MOLLA GÜRANİ CAMİ – VEFA KİLİSE CAMİ

Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

MOLLA GÜRANİ CAMİ – VEFA KİLİSE CAMİ

İstanbul turlarımda yıllardır Süleymaniye bölgesine turuma katılan misafirlerimi götürdükçe hep aynı manzara ile karşılaşırız, rezil bir yıkım, döküm, inşaat, harabe ve bakımsız gecekondu evler ve son yıllarda burada yaşayan Suriyeli göçmenler. Plansızca yıkılan eski ahşap evler, yerlerine yapılan otoparklar ve ortasında kalan M.S 5.yüzyıla tarihlenen Hagios Theodoros Kilisesi veya bizim bildiğimiz adı ile Molla Gürani Cami. Her geçen yıl bakımsızlıktan çürüyen, alkoliklerin, tinercilerin ve son olarak hemen sokağında bulunan harabe binalarda yıkılmış inşaat kalıntılarında yaşamını sürdürmeye çalışan Suriyeli göçmenlerin mekanı haline gelmiş olan bu tarihi yapıya geçen hafta İstanbul ziyareti yapan bir arkadaşımı götürdüğümde gözlerime inanamadım. Binanın bakımsızlığını bırakın bir yana, yapının dışında yer alan mermerlerde bulunan lale motiflerine çimento döken yobaz beyinlilerin yapmış olduğu yıkımı görünce dayanamadım.



Bu yüzden geç kaleme alınmış bir yazı oldu bu. En azından bu yazıyı okuyanlar hemen gidip görsünler bu tarihi yapıyı çünkü yakın zamanda eminim ya yanar yanlışlıkla, ya da otopark mafyası tarafından yıkılır. 2010 yılından beri harabe ve terk edilmiş bu tarihi eser birçok haber sitesinde yer almış ve Vakıflar Genel Müdürlüğü 2011 yılında burayı Restore edilecek binalar arasına almış. O tarihten bu yana defalarca gittim, turlarımda gezi noktalarımdan biri oldu burası ama Kasım 2015 tarihindeyiz ve en ufak bir çalışma dahi başlatılmadı burada.



Her şeyden önce şunu yazmalıyım, bu cami hep kapalı. Yani diğer camiler gibi henüz burada ibadet yapan bir kesim görmedim. Belki belli zamanlarda veya Cuma günleri ibadet yapılıyordur diye düşünmüştüm. Cuma günleri de gittim birkaç defa ama cami yine kapalıydı. Ve cami imamı ya da görevlisi hiç görmedim. Caminin yan tarafında bundan 2 yıl önce Rum bir vatandaş oturuyordu, temizliği ile onun ilgilendiğini söylemişti otopark görevlileri. Ama gündüz vakti o oturduğu gecekondu gibi harabe evin kapısını ne zaman çalsam hep kapalıydı. Geçen sene tesadüf eseri yine fotoğraf makinem ile semtten geçerken beni tanıyan otopark görevlisi ile sohbet etmeye başladım, derken görevlinin yanına bir adam geldi, tuvalete gideceğini söyledi, geldiğimde çay içeriz dedi ve camiye yöneldi. Aman deyip atladım adamın arkasına ve adam caminin hep kilitli olan o demir kapısını açtı, onunla beraber bende daldım içeri. Ve o hep istediğim iç mekanın, yıpranmış mozaiklerin, insanın canını yakan tarihi esere verilen zararın görüntüsünü başladım fotoğraflamaya. Adam tuvaletten çıktı, gez bakalım dedi bana, işin bitince gelirsin yanımıza… Sen kimsin, anahtar sende ne arıyor gibi sorular aklıma hiç gelmedi ve tarih kitaplarından okuduklarım ile gördüklerimi karşılaştırmaya başladım.



Vefa Kilise Camii (Hagios Theodoros Kilisesi) ya da Molla Gürani Camii, Vefa'da bulunmakta. Kilise büyük olasılıkla Aziz Theodoros'a adanmış Binanın ilk yapılış tarihi, mevcut parçalara ve temelinde bulunan damgalı tuğlalara bakıldığında, 5.yüzyılın ortalarını işaret etmekte. Bugünkü yapı ise XI yüzyıla I. Aleksios Komnenos dönemine ait.





Klasik Yunan haçı planlı Hagios Theodoros Kilisesi, Fatih Sultan Mehmet devrinde Şeyhülislam Şemsettin Molla Gürani tarafından camiye çevrilmiş. Onun adini taşısa da, camii daha çok Vefa Kilise Camii olarak ün kazanmış. 1937'de yapılan araştırmalarda, binanın içinde başka yapılara ait izlerin bulunması, bu kilisenin bir manastır kompleksi içerisinde yer aldığı fikrini düşündürmekte.



Hagios Theodoros Kilisesi, İstanbul'un Komnenos ve Palaiologos mimarisinin bir örneği. Bugünkü durumu ile yapının iki ayrı devirde yapıldığı bilinmekte. Kilise, bütün cephelerinde tuğla ve taşın alternatif sıralar halinde kullanılmasından meydana gelmiş. Dış mimarisiyle dini bir yapıdan çok bir saray havasındadır. İnce bir malzeme ile süslenmiş olan kasnakların üzerinde kubbelerin tekrarlanması, haçın kollarının üzerilerini örten beşik tonozlar, apsisin kollarının dışarıya doğru çıkık olması ve bunların şekil ve yükselişi bakımından birbirlerine benzememesi, binayı farklı kılan unsurlardandır. Aşağıda gördüğünüz fotoğrafta yer alan lale motifleri ve ufak haçların üzeri çimento ile kapatılmış daha doğrusu çimento atılmış üzerine maalesef.



Bugünkü hali ile iç ve dış narteks olmak üzere iki nartekse sahip olan kilise dört sütunlu kapalı yunan haçı planlıdır. Haçın kollarının kesiştiği kare mekanın üstü, bir kubbe ile örtülüdür. Kubbeye geçiş pandantiflerle sağlanmıştır. Kubbeyi taşıyan köşeleri hafif yassılatılmış kare dikmeler yerinde daha önceden sütunlar bulunuyordu.



Yüksek kasnaklı kubbe, on iki yassı kaburga ile bölümlere ayrılmıştır. Her bölümde yuvarlak birer pencere bulunur. Latin istilası sırasında tahrip edilen kilise 1261 den sonra esaslı bir onarım görmüş ve beş bölümlü bir dış narteksle beraber yapıya bazı bölümler eklenmiş.



ki katlı bu dış nartekse, dış taraftan merdivenle çıkılmakta. Üzeri kasnağında pencereler açılmış, dışarıdan köşeli üç kubbe ile örtülü. İstanbul'un Latin kontrolünde olduğu dönemde Roma Katolik Kilisesi olarak kullanılan kilise, fetihten sonra camiye çevrildiği dönemde; apsis değiştirilmiş, güneydoğu köşesine bir minare eklenmiş, kuzey ek binası daha da büyütülmüş ve üstüne bir kat daha çıkılarak imam odası yapılmış, bazı kapıları örülmüş, onların yerine pencereler açılmış.



Vefa Kilise Camii, 1833'de geçirdiği bir yangın sonrası tahrip olmuş ve 1848'de onarım görmüş. Bu çalışmalar sırasında eski paraklesion yıkılmış, içerideki dört sütun kesilerek yerine desteği kuvvetlendirmek için payeler konmuş ve giriş kapısında da bazı değişiklikler yapılmış.



Büyük bir olasılıkla da, binanın mozaikleri bu devirde yok olmuş. Vefa Kilise Camii, küçük ama bezeme açısından zengin bir yapı. Bütün yapı mozaiklerle bezenmiştir. Meydana gelen yangınlar ve depremlerle mozaikler zaman içinde tahrip olmuş ya da üzerleri sıva ve badana ile kapatılmış. 1937 senesine kadar üstü kapalı olan mozaikler, bu tarihte Hidayet Fuat Togay tarafından meydana çıkarılmışlar. Mozaikler o tarihten bu yana bakımsızlıktan büyük çoğunluğu dökülmüş vaziyette, sadece orta nartekste yer alan mozaik ufak bir parça halinde durmakta. İşin komik tarafı ise, Avrupa 'da ki ilk sanat tarihi kitaplarına ilk giren yapı olmasına rağmen bu mozaiklerin yok olmaya terk edilmesi. Üstelik resmedilenler Hıristiyan azizleri değil Tevrat peygamberleri.







Cami kapısından içeri adım attığınız anda geniş bir dikdörtgen alan karşılamakta sizi, bu alanın tam karşısında cami ana giriş kapısı ve her iki tarafında sütunlar bulunmakta. Yukarıya çıkış ise bu alanların her iki tarafında bulunan dar merdivenlere sahip bölümden yapılmakta. Yerler harabe vaziyette, basit ve çok kirli kayan bir halıfleks tarzı bir şey atılmış merdivenlere, cep telefonunun fenerini yakarak tırmandım yukarıya. Yukarıda bulunan iki odanın kapıları kilitli, asma bir kilit ile kapatılmış. İç kısımda yer alan alt döşemede bulunan mermerlerin üstündeki lale motifleri kireç ile kaplanmış ve toz boya atılmış üzerlerine.







Yine bu toz boyalar pencere altlarına kadar mermerlerin hepsini ve sütunların yarısını yeşil ve beyaz renk olarak kapatmış. Boyaların bir kısmı pek çok yerde dökülmüş vaziyette. Görüntü olarak içler acısı bir durum.



Bizans döneminde 'papaz odası' olarak kullanılan bölüm fayans döşenerek tuvalet haline getirilmiş, aynı döneme ait kapılar beton dökülerek kapatılmış.







Caminin bahçesine bir de gecekondu inşa edilmiş.  Bunların dışında sütunların büyük bölümü, detaylar ve bezemelerin üzerleri de sıva, boya, kaplama ve halıyla örtülerek detaylar ve bezemeler tahrip edilmiş durumda. 





Yazımın başında da belirtmiştim; Vakıflar Genel Müdürlüğü 2011 yılında burayı Restore edilecek binalar arasına almıştı. Kasım 2015 tarihindeyiz ve en ufak bir çalışma dahi başlatılmadı burada. Yapılan sadece bu kadar önemli bir tarihi eserin yavaş yavaş yok olup gitmesini beklemek ve umursamamak…