Sağlığına Bekri usta

Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

TOPLUMUN HOŞGÖRÜSÜ İLE YAPILAN BİR TÜRBE; MÜSTESNA EVLİYAMIZ,BEKRİ MUSTAFA…

Ülkemizde özellikle İstanbul'da adımınızı her attığınız yerde bir evliya mezarı görürsünüz, o kadar tuhaf bir durumdur ki bu, hangisi gerçek, hangisi sahte bilinmez bile… İnsanoğlu bir görev yüklemiştir, inançlarına paralel yapmak istediklerini, yapamadıklarını bu evliyalar vasıtası ile dilden dile anlatmış yüzlerce yıldır…Her evliyanın kendine göre bir hikmeti var. Çocuk isteyen kadından, sınavda başarı niyaz eden talebeye kadar toplumun her kesiminden insan yüzyıllar boyu evliyalardan medet ummuş, dilek tutmuş, mum dikmiş, çaput bağlamış. Bu hem orta asya şaman adetleriyle, hem de Bizans dini ritüelleriyle çok örtüşen bir davranış tarzı aynı zamanda. Eğrikapı surlarına gidin, ortalık evliya mezarlarından geçilmez, Ayvansaray, Edirnekapı hattı doludur evliya mezarlarıyla. Dedim ya, evliya sıfatı bir kutsallık, bir ulaşılmazlık simgesidir, saf, temiz, inançlılık göstergesidir bizim toplumumuzda. Ama bir evliya vardır ki tüm bu inanç toplumunda yeri apayrıdır, öyle bir evliyadır ki evliya sıfatını tamamen zıt bir dünya görüşüyle almış, hem fıkralara hem filmlere konu olmuştur. O ki İstanbul'un en meşhur ayyaşlarından, en nüktedanlarından, ve en padişaha kafa tutanlarındandır. O ki Bekri Mustafa'dır.

Bekri Mustafa malum nüktedan, hazır cevap kişiliği ile Nasrettin Hoca'nın okumuşu, şehirli yaşamı ve çoçukluğunda ailesinin zenginliği ile refah halinde yaşarken sonraları meyhane köşelerinde içkiye vermiştir kendini. Devir 4. Murat devridir. 4. Murat'ın öyle bir sıkı yasak koymuştur ki içki içilmemesi konusunda bu uğurda nice kelleler alınmıştır. Herkes panik içinde, korku içinde, gizliden gizliye içer ama, sonuçta kelleyi vermek vardır. Ama biri vardır ki yasak benim neyime der, vurur kadehin dibine dibine… Artık namı, sıfatı dilden dile dolaşır, durur. Yakalanamaz da bir türlü içki içerken padişah kolluklarına, ama herkes bilir onun sotelerde şarabın dibine vurduğunu. Ve durum öyle bir hal alır ki tezatlıklar ülkesi Osmanlı'da içkiyi yasaklayan ama kendi Batılı kaynaklara göre sirozdan, Osmanlı kaynaklarına göre damla hastalığından ölen padişahın içki sofrasına bile konuk edilmişliği vardır. İstanbul Kanatlarımın Altında filminde de Savaş Ay canlandırmıştı zat-ı muhteremi. Bekri Mustafa yaşadığı döneme ayyaşlığı ile damga vuran ve toplumun hoşgörüsü ile evliya lakabını kazanan bir isim olmuştur tarihte. Peki efendim, meşhur ayyaşımız Bekri Mustafa yaşamış yaşamasına ama sonunda her fani gibi vefat etmiş. Ama nereye gömülmüş, mezarı nerede, türbesi nerede? İşte üzücü ama bir yandan da komik hikayemiz burada başlıyor;

Bekri Mustafa henüz 41 yaşında öldükten sonra vasiyeti üzerine Eminönü'nde bulunan şimdiki Ahi Çelebi Camii'nin arka taraflarındaki meyhanelere yakın bir yere gömülmüş. Yüzyıllarca her şarap kadehi onun adına kaldırılmış, ismi yad edilmiş. Bu türbesinde de sessiz sakin yatmış, ziyarete gelenler hüzünle kendisine saygısını sunmuş. Ama 2000'li yılların İstanbul'u öyle bir hale gelmiş ki trafik bir yandan, araba sayısı bir yandan, otopark sorunu bir yandan almış başını gitmiş. Nerede boş bir arsa var, otopark yapılmış, bina dikilmiş, dükkan yapılmış, parsellenmiş. O zamanın yetkilileri bir bakmış, Haliç sahil bomboş, yeşillikler içinde avcısını bekliyor. Fırsatı kaçırmamışlar, girmişler dozerlerle canım sahil şeridine. Taş taş üstünde bırakmamışlar, gözleri dönmüş bu bakir şeritte. Önlerine ufacık bir kulübe çıkmış, Bekri Mustafa dikilmiş karşılarına, bir rahat bırakmadınız arkadaş beni, şarap tasınıza haaaa… diyerek basmış kalayı bunlara. Apar topar durmuşlar, planı projeyi değiştirip yollarına devam etmişler. Ama gelin görün ki yıllar yılları kovalamış, ve Bekri Mustafa'nın o mütevazi türbesinin etrafı bugün İspark ile çevrilmiş ve otopark yapılmış.

Evet efendim, Bekri Mustafa bugün Eminönü meydanda İstanbul Ticaret Üniversitesinin hemen arkasındaki İspark'ın bulunduğu otoparkta yer alan türbede yatmakta. İçeri girdiğinizde biraz aramanız lazım, sol köşede Tarih Vakfı'nın duvarına bitişik. Otoparkta bulunan arabalar türbe kapısını kapamak pahasına park ediliyor oraya. Aşağıda paylaştığım resimlerde göreceksiniz zaten. Park edilen arabalardan kapıya bile yanaşamıyorsunuz.



Bekri Mustafa Türbesi

Dikkatli gözlerden kaçmaz ama her gün yanından geçen telaşlı, hayat koşuşturmasında olanlar dikkat bile etmiyordur belki.



Türbe içinde yaşlı bir amca var, içeride çayını demlemiş, gelen giden pek yok ama o yinede beklemekte burada, ne de güzel etmekte İçerde 2 sanduka var, ilk girişte yer alan sanduka yine bir İslam Alimi olan Şeyh Abdurraif Samadani'nin, 2.sanduka ise Bekri Mustafa'nın. Burada da derin toplum hoşgörüsü bize mesajını veriyor, hani meşhur şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un dindarlığını bilmeyen yoktur, buna rağmen en yakın arkadaşı Neyzen Tevfik'tir. Hani iki farklı zıt kutuplar olmasına rağmen kardeşçe yan yana durmanın hoşgörüsü…



Türbe içi

Efendim, yazımızın sonunda isterseniz herkes tarafından bilinen ama her defasında insanı yine tebessümlere boğan bir Bekri Mustafa fıkrası anlatalım;
Bekri Mustafa, yoksul bir mahallede bir caminin önünden geçmektedir. O sırada musallada bir tabut vardır, fakat namazı kıldıracak imam ortalarda yoktur. Cemaatin beklemekten canı sıkılır ve başında kavuğu sırtında cübbesiyle oradan geçen Bekri Mustafa'yı hoca zannederek namazı kıldırmasını söylerler. "Yok ben hoca değilim" dese de dinlemezler ve zorla öne geçirirler. Bekri Mustafa namazı kıldırdıktan sonra tabutun örtüsünü açar ve ölünün kulağına bir şeyler fısıldar. Cemaat ölüye ne söylediğini merak eder. Bekri Mustafa gülerek cevaplar: "Sen şimdi aramızdan ayrılıp ahirete gidiyorsun. Eğer orada, bu dünyanın ahvalini sana sorarlarsa, Bekri Mustafa imam oldu dersin. Onlar durumu anlar…"
Bir torpil geçeyim kendime, affınıza sığınarak bunu da kendim için anlatayım;
Sultan 4.Murat içki yasağını sık sık teftiş eder, tebdil-i kıyafet düşermiş yollara. İçki içen var mı, yok mu diye. Durum vahimmiş, bir yakalanırsan kellen gider anında. Yine sultan yollara düşmüş, demiş ben Boğazı geçeyim, bir de karşıyı teftiş edeyim. Binmiş kayığa, kayıkçı da tesadüf bizim Bekri Mustafa Kayık gelmiş denizin ortasına, Bekri çıkarmış testiyi, almış bir fırt, ohh demiş. Kılık değiştiren sultan sormuş; Sen ne içiyorsun diye. Bekri şarap demiş. Sultan bozulmuş; Ama demiş, içki yasağı var, ya padişah bunu duyarsa? Bekri cevaplamış; yasak karada var, biz denizin ortasındayız, hem bak Topkapı'ya, sultan orada mışıl mışıl uyuyordur şimdi demiş, çekmiş bir fırt daha. Sultan yaş olarak genç, yüzü de yaşını gösteriyor tabi. Ya demiş, bana da ver, bir fırtta ben çekeyim. Bizim Bekri tamam demiş, vereyim ama dikkat et, şaraptır bu, daha sıbyansın, çarpmasın seni sonra. Sultan dikmiş testiyi başına, Bekri hopp hopp canım kardeşim, dur acele etme, yavaş yavaş içilir bu meret demiş. Sultan vermiş testiyi Bekri'ye, birden ayağa fırlamış; kükremiş adeta; Ben Padişahım, ve sen şarap içiyorsun burada, şimdi senin kelleni alayım mı denizin ortasında, söyle bre kafir!! Bekri fırlamış ayağa, kapmış küreği, basmış cevabı; Sana yavaş iç çarpılırsın dedim dimi, sıbyan halinle diktin testiyi başına, bak kendini padişah zannettin, otur yerine, valla kafana kodum mu küreği görürsün bak demiş
Biraz daha düşününce bugünlerde yaşadığımız olayları da aslında anlatan bir fıkra gibi, ama doğru söze ne denir
Sağlığınıza efendim…