Yaşanılan büyük bir deprem sonrası Likya medeniyetlerinin sahile yakın olan şehirleri deniz suları altında kalmıştır.


 

Bu patika yollar yöre halkları tarafından da kullanılmıştır. Turizm amaçlı tanıtımı 1999 yılında İngiliz araştırmacı Kate Clow tarafından sağlanmıştır. Türkiye'nin ilk uzun mesafeli yürüyüş yolu olma özelliğine sahip olmakla birlikte 509 km uzunluğundadır. Günümüzde ise yerli ve yabancı doğa ve yürüyüş tutkunlarına inanılmaz güzellikler sunmaktadır. Fethiye'den başlayan yürüyüş yolu üzerindeki bazı antik yerler ise; Sdyma, Letoon, Xanthos, Patara, Antiphellos, Apollonia, Simena, Myra, Limyra, Olympos, Chimera, Phaselis ve birçok antik ve yeni yerleşim alanı görmeniz mümkündür.

25 yıllık keşiflerime baktığımda en zevkli yolculuklarımı Likya'da yaptığımı anımsıyorum. Bu ülke başka yerlerde dengi olmayan bir etkiye sahiptir. Manzara muhteşemdir. Ay ışığında başka bir evren olur… George E.Bean, 1952-1966

LİKYA (IŞIK ÜLKESİ) TARİHİ

Likya, Anadolu'nun tarihi ve doğal zenginlikleri yönünden en ilginç bölgelerinden biridir. Eski Devirlerde "Işık Ülkesi" olarak adlandırılan bölgede antik kentler, doğa ile adeta iç içedir. Antik Likya Uygarlığı Kentleri, Akdeniz Bölgesi'nde Teke Yarımadası'nda yer almaktadır. Antik Likya, güneyde Akdeniz, batıda Karya ve doğuda ise Pamfilya ile komşudur. M.Ö. 1. yy.'ın ortalarında ise 23 kentten oluşan "Likya Birliği" oluşturulmuştur. Bu birlik tarihteki ilk demokratik birlik olup, günümüz demokratik sistemleri için de esin kaynağı olmuştur. Bu federasyonun önemli kentleri Patara (başkent), Xanthos, Pinara, Olympos, Myra ve Tlos'tur. Bunlara daha sonra Phaselis de eklenmiştir. Teke Yarımadası'nda Likya Birliği'ne ait daha küçük kentler de bulunmakta ve bu kentler sistemli kazılar, sikkeler ve yazıtlardan bilinmektedir. Bunlar arasında ise Andriake, Sura, Kyaenai, Limyra, Theimmusa, Simena, Istlada, Trebende, Aperlae bulunmaktadır. Bu seri adaylık önerisi, dünyada sadece bu bölgede yaşamış ve yok olmuş olan Likya Uygarlığına ait Patara'daki Parlamento binası, Likya kaya mezarları, kale kalıntıları, toplumun inanç sistemlerini yansıtan tapınak kalıntıları, Likyalıların toplumsal hayatları ile ilgili bilgiler veren kent kalıntıları gibi benzersiz kalıntıları içermektedir. Likya parlamentosunun yapısı ve kentlerin büyüklük ve nüfusuna oranlı olarak belirlenen temsilci sayısı antik dünyada benzersizdir. Antik Likya Uygarlığı Kentleri bu nitelikleri ile UNESCO Dünya Miras Listesi'ne önerilmektedir.

İÖ.2 bin yılın başlarında bu bölgede, Doğu Akdeniz'de de korsanlıklarıyla çevreye korku saçan Lukalar yaşamaktaydı. Ancak bu Luka" kelimesinin daha sonra Grekler tarafından Lykia olarak telaffuz edildiği sanılmaktadır. Likyalı'lar Kadeş Savaşı'nda Hititlerin yanında savaştılar ve 10 7. yy' ın ilk yarısında yerel bir krallık kurdular. İÖ. 6. yy'ın ortalarında Pers egemenliği altına giren Likya bölgesi. İÖ. 5. yüzyılda Persler'e karşı oluşturulan Delos Birliği'nde yer aldılar. İÖ.334 yılında Büyük İskender tarafından Pers' erden kurtarılan bölge, bu kez İskender'in generallerinin egemenliğine girdi. İÖ. 167'de Roma'nın tanıdığı bir ayrıcalıkla özgürlüğüne kavuştu. Bu yıllarda Likya, Olympos ve Phaselis gibi kentleri kendilerine us yapan korsanlar tarafından yağmalandı. İS 141 ve 240' taki depremlerden büyük hasar gördü ve yine ortaya çıkan korsanlar, Likya kentlerinin sonunu hazırladı 7 yüzyılda başlayan Arap akınları sonunda bölge, tamamen önemini kaybetti.

Bölgenin en önemli mimari eserleri, ahşap yapıların dış yüzlerinin taklit edildiği kaya mezarlarıdır. Likyalıların kendilerine özgü dilleri vardı. Bu dil, batı Grek alfabesine benzeyen Likya alfabesi ile yazılırdı. Altısı ünlü, toplam 29 harften oluşan Lykia Alfabesi, Grek alfabesinde gösterilmeyen bazı seslere de sahiptir. Uzun bir süre Likya dilinin Grekçe ya da Farsça'nın yakın akrabası olduğu düşünülmüşse de, 1945'te Danimarkalı Dilbilimci Holger Pedersen, Likya dilinin Anadolu dillerine bağlı olduğunu ortaya koyarak bu görüşü çürütmüştür. Bugün birçok dilbilimci Likya dilinin bir batı Luvi lehçesinden ortaya çıktığı görüşünde birleşmişlerdir. 

Heredot ise Likya ve Likyalılar hakkında, "Likyalıların kökeni eski devirlerde Grek olmayan halkın yaşadığı Girit'ti. Europa'nın iki oğlu olan Sarpedon ve Minos tahtı ele geçirmek için mücadele etmişler ve galip gelen Minos, Sarpedonu ve taraftarlarını ülkeden dışarı atmıştı. Sürülen grup, gemilere binip Asya'ya doğru hareket etmiş ve Milyasler'ın topraklarına yerleşmişlerdi. Milyas, o zamanlar Solym'ler tarafından işgal edilen ve bugün Likyalıların yaşadıkları ülkenin eski adıdır. Sarpedonun Krallığı zamanında isimleri olan Termiller diye bilinirdi. Şimdi bile komşuları Likyalılar için bu adı kullanırlar. Gelenekleri yönünden bazıları Giritli'lere, bazıları Karia'lılara benzer. Fakat hiç kimseye benzemeyen bir töreleri vardır. 0 da babaları yerine analarının adını kullanmalarıdır. Bir Likyalıya kim olduğunu sorun, size adını annesinin, anneannesinin, büyük anneannesinin ve daha büyükanne annesinin ismini söyleyerek cevap verir. Hür bir kadının bir köleden çocuğu olursa yasal sayılır. Buna karşılık, toplum içinde ne kadar önemli bir yeri olursa olsun, hür bir erkekle bir yabancı kadının veya metresinin çocuğuna vatandaşlık hakkı tanınmaz." demektedir. 

Ancak son yıllarda yapılan arkeolojik ve epigrafik çalışmalar, Likyalıların İÖ. 2. bin başlarında Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya gelen ve Akdeniz Bölgesi'ne yerleşen Indo-Germen kökenli Lukka kavimlerinden olduğunu ortaya çıkarmıştır.