Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

NORVEÇ GEZİ REHBERİ

Norveç seyahatimden aklımda kalanları hatırlıyorum, hayatımda bugüne kadar görmediğim güzellikte bir doğa, yemyeşil tabiat, rahat insanlar ve pahalılık… Norveç hep gitmek istediğim bir rotaydı. Fakat ne zaman niyetlensem ya param yoktu, ya zamanım yoktu. Haziran ayında mail kutuma Pegasus Havayollarının maili düştü. Oslo'ya yapmış oldukları kampanya beni heyecanlandırdı. Kampanyadan dolayı çok ucuza uçak bileti fiyatı vardı. Ve o akşam Oslo'ya gidiş-dönüş uçak biletini aldım. Ve bir hafta sonra Oslo uçağında yolculuğum başlamıştı. 5 gün boyunca doya doya Oslo, Voss, Tseldyya, Trolltunga'yı gezdim, otostop çektim, tren istasyonlarında uyudum. Gayet keyif aldığım bir gezi oldu.



OSLO HAVAALANINDAN ŞEHİR MERKEZİNE NASIL GİDİLİR?

Oslo havaalanı şehir merkezine 50 kilometre uzaklıkta bulunmakta. Havaalanı ile şehir merkezi arasında ulaşım için ilk tercih edilen seçenek tren elbette. Yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuk sonunda havaalanından Oslo şehir merkezine ulaşıyorsunuz. Şehir merkezine ulaşım için tercih edebileceğiniz bir diğer seçenek ise otobüs. SAS Havalimanı otobüsü, Oslo havalimanı Gardermoen'den hareket edip, şehir merkezine kadar gitmekte. Şehir merkezine ulaşımda bir diğer seçenek ise taksi. Tabii son tercih etmeniz gereken seçenek bu. Havalimanından şehir merkezine taksi yolculuğunun ücreti yaklaşık 55 – 60 dolar civarında. Oslo'da bunun dışında 2 havaalanı daha bulunmakta. Bunlar Sandefjord Havaalanı ve Moss Lufthavn Rygge. Sandefjord, şehir merkezinin 118 kilometre güneyinde yer almakta. Moss Lufthavn Rygge ise 70 kilometre uzaklıkta. Her ikisi için de şehir merkezine ulaşımda otobüs ve tren seçenekleri mevcut. Havaalanı çok konforlu. Konforludan kastım yemelik içmelik değil, Pasaport kontrolden sonra havaalanı içinde yatabileceğiniz yatak şeklinde sıralı koltuklar var. Ayaklı, kafanızı koyduğunuz başlıklı çok rahat yatmalıklar. Bunların aynısını Katar havaalanında da gördüm. Katar havaalanındakiler gerçi rahatlık ve konfor açısından mükemmeldi. Ayrı odalar şeklinde dizayn edilen yerler. Neyse, yani Oslo havaalanında rahatlıkla uyuyabilir, dinlenebilirsiniz. Kimse de yanınıza gelip ne yapıyorsun sen demez. Ben sabah 03.00 gibi Oslo havaalanına indim ve sabah 08.00'e kadar mis gibi uyudum dinlendim. Havaalanının ikinci katında metroya giden bölüm var. Oslo şehir merkezinde merkez tren istasyonunda oluyorsunuz. Metro bileti 90 Nok. Bu arada metrolar çok konforlu ve çok rahat. Aynı şekilde şehir merkezinden tekrar Oslo havaalanına gitmek için aynı metroyu kullanıyorsunuz.

ERDEM'DEN NORVEÇ TÜYOLARI

Gezi notlarım içinde her ülke için en beğenilen kısma geldik şimdi. Norveç gerçekten çok pahalı bir ülke. 33 cl su 5 euro, tuvalet jetonu 1 euro, hamburger 10 euro desem ne demek istediğimi anlarsınız. Bu yüzden gitmeden önce yanınıza bol miktarda evde hazırlayacağınız sandviç falan alın. Ben evde şu marketlerde satılan sandviç ekmeklerinden kendime yaklaşık 20 tane hazırladım. Folyolara sardım. Ton balığı, çerez, çikolata aldım. Hatta bir plastik bardak içine kahve doldurdum, yanıma 10 tane plastik bardak aldım. Norveç'te ne zaman canım kahve istese sadece cafe'lerden sıcak su istedim. Ve kendi kahvemi hazırladım. Böylece çok ciddi anlamda yeme içme masrafından kurtulmuş oldum.



Aynı şekilde Haziran 2015 tarihinde seyahatimi yaptım. Oslo günlük güneşlikti. Gündüz tişört ile dolaşıyordum ama akşam olduğunda çok ciddi soğuk vardı. Yanınıza bir kapşonlu alın. Voss ve Odda'da ise ciddi anlamda kar yağıyordu, son iki günde ise çok şiddetli yağmur yağıyordu ve hiç durmadı. Hava akşamları bayağı soğuk oluyor. Oslo tren istasyonundan Bergen, Voss, Odda seyahati yapacaksanız eğer kesinlikle akşam bileti alın. Böylece tüm gün Oslo'yu gezmiş olursunuz, akşamına ise trene atlar uyumanızı trende yaparsınız. Tren biletinizi seyahatten önce internet üzerinden alırsanız çok ciddi anlamda tasarruf edersiniz. Trolltunga'ya Nasıl Gidilir? adlı gezi notumda internet adresini bulabilirsiniz. Haziran 2015 tarihinde beyaz geceler başlamıştı. Bunun anlamı ise şu; akşam saat 23.00'te bile hava gündüz 15.00 gibi aydınlık olmakta. Bu vücudun dengesini sarsıyor haliyle ve sersem gibi dolaşıyorsunuz ortalıkta. Buna da dikkat etmelisiniz. Oslo tren istasyonunda birinci katta Starbucks var. Wifi free ve çekim gücü mükemmel. Saatlerce oturup gezi notlarımı yazdım. Aynı şekilde gece trenlerinde de wifi var. Ve nefis çekim gücü var. Gece trenlerinde set olarak battaniye, şişme yastık ve gece göz maskesi veriyorlar. Bu set tabiî ki ücretsiz ve sizin oluyor. Norveç halkı ciddi anlamda çok yardımsever, sıcakkanlı. Halkın neredeyse hepsi akıcı İngilizce konuşmakta. Elimde fotoğraf makinası kendimi çekmek için yırtınırken bir çok defa yanıma gelip ben sizin fotoğrafınızı çekeyim isterseniz diyenlerden tutun, adres sorduğumda yolun yarısına kadar beni götürüp devamını anlatanlar oldu. Yani gönül rahatlığı ile doya doya gezin bu ülkeyi.



Bir de sokaklarda ücretsiz ürün tanıtımları bulunmakta, bisküvi, çikolata, meşrubat tanıtımları yapan hostesler var, hostesleri gördüğünüz yere adımlayın, dağıttıkları ne ise artık alın atın çantaya. Ben sabah 09.00 gibi şehir merkezine indim ve akşam 23.00'e kadar doya doya gezdim, bu süre boyunca 6 farklı yerde bisküvi, çikolata ve bira standı gördüm, yedim, içtim. Gayet iyi oluyor.

OSLO PASS

Oslo pass tıpkı İtalya Roma'da olan Roma Pass gibi aynı imkanları sunan kart. Bu kart ile Oslo'da belli müzelere ücretsiz girebilir, belli cafe ve restaurantlarda indirimli yemek yiyebilirsiniz. Aynı şekilde ulaşımda ücretsiz tabi. Ama gerek var mı? Gerek yok. Neden gerek yok onu yazayım isterseniz… http://www.visitoslo.com/en/activities-and-attractions/oslo-pass/ İtalya seyahatimde de Roma pass kullanmadım. Oslo pass 1 günlük, 2 günlük ve 3 günlük olarak satılmakta. Yukarıdaki linkten bakabilirsiniz. Fiyatı gerçekten çok pahalı. Ben Oslo'da sadece bir gün kaldım ve gezdim. Hiç gerek duymadım. Çünkü Oslo bir günde doya doya rahatça yürüyerek gezebileceğiniz ufacık bir şehir. Bir İstanbul değil yani. Ama yok ben alacağım illa derseniz internet üzerinden veya Oslo havaalanı içinde bulunan turist information deskinden alabilirsiniz. Ben 09.00 gibi şehre indim ve akşam 23.25 Voss trenine bilet aldım. Bu süre boyunca çok rahat iki tur attım şehirde, yürüdüm, gezdim. Oslo müzeler şehri. Burada görmeniz gereken bana göre en baba müzeler şunlar; MUNCHMUSEET, VIKINGSKIPSHUSET VE VIGELANDSPARKEN. Bunlardan ilk ikisine oslo pass ile ücretsiz giriyorsunuz, vigelandpark zaten ücretsiz. Ama ilk iki müzenin girişi 50 nok. Yani toplam 100 nok verip bu iki müzeyi gezebilirsiniz. Zaten ulaşım problemi yok, yürüyün bol bol. Bundan dolayı ben oslo pass kullanmadım ve hiçbir ihtiyaç hissetmedim. Tabi bu benim kendi düşüncem ve tecrübem.

OSLO MERKEZ TREN İSTASYONU

Havaalanından metroya binip yaklaşık 20 dk sonra merkez tren istasyonunda olacaksınız. Oslo gezi turunuza buradan başlayın. Tren istasyonu çıkışında meydanda kocaman bir kaplan heykeli göreceksiniz. Bu heykel öyle rastgele konulmamış. Oslo adı tarihsel olarak Tigerstaden yani kaplanlar şehrinden gelmekte. Zamanındaki savaşlarda korkulu bir imaj yaratılabilmek için kullanılan bu isim, hikaye ye göre soğuk ve tehlikeli olan kaplanla özdeştirilmiş. Bu da böyle bir bilgi dursun cebinizde.





Karl Johans Gate Caddesi 

Oslo kentinin en önemli caddesi bu cadde işte. Tren istasyonundan çıktığınızda tam karşınızda olan cadde. Gezilecek pek çok yer bu cadde üzerinde yer almakta. Yine pek çok cafe, restaurant, sağlı sollu park ve dinlenme noktaları bu cadde üzerinde. Yaklaşık 3 km uzunluğunda olan bu cadde oslo halkının buluşma noktası aynı zamanda. Pek çok hediyelik eşya satılan mağazaların da bulunduğu ana cadde burası yine.





Oslo Üniversitesi 

Norveç'in en eski öğretim kurumu olan bu üniversite  1811 yılında kurulmuş. Ana cadde üzerinde yer alan hukuk fakültesi binası. Bu bina önünde pek çok gece canlı müzikler yapılmakta, oslo halkı burada eğlenmekte. Ses ve ışık gösterilerinin olduğu günler çok kalabalık olmakta. Meydanda bulunan bir barkovizyonda bu meydanda yapılan konserleri gösteriyorlar. Cidden bu adamlar eğlenmesini biliyor.





National Gallery - Munchmuseet 

Uio Centrum binasının hemen arkasında yer almakta. Edvard Munch'ın meşhur Scream tablosu işte bu galeride sergilenmekte. Ama bu tablonun olduğu odada fotoğraf çekmek yasak. Tıpkı Vatikan'da Sistine Şapelinde olduğu gibi. Bilet ücreti 60 nok. Galeri saat 10.00-16.00 arası açık ve bayağı kalabalık olmakta. Özellikle her yer Çinli turist kaynamakta. Scream tablosu tüm dünyada Mona Lisa ile birlikte tanınan en ünlü tablo. Munch bir manyaklık haliyle 4 tane aynı tablodan yapmış. Bu tablolardan biri tam 120 milyon dolara satılmış. Diğer üç tanesi ise Norveç'te muhafaza edilmekte.



The Royal Palace – Kraliyet Sarayı 

Kraliyet Sarayı, 1848 yılında tamamlanmış bir neoklasik yapı. Norveç Kralı burada oturmakta. Saray caddenin sonunda yer almakta. Ama şimdi sıkı durun; sarayın ana avlusuna, bahçesine elinizi kolunuzu sallaya sallaya girebilir, sadece ana kapı önünde nöbet tutan askerler ile fotoğraf çektirebilir, saraya çıkan merdivenlere yatar ve güneşlenebilir, sarayı çeviren parklarda tek kullanımlık mangal alıp mangal bile yapabilirsiniz.



Norveç kraliyet ahalisi aynı halktan biri gibi. Bizim Ak saray önünde top oynayanları göz altına almıştı yurdum polisi. Yukarıdaki fotoğrafta ben kapşonlu giymiş vaziyette üşürken, benim üşüdüğüm güneş altında merdivenlerde güneşlenen Norveçli kızlarımızı görüyorsunuz. Güneşlendikleri yerde kraliyet sarayı merdivenleri.



Oslo Kraliyet Sarayı yaz aylarında halka açık. Ama tek kişi olarak değil bir rehber eşliğinde tur satın alarak gezebiliyorsunuz. Turlar yaklaşık bir saat sürmekte ve her 20 dakikada bir yeni bir tur başlamakta. Turlar genelde Norveççe, ancak İngilizce turları da her gün yapılmakta. Bilet fiyatları 95 nok. Sarayın ön tarafında yer alan parklardan birinde bende çimenlere yayılıp günün ilk sandviçini yedim, soluklandım.



Kraliyet sarayının avlusunda bulunan heykel ise Kral Carl XIV Johan'ın heykeli. Sarayın önünde nöbet tutan kraliyet muhafızları ise çok güleryüzlü. Ben Norveçli birine fotoğraf makinasını verdim, fotoğrafımı çekermisin diye, fotoğraf çekildi. O sırada binanın yan tarafında nöbet tutan asker gülerek selfie yapalım dedi. Bende dumur halleri, yani saray muhafızı falan, selfie yapacağız. Bu adamlar bu kadar rahat ve mutlu işte. Gerçi selfie yapmak için tam yaklaşma imkanı olmadı kraliyet askerlerinin nöbet çizgi yerine, kolum yetmedi ama nöbet tutan askerin gülümsemesi her şeyi anlatıyor bana göre.





Sarayın bahçesinden baktığınızda ise Karl Johans Gate Caddesi ni aşağıdaki fotoğrafta görebilirsiniz.



National Theater – Ulusal Tiyatro 

Norvec drama tarihinde onemli bir yere sahip olan bu bina 1899 yilinda, Norvec'in en unlu oyun yazari Henrik Ibsen'in bir oyunuyla hizmete acilmis. Barok tarzda tasarlanmis, etkileyici bir mimariya sahip. Dünyada sergilenen pek çok ünlü yapıt burada ilk olarak oynanmış ve seyirci karşısına çıkmış. Binanın mimarisi ve ön cephenin görünüşü çok etkileyici.



Oslo sokakları hep yeşillik, hep havuzluk, hep canlı ve neşeli.



Parlamento Binası 

Evet, işte Norveç milletvekillerinin görev yaptığı, ülkenin yönetildiği bina bu. Ne bir güvenlik görevlisi bulunmakta ne de manyak özel korumalar. Parlamento binası önünde yer alan parkta oturun, kahvenizi için, oynayın, eğlenin. Fotoğraf çekin. İsterseniz binayı gezebilirsiniz bile. Binanın duvarında bir pano var. Hangi gün saat kaçta bina önünde toplanılacak duyurulmuş. Maksimum 30 kişi yer alabiliyor turda. Norveççe ve İngilizce tur yapılmakta ve ücretsiz. Yaklaşık 1 saat sürmekte.



Oslo dediğim gibi ufak ve şirin bir şehir. Sokaklarda bir düzen hakim. Öyle trafik karmaşası, koşuşturma falan yok. Hatta sokaklar bomboş iş saatlerinde.



Oslo Opera Ve Bale Binası

Mimar Snohetta tarafından 2007 yılında tamamlanan binanın yapım maliyeti 4,4 milyar Norveç Kronu (Bu rakam bugün yaklaşık 1,2 milyar Amerikan Dolarına karşılık gelmekte).



İlginç mimarisi ile ana ziyaret edilmesi gereken bir nokta. Mermer kaplı bir meydan ziyaretçileri fuaye ve diğer kamusal alanlara ulaştırıyor. Burası hafif eğimi ile adeta denize dalan geniş bembeyaz bir meydan. Batı kapısından ayrı, kuzey cephesindeki ikinci bir girişten  restoran ve fuayeye direkt erişim sağlamakta. Yukarıdan ise tüm şehir ayaklarınızın altındaymış gibi bir manzarası var.





Bina 1900 insanı ağırlayacak şekilde düşünülmüş. Oslo Opera Binasının eğimli yüzeyi insanları deniz kortundan yükseklere çıkararak geniş bir kent manzarası ile buluşturuyor. Zeminden çatısına kadar bembeyaz mermerle kaplı binaya bakarak bu bir gün gelir kirlenir, ya da bizde olsa bembeyaz kalmaz diyor olabilirsiniz. Evet bizde yapılsa kirlenir, Norveç'te de kirlenir, bu nedenle binanın tüm dış yüzeyleri devamlı temizleniyor.







İç mekanlarında sıcak bir atmosfer yaratılması hedeflendiğinde mimarlar ahşabı ağırlıklı olarak kullanmışlar. Fuayeye girişten itibaren bu ustalıklı ahşap kullanımı insanları karşılıyor. Yapı, 2009 yılında Avrupa'nın prestijli ödüllerinden Mies van der Rohe en iyi yapı ödülünü almış. Binanın içinde yer alan bu ahşap mimariden dakikalarca gözümü alamadım. Çalan klasik müzik eşliğinde dinlenebilir, free wifi'nin tadını çıkarabilirsiniz. Opera binasına giriş ücretsiz.











Oslo sokaklarından kareler… Yine sokaklar bomboş…





Oslo'da her yerde mini arabalar var, ama çok tatlı ve tam benlik güzellikler bunlar.





Oslo Belediye Binası

Dünyaca ünlü Nobel Barış Ödülü işte bu binada verilmekte. Bu binayı gezmek ücretsiz. Oslo Belediye Binası 1950 yılında tamamlanmış. Yaklaşık 30 yıl sürmüş yapımı. Bu bina 2005 yılında Oslo halkı tarafından yüzyılın yapısı seçilmiş



Binanın ön cephesindeki alanda gayet çıplak hatun heykelleri var. Yani bu heykellerden biri bizim ülkede olsa 1 gün sonra balyozla paramparça edilirdi din elden gidiyor diye. Ama işte Norveç'te falan hiçte din elden gitmemiş.



Nobel Barış Merkezi ve Müzesi

2005 yılında Norveç kraliyet ailesinin katılımı ile açılan merkezin amacı savaştan uzak barışçıl bir dünya idealini savunmak.



Burada çeşitli sponsorların desteği ile sergiler, barışa yönelik planlar, konserler verilmekte. Aynı zamanda yukarı katta yer alan sergi salonunda aktif olarak tartışma platformları mevcut.





Müzeye giriş ücreti 90 nok. Müzenin alt katında barış mağazası var. Burada peace temalı sadece burada satılan tişörtlerden veya çantalardan alabilirsiniz ama fiyatı bayağı pahalı. Yine müzenin sergi salonunda duvarda bulunan tablolardan birini aşağıdaki fotoda görebilirsiniz. Türk bayrağını gördünüz mü?



Oslo sokaklarında dolaşmak, bu kadar çok yeşilliğin, insana saygının ve düzenin hakim olduğu bir şehirde adımlamak çok mutluluk verici.





Oslo çok pahalı bir şehir. Yazımın başında belirtmiştim. İşte bunun bir örneğini aşağıdaki fotoda görüyorsunuz. 1 euro verip jeton alıp wc yapıyorsunuz.







ÇIPLAK HEYKELLER KAMPI – VİGELAND

Bu park benim hayatımda gördüğüm ve beni yaşattığı duygular ile yerden yere vuran ender gezi noktalarından birisi oldu. Kesinlikle burayı gezin. Oslo'nun en çok ziyaret edilen yeri bu park işte. Turist ve yerli halk akınına uğruyor.



Aslında burası bir açık hava heykel müzesi. 24 saat açık ve ücretsiz. Hayatımda gördüğüm en temiz ve bakımlı park. Burada şarkı söyleyin, heykellerin üstüne çıkın, fotoğraf çekilin. Binlerce insan var burada ama ortada en ufak bir çöp bile yok.



Yılda yaklaşık 1 milyon ziyaretçi gelmekte buraya. Ünlü çıplak heykeller dışında 3 bin ağaç ile 150 değişik cinste 14 bin gül çalısından oluşan gül bahçesi bulunan bu parkta ayrıca eski bir baraj gölü, çocuk parkı, olimpik yüzme havuzu, futbol stadyumu, kafe ve gene Vigaland Müzesi olarak anılan Oslo Şehir Müzesi yer almakta.



Bu parkta bulunan çıplak heykellerin toplu halde aynı yerde bu kadar çok bulunduğu dünyada başka bir örnek yok. Bu heykellerin hepsini ünlü heykeltıraş Gustav Vigeland ortaya çıkarmış. Tüm hayatı boyunca hazırladığı 214 adet granit ve bronz insan heykeli ve 13 adet dökme demir kapıdan oluşan eserleri burada sergilenmekte.





Dünyanın en büyük açık hava heykel müzesi olan Vigeland Parkı aynı zamanda tüm heykellerin aynı kişi tarafından yapıldığı dünyadaki tek örnek. Burada yer alan heykellerin en önemli özelliği ise bir kaç istisna haricinde tüm çalışmaların insan figürü olması ve bu insan figürlerinin hiç bir kıyafet ya da aksesuar taşımamaları; yani tamamen çıplak olmaları.



Parkta bulunan heykeller doğum, ilk gençlik, yetişkinlik, yaşlılık gibi yaşam evreleri ve neşe, hüzün, özlem, kızgınlık, kıskançlık gibi duyguları anlatıyor.







Serginin mimarisini ve peyzajını da hazırlayan Gustav Vigaland kendisinden sonra sergiye hiçbir ekleme ya da değiştirme yapılmamasını vasiyet etmiş. Vigeland ne yazık ki parkın son halini göremeden yaşama veda etmiş ama vasiyetine hala sadık kalınıyor.











Köprü

Parka adım attığınızda ilk girişte bir köprü karşılıyor sizi. 100 metrelik "Köprü" Vigeland Sergisi'nin de başlangıcı. Sağlı sollu 58 parçadan oluşan gerçek boyutlarında tek ya da ikili insan heykellerinin sıralandığı ve parkın halka açılan bu ilk bölümü Vigeland'ın 1926-1933 yılları arası tamamladığı eserlerinden oluşmakta.







Kızgın Çocuk (Sinnataggen)

Parkın en ilgi çeken parçası ve Norveç'in başka bir sembolü sayılan bu heykel, köprünün sol çıkışında bulunmakta.



Bu heykel parkın maskotu ve en tanınan parçası. Bundan dolayı parkı hedef alan politik protestoların da adresi olmuş. Kızgın Çocuk birkaç kez boya dökülerek kırmızı ve mora bulanmış, bir kez sol eli altın rengine boyanmış, bir kere de poposuna siyah bant yapıştırılmış. Başına gelen en dramatik olay ise 1992 yılında çalınıp iki hafta sonra bulunması olmuş. Bu olaydan sonra 40 kiloluk bu heykel bulunduğu kaideye daha sağlam lehimlenmiş.





Köprü Altı Kafa Üstü Duran Bebek

Köprünün hemen altında ise yürüyüş yolu bitiminde ufak bir bahçe içinde bebek heykelleri bulunmakta. Bu bahçenin tam ortasında bulunan Kafa Üstü Duran Bebek heykeli ise buranın en ünlü 2. Heykeli.







Sütun (Monolith)

Monolith adıyla anılan 17 metre boyundaki bu yekpare granit sütun birbiri üzerine yığılmış 121 insan bedenini resmeder. 180 tonluk bu sütun blok Vigeland tarafından bulunup buraya getirilmiş ve şu an bulunduğu yerde işlenerek bugünkü halini almış. Monolith merdivenle çıkılan bir yükseltinin tepesinde durur ve merdivenler üçlü gruplar halinde 12 sıra yerleştirilmiş, hayatın çeşitli evrelerindeki kadın erkek ilişkisini anlatan 36 heykel grubundan oluşur. İşlenmesi 14 yıl süren eser Vigaland ölmeden kısa bir süre önce tamamlanmış. Tek kelime ile insanın nefesini kesen bir eser.







Peki Kim Bu Gustav Vigeland?

Norveç'in güney kıyısında yer alan küçük bir kasaba olan Mandal'da köylü ve kentli bir ana-babanın çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Eğitim için Oslo'daki yerel bir okula kaydolan Vigeland burada okuma-yazmayı öğrenmiştir. Ne var ki, babasının beklenmeyen ölümü üzerine Mandal'a geri dönmüş ve Vigeland'da Mjunebrokka adlı bir çiftlikte büyükbabasıyla birlikte yaşamış. Gustav uzun süre boyunca kaldığı bu kenti soyadı olarak almış. Vigeland 1888'de yeniden Oslo'ya dönmüş ve heykeltıraşlığı meslek edinmeye karar vermiş. İlk sergilerini 1894 ve 1896 yıllarında Norveç'te açan heykeltıraş bu yıllarda eleştirmenlerin övgüsünü kazanmış. Oslo kent yönetimi 1921'de aldığı bir kararla Vigeland'ın yaşadığı evi yıktırmış ve bunun yerine bir kütüphane kurmuş. Uzun bir bunalımın ardından Vigeland'a çalışmalarını sürdürmesi için yeni bir yer verilmiş ve sanatçı buna karşılık olarak tüm çalışmalarını kent kütüphanesine bağışlamış. 1924 yılında Nobels'deki yeni atölyesine taşınan sanatçı, Frogner Park'ın yıkıntıları arasında bulunan bu yeri yapacak olduğu kale için eşsiz bir alan olarak görmüş. Vigeland bunu izleyen yirmi yıllık dönemde ürettiği tüm yapıtları bu açık hava müzesinde sergileme olanağına da kavuşmuş. İşte bu yer yukarda yazdığım meşhur Vigeland Park adıyla tanınmış. Vigeland, yaşama gözlerini yumduğu 1943 yılına dek Nobels geçidindeki atölyesinde yaşamış. Sanatçının yakılan naaşının külleri buradaki çan kulesinde saklanmakta.

İyi seyahatler…