Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

ŞANLIURFA GEZİ NOTLARI

Sıcak bir Diyarbakır sabahı Sertan ile otogarda vedalaştık ve Şanlıurfa yollarına düştüm. Yıllar önce Türkiye'yi otostopla gezerken, genç bir üniversite öğrencisi iken gittiğim Şanlıurfa'ya bu sefer bir seyyah olarak adım adım gezmeye gidiyordum. Güzel ve ferah bir otobüs yolculuğundan sonra şehre ulaştım. İlk işim burada merkezde tam Ulucami'nin arkasında nefis bir hostel'i olan Özcan Hocamı aramak oldu. Emekli İngilizce öğretmeni olan Özcan hocam ile bir arkadaş vasıtası ile tanışmıştık yıllar önce ve burada çok nezih, temiz bir konaklama yeri işletiyordu. Şanlıurfa'da 2 gün kalacaktım. Konukevine gidip Özcan Hocam ile hasret giderdik, sıcacık bir çay sohbetinden sonra hiç vakit kaybetmeden yollara düştüm. İlk işim merkezde bulunan çarşıya uğramak oldu. Urfa çarşısı herhangi bir batı şehrinde gidilen çarşıdan çok farklı.



Bu çarşıda Osmanlı döneminden kalma çok sayıda han var. Bu hanlar arasında en ünlüleri ise, Gümrük Hanı, Hacı Kamil Hanı, Topçu Hanı. İşte bu hanlardan oluşan çarşıya girdiğimde mimarisi ve görünümü ile sanki kendimi16.yy'da buldum. Bu çarşı topluluğunu adımlarken meydanda bulunan kürsi denilen küçük sandalyelere oturup taze pişirilmiş Mırra'yı yudumladım ilk molamda. Mırra, küçücük fincanlarla, şekersiz içilen, acı özel bir kahve çeşidi. Yine çarşı adımlamamda gördüğüm çeşme ise bana çocukluğumu hatırlattı, çeşmeye bağlı bir tas, ve isteyen istediği kadar kana kana suyunu içiyor. Bunu İstanbul'da hayal ettiğinizi düşünün, insanlar aynı şişeden bile hijyen korkusu yüzünden bir şey içmiyor, ben köyde büyüdüğümden bizim meydanda da vardı bundan, ne içerdik her oyundan sonra.



Çarşı'nın hemen yanında yer alan Şanlıurfa'nın neredeyse sembolü olan Ulu Cami'ye adımladım. Urfa merkezindeki camilerin en eskilerinden olan bu cami eski bir sinagog iken M.S. 435-436'da ölen Piskopos Rabula tarafından St. Stephon Kilisesi'ne dönüştürülmüş. Kırmızı renkteki mermer sütunların çok olması nedeni ile "Kızıl Kilise" olarak da adlandırılan yapının yerine, 1170-1175 yıllarında Nurettin Zengi tarafından inşa edilmiş. Anadolu'daki çok ayaklı camiler grubunda olup, payeler üzerinde kıble duvarına paralel üç sıra çapraz tonozlarla örtülü, yatık dikdörtgen planlı. On dört sivri kemerli avluya açılan ve payeler üzerine duran çapraz tonozlarla örtülü son cemaat yeri, Anadolu'da ilk kez Şanlıurfa Ulu Cami'nde kullanılmış. Yapının sekizgen çan kulesi bugün minare olarak kullanılmakta.







Ulu Cami gezisinden sonra yavaştan inanç turizmin merkezi olan Balıklıgöl'e doğru adımladım. Şanlıurfa'da inanç turizmin merkezinde olan ve gezilecek tüm önemli noktalar bir daire içinde toplandığından gezmek çok kolay ve zevkli oluyor. Birden ellerinde küçük bir plastik poşet içinde, iple boyuna asılan muska türünde cevşen satmak isteyen ufaklıklar etrafımı çevirdi. Ya birini atlatsam birine yakalanıyorum, ufaklıklar öyle bir anlatıyor ki cevşenin kerametlerini kendimden bile şüphe etmeye başladım. En sonunda ani manevralar ile Balıklıgöl yaptım ama bu seferde etrafımı balıklara yem atın sevap işleyin diye ellerindeki yemi bana satmak isteyen ufaklıklar çevirdi.



Bizim ufaklıklar… Yem satamadılar bana ama poz verdiler…

BALIKLIGÖL

Balıklıgöl, (Aynzeliha ve Halil-Ür Rahman Gölleri) Şanlıurfa şehir merkezinin güneybatısında yer alan ve İbrahim Peygamberin ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen bu iki göl, kutsal balıkları ve çevrelerindeki tarihi eserler ile Şanlıurfa'nın en çok ziyaretçi çeken yerlerinden. Burası 30*150 m'lik bir havuz aslında. Diğer havuz da 30*50 m'lik Zeliha Gölü var. Genel anlamda ise anlatılan hikaye şu;





İbrahim Peygamber, devrin zalim hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye, tek tanrı fikrini savunmaya başlayınca, Nemrut tarafından bugünkü kalenin bulunduğu tepeden ateşe atılır. Bu sırada Allah tarafından ateşe "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve selamet ol"' emri verilir. Bu emir üzerine, ateş suya odunlar da balığa dönüşür. İbrahim bir gül bahçesinin içersine sağ olarak düşer. İbrahim'in düştüğü yer Halil-ür Rahman gölüdür. Rivayete göre Nemrut'un kızı Zeliha da İbrahim'e inandığından kendisini onun peşinden ateşe atar. Zeliha'nın düştüğü yerde de Aynzeliha Gölü oluşmuştur. Her iki göldeki balıklar halk tarafından kutsal kabul edilerek yenilmemekte ve korunmakta.

Gölün kıyısında iki adet cami bulunmakta, bunlardan ilki Rıdvaniye Cami. 1736 yılında yaptırılan bu cami'nin işlemeleri çok güzel.



Rıdvaniye Cami

Diğer cami ise 1211 yılında yapılan Halilürrahman Camisi (Makam Camisi).



Balıklarda kutsal ve şifalı sayılıyor burada. Havuza girenlerin gövdelerine balıklar küçük öpücükler kondurur gibi dokunuyor. Bu dokunuşların kılcal damarlar üstünde iyileştirici bir etki yaptığı söylenebilir aslında.



Burası tüm şehir halkının toplanma yeri aslında, en güzel sohbetler bu parkta yapılıyor, yemekler, piknikler burada yapılıyor, Urfa'nın sıcak havasından kaçıp serinlemek için tüm halk buraya ailesiyle geliyor.



Gölün sonunda ise biraz dik bir tırmanışla ulaşabileceğiniz kale var. Ben de hızlıca kaleye doğru adımladım. Kale kapısına geldiğimde bana kalenin kapalı olduğunu, tadilatta olduğunu söylediler. Deli oldum sinirden. En ufak bir bilgilendirici yazı yok, o kadar tırmanış yaptım buraya ulaşmak için, meğer kale kapısı çökmüş, toprak kaymış, onu yapmaya çalışıyorlarmış. Bende bayağı bir dil döktüm orada bulunan bekçiye, bari Urfa'nın değişik iki yüzünü görebileceğim, tepeden fotoğraflayacağım bu kale içinden birkaç poz çekeyim diye, en sonunda 15 dk izin verdi bana.

URFA KALESİ

Kentin güneybatı kesiminde, Halil-ür Rahman ve Ayn-ı Zeliha göllerinin güneyindeki Damlacık dağının kuzey eteğinde bulunan tepe üzerinde. Doğu, batı ve güney tarafı kayadan oyma derin savunma hendeği ile çevrili, kuzey tarafı ise sarp kayalık. 814 yılında (Abbasiler Dönemi) şehir sularının yeniden inşa edilmesi sırasında kalenin de Seleukoslar dönemine ait eski kalıntılar üzerine yeniden inşa edildiği kuvvetle muhtemeldir. Güneydeki kayadan oyma hendeğin M.S. III. yüzyıla ait kaya mezarlarının üzerine yapıldığı kesilmiş kaya mezarlarından anlaşılmaktadır. (Romalılar tarafından yaptırılan İç kale zamanla genişlemiştir. İç kale 25 burçludur. Kalede Bizans ve İslam dönemine ilişkin kalıntılar bulunmaktadır. Surları M.S. 812 yılında Hıristiyanların, Arap akınlarına karşı kenti korumak amacıyla yaptırdığı bilinmektedir. Dış kale ise Haçlılar zamanında büyütülerek restore edilmiştir) diyenler de vardır. Kale üzerindeki Korinth başlıklı iki sütunun arası 14 m. olup yükseklikleri 17.25 ve çapları 4.60 metredir. Doğudaki sütunun kente bakan yüzünün 3 metre yukarısında Estrangela türündeki Süryanice kitabede: "Ben askeri komutan Barş[AMAŞ] (Güneşin Oğlu)'nın oğlu AFTUHA. Bu sütunu ve üzerindeki heykeli başbakan MA'NU kızı, [kral MA'NU] eşi, hanımefendim ve [velinimetim] kraliçe ŞALMETH için yaptım." yazılıdır. Kitabede adı geçen Edessa kralı II. MA'NU (240-242)'dur. Saltanat tarihleri dikkate alınırsa, bu sütunların 814 yılındaki surlar ve kalenin esas inşa tarihinden önce buraya birer anıt sütun arak dikildikleri ortaya çıkar.





25 burçlu kalede en dikkat çeken ise bu iki taş sütun, Bu sütunlar Hazreti İbrahim'in ateşe atılmasında kullanılan mancınığın direkleri olduğuna inanılıyor.



Bir yanda her biri kendi başına bir mimari şaheser olan Urfa evleri, öte yanda GAP idaresinin gelmesi ile birlikte Yeni Urfa denilen bölgede kurulan çok katlı sitelerden oluşan yeni şehir.

Bu kadar gezdikten sonra karnım bayağı acıktı. Aslında pek yemek fotoları paylaşmam ama bu seferki farklı, çünkü yöresel bir bölgede, yöresel tatları bir daha aynı lezzette bulma imkanı pek yok. Yol üstünde ayaküstü atıştırılan bir esnaf lokantasına oturdum, bir esnaf lokantası diye tekrar yazıyorum yani öyle bir yıldızlı bir restaurant değil basit 2 masası olan bir ciğerci burası ve tablo şu



Neyse fazla uzatmadan yemek faslını geçiyorum, yemekten sonraki durağım en zevk aldığım noktalardan biri olan Urfa Müzesi oldu.

URFA MÜZESİ

Bölgenin sahip olduğu zengin tarihsel ve kültürel mirasın sergilendiği bu müze kesinlikle gezmeniz gereken bir yer. Burada özellikle sergilenen 2 eser çok önemli, bunlardan biri Balıklıgöl Heykeli. M.Ö.9-8.Binyıl'a tarihlenen bu eser büyük boyutlu bir erkek heykeli. Müzenin nadide parçalarından ve dünyanın bilinen en eski heykeli.





Diğeri ise Kral Nabunaid'in Yazıtlı Steli, M.Ö. 556-538 yıllarına tarihlenen bu stelde ay, güneş ve yıldız figürleriyle beraber elinde saltanat asasını tutan kral betimlenmiş.







Müze çok temiz, pırıl pırıl ama benden başka gezen kimse yok. Saatlerce rahat rahat gezdim müzeyi. Müze gerçekten çok önemli eserler ile dolu ve benim gibi tarihçi iseniz saatler nasıl geçiyor anlamıyorsunuz.

Müzeden çıktıktan sonra aynı yol üstünde yer alan SAMSAT KAPI VE MEYDANI'na uğradım. 1146 yılında zengi hükümdarı Nureddin Zengi Urfa'yı kuşatırken ordugahını tam bu noktada kurmuş. 18. Ve 19. Yüzyıllarda Urfa'ya gelmiş olan seyyahlar Carsten Niebuhr, J.H.Peterman ve Eduard Sachau gezi notlarında Samsat Kapı ve Meydan'ından bahsetmekte. O dönemde bu alanda bulunan saat kulesine izafeten'de buraya Saatçiler Kapısı'da deniliyormuş.



Urfa sokakları, caddeleri sıcaktan dolayı tehna, insanlar ya evlerinde ya da dükkan köşelerinde çaylarını yudumluyor, ben ise elimde fotoğraf makinası doya doya adımlıyorum bu Şanlı şehri. Hemen bir sonraki durağım olan ŞANLIURFA KURTULUŞ MÜZESİ oldu.



Devlet Hastanesi yakınında olan müze 1903 tarihinde inşa edilmiş. Avrupai tarzda konak mimarisi ile geleneksel tarzda Urfa evi mimarisinin kaynaştığı bir özelliğe sahip olan ve oldukça geniş bir alana yayılan konak, haremlik ve selamlık bölümlerindeki düzgün kesme taş yapılardan meydana gelmiş. Urfa Kurtuluş Savaşı'nda Fransız işgaline uğramış. Duvarlarında o günlerden kalan top ve mermi izlerini görebilmek mümkün. 2005 Yılında Şanlıurfa Valiliği tarafından onarımı gerçekleştirilmiş ve 11 Nisan 2009 yılında "Şanlıurfa Kurtuluş Müzesi" olarak hizmete sunulmuş. Kurtuluş müzesinde Şanlıurfa'nın düşman işgalinde kullanılan silahlar araç gereçler sergilenmekte. Şanlıurfa'nın düşman işgalinden kurtuluş hareketini başlatan 12 kişinin mumyalanmış resim heykelleri sergilenmekte







Bu ONİKİ kişi Urfa tarihinde çok önemli bir yere sahip. Şehir merkezinde yine ONİKİLER adı altında bir anıt bulunmakta.



Şanlıurfa'yı yabancı istilasından korumak için bu konakta toplanan ONİKİLER'in 1919 yılında Fransızlara gönderdikleri sert nota duvarda çerçevelenmiş olarak durmakta;

Ben bu notu gözlerimden yaşlar akarak okudum, şanlı tarihimiz, bağımsızlık mücadelesinde şehit olmuş tüm kahramanlarımızı andım.

İŞTE O NOTA;

Urfa, 7 Mart 1919'da İngilizler tarafından, daha sonra 7 Kasım 1919'da Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. Aralık 1919 başlarında bir gün Mutasarrıf Ali Rıza Bey'e Fransızlardan  bir mektup gelir.
Bu yazı anlam itibarı ile şöyledir:
"…Urfa şehri içinde bize savaş açmak için teşkilat kuran ve yöneten 'oniki' kalburüstü şahıs olduğunu istihbar ettik. Bu hareket, halkı Mondros Mütarekesi gereğince Urfa`yı işgal eden müttefik kuvvetine karşı, isyana teşvik etmek demektir. En kısa zamanda bu şahısları bize teslim ediniz, onlara gereken dersi verelim..."
Neticede savaşa hazır olunduğunu, çekinecek hiçbir şeyin bulunmadığını düşünen "Onikiler" HODRİ MEYDAN manasında aşağıdaki cevabi notayı ertesi gün Fransızlara vermişlerdir.
… Biz Urfa Sancağı halkı sulhsever insanlarız. Bin yıldan beri bu topraklarda hür olarak yaşıyoruz. Ancak topraklarımıza göz dikenleri bu teşebbüslerinde hep pişman etmişizdir. Şimdiye dek sizin buraya muvakkat olarak geldiğinizi sanıyorduk. Fakat bayraklarımızı devlet dairelerinden indirmeniz, dahili işlerimizdeki müdahaleci tutumunuz, sizin Urfa'da temelli ve müstemlekeci  olarak kalmak niyetinde olduğunuzu gösteriyor. Bu kötü niyetinizi gördük ve biz Urfalılar, sizi bu topraklardan atmak için bütün gücümüzle çalışmaya yemin ettik. Esasen sözünü ettiğiniz ve ONİKİ sandığınız rakkam gerçek sayımız yanında çok küçük kalır. Zira Urfalılar size savaş açarak sizleri buradan çıkarmaya yediden yetmişe kadar yemin etmişlerdir. Bu sebepten 12 rakkamını tashih ederek 120.000 olarak notlarınıza geçirmeniz daha isabetli olur.
Madem ki Onikiden söz ettiniz biz de size seslenerek diyoruz ki: Evet, biz ONİKİLER daha fazlası ile varız. Şehirli ve köylü, Türk,Arap ve Kürt, yerleşik ve göçebe bütün Urfa Livası halkının hissiyatına tercümanız. Arkamızda bizim gibi yeminli onbinlerce mücahit vardır. Bizi tevkif edemezsiniz. Farzı muhal hayal ettiğiniz tevkifi  yapsanız bile bu mücadele hareketini durduramazsınız. Biz Onikilerin yerini hemen 12 binler, 120 binler alacaktır.
BİZ ONİKİLER, teşkilatımızın elebaşılarıyız. BİZ ONİKİLER memleketimizi yabancı istilasından kurtarmak, istiklalimize kastedenleri topraklarımızdan kovmak için her türlü savaşı göze almış bulunuyoruz.
Sizin bize ders vermeniz bir tarafa, çok geçmeden biz ONİKİLERİN ve Urfa Mücahitlerinin size nasıl bir ders vermiş olacağını göreceksiniz. Size tavsiyemiz, biz ONİKİLERİN ve temsilcisi bulunduğumuz 120 binlerin sillesini yemeden ve çok geç olmadan, medeni milletlere yakışır bir tarzda Urfalılardan özür dileyerek Fransa'ya dönmenizdir...

Bütün Urfa Sancağı halkı adına ONİKİLER.
Aralık 1919
(9 Şubat 1920'de muharebe başlamış ve 11 Nisan 1920 Fransızlar Urfa'yı terk etmişlerdir.)
Şanlıurfa öyle kahramanlık destanları barındıran bir şehir ki… attığım her adımda kalbim daha çok kudretle çarpmakta, sokaklarda gördüğünüz camilerin hangisi olursa olsun duvarlarına bakın, minarelerine bakın, hepsi kurşun delikleri ile delik deşik olmuş vaziyette, Fransız işgalinde işgalci Fransızlar bu minarelerde ezan okuyan imamları delik deşik etmişler kurşunlarıyla… Urfa hala bu acıyı hissediyor, yeni nesil'e unutturmamaya çalışıyor.





Artık günün yorgunluğu bastırmış, güneş batarken ilk günümü bitirdim Urfa sokaklarında. Yarın ise olmazsa olmaz Harran gezim olacak.

HARRAN

Sabah erken kalktım, tarihi çarşı içinden geçerek Opet benzin istasyonunun önündeki duraktan Harran minibüslerine bindim ve kısa bir yolculuktan sonra Harran'a vardım. Harran'a vardığınızda etrafınızı çocuklar saracak yine, hiç çekinmeyin, size tarihi şehri anlatmak isteyecekler. Çok ısrar edecekler, evet deyin, belki bir 20 tl yada içinizden ne gelirse verirsiniz gezi sonunda ama kendinizin gezmesinden çok daha fazla faydalı onların sizi gezdirmesi, bir de harçlıklarını çıkarıyorlar böylece.

Harran, etimolojik yapısı itibariyle eski uygarlıklarda "yolların kavuştuğu yer", "kavşak" anlamına gelmekte. Önasya dili olan Akatça'daki "Harranu" sözcüğüyle "Seyahat ve Kervan" anlamına geliyor.Sosyolojik ve tarihsel düşünüldüğünde ise Medeniyetlerin Doğduğu ve Buluştuğu Kent anlamını içermekte. Harran, özellikle Assur Ticaret Kolonileri devrinde Anadolu ile sıkı ticari ilişkiler yürütmüş olan Assurlu tüccarların uğrak yeri olmuştur.



Harran surlarından girince sırasıyla gezi etabınız şöyle olsun;

HARRAN KALESİ

Harran şehrinin güneydoğusunda şehir suruna bitişik olarak inşa edilen iç kale, dikdörtgen planlı olup, köşelerinde onikigen kuleleri mevcut. İslami kaynaklarda kalenin yerinde bir Sabii tapınağının bulunduğundan bahsedilir. Kuvvetli ihtimal İçkale, tabletlerde ve yazılı kaynaklarda adı geçen Sin Tapınağı üzerine yapılmış. Emevi halifesi II. Mervan'ın 10 milyon dirhem altın harcayarak yaptırdığı sarayın, kalenin esasını oluşturduğu tahmin edilmekte. 90x130 metre boyutlarındaki kale üç katlıdır. Düzensiz dikdörtgen planındaki kalenin dört köşesinde onikigen birer kule bulunmakta.



HARRAN HÖYÜĞÜ

2003 yılından bu yana höyükte yapılan kazı çalışmalarında çeşitli devirlere ait eserleri ortaya çıkarılmıştır. Höyükteki kazılarda, M.Ö. VI. bine Halaf devrine tarihlenen buluntuları, Eski Tunç devrine ait figürin ve figürin başları, M.Ö. 1.950 Eski Assur dönemine tarihlenen silindir mühürler, M.Ö. 6. yüzyıla tarihlenen Kral Nabuna'id'den ve Sin mabedinden bahseden çivi yazılı pişmiş toprak tablet ve adak kitabeleri bulunmuştur. Höyük ve çevresi tarih öncesi çağlardan beri Halaf, Ubeyd, Uruk, Tunç Çağları, Hitit, Hurri, Mitanni, Assur, Babil, Helenistik, Roma, Bizans ve İslam devrinde de Emeviler, Abbasiler, Fatimiler, Zengiler, Eyyubiler ve Selçuklular gibi önemli uygarlıkları sinesinde barındırmıştır. Kazılardan elde edilen eserler Şanlıurfa Müzesi'nde sergilenmektedir. İslam Devrine ait şehir kalıntılarında ortaya çıkan mimari yapılar, dar sokaklara açılan bitişik nizamlı ve avluya açılan odaları bulunan dikdörtgen ve kare planlı evlerden oluşmaktadır. Mimari kalıntılar arasında insan gücüyle döndürülen değirmenler, zamanın öğütme sanayisi hakkında bilgi vermektedir. Açığa çıkarılan kent kalıntıları, ayrıca gelişmiş bir şehir planlamacılığı ve o devrin sosyo-ekonomik yaşam düzeyi hakkında da bilgi vermektedir.



HARRAN ÜNİVERSİTESİ

Harran, dünyanın ilk üniversitelerinden birine sahip ilim ve irfanın merkezi. Harran, ünlü Tıp ve Matematik bilgini Sâbit bin Kurrâ'nın; dünyadan aya olan uzaklığı ilk olarak doğru hesaplayan ünlü astronomi bilgini El-Battanî'nin; atomun ve cebir ilminin mucidi sayılan Cabir bin Hayyan'nın; ünlü din bilgini Şeyhü'l İslam İbn-i Teymiyye gibi birçok bilim adamının yetiştiği ve ders verdiği okul... Özü itibarı ile Harran, Medeniyetlerin Doğduğu ve Buluştuğu Kent…



Harran, dünyadaki üç büyük felsefe ekolünden "Harran Ekolü"nün merkezi... Urfa tarihini incelediğimizde "Harran Felsefe Ekolü" ve "Urfa (Edessa) Felsefe Ekolü" olarak ortaya çıkan iki düşünce mektebini görmekteyiz. Bu Ekollerin oluşmasında Harran'daki mütercimlerin, Yunan Felsefesi konulu Latince yazılmış eserlerden Arapçaya yaptıkları çeviriler önemli rol oynamıştır. Böylece batı felsefesi yeniden yorumlanarak İslam medeniyetinin oluşumuna katkı sağlamıştır. Daha sonra batı, aydınlanma çağında İslam âlimlerinin yorumladığı batı felsefesini kendi dillerine çevirerek bugünkü batı medeniyetini oluşturmuşlardır. Halen batı üniversitelerinde Tarihi Harran Üniversitesi'nde yetişmiş olan bilginlerin eserleri ders kitapları olarak okutulmakta ve adlarına kürsüler bulunmaktadır. En çok bu üniversite alanında vakit geçireceksiniz zaten…



HARRAN ULU CAMİ

Harran, M.S. 640 yıllarında Halife Hz. Ömer zamanında İslam hâkimiyetine geçmiştir. Harran, İslam devrinde Emeviler döneminde son halife II. Mervan zamanında da bir süre başkent olmuştur. İslam Devri'nin önemli eserlerinden olan Ulu Cami veya Cennet Cami, Harran höyüğünün kuzeydoğu eteğinde yer alır. Caminin doğu cephesi mihrabı, şadırvanı ve minaresinin büyük bir bölümü korunmuştur. Türkiye'de İslam mimarisinde yapılmış en eski cami olan Harran Ulu Cami, M.S. 744-750 tarihleri arasında Emeviler devrinde Halife II. Mervan tarafından yaptırılmış ve daha sonra çeşitli zamanlarda onarımlar görmüştür. Ulu Cami 104x107 m. ebadında bir alanı kaplar, minarenin zaman içinde yok olan ahşap merdivenleri, aslına uygun bir şekilde 105 basamaklı olarak yeniden yapılmıştır.



HARRAN KÜMBET EVLERİ

Harran'la özdeşleşen Kümbet Evlerin çoğunluğu hala mevcudiyetini korumaktadır. Harran'daki evlerinin kubbe kısımlarının tuğla ile örtülmesinin iki sebebi vardır. Biri, bölgenin çöl olmasından dolayı ağaç malzemenin bulunmayışı, diğeri ise, Harran'da bol miktarda bulunan tuğla malzemesidir. Evlerin yüksekliği içerden en çok 5 metreye varan kubbeler, 30–40 tuğla dizisi ile örülmüştür. Örgüleri balçık sıva ile bağlanan kubbe ve duvarlar, içerden ve dışarıdan yine bu harçla sıvanmıştır. Harran evleri bölge iklimine uyumlu olarak yazın serin kışın sıcaktır..











Bizim ufaklıklar ile vedalaştıktan sonra Şanlıurfa minibüsüne binip tekrar şehre döndüm. Saat 13.00 gibi sıcaklar iyice bastırınca kendimi çarşı merkezinde bir Meyan Şerbeti satan şerbetçinin taburesine attım.



Meyan şerbeti burada daha doğrusu bu coğrafyada çok önemli bir yer tutmakta ve öyle doldur bir bardak içeyim değil, bir takım kendine özgü kuralları var, bana anlattıklarında çok şaşırmıştım, aldım kalemi elime, çıkardım not defterimi hemen;

MEYAN ŞERBETİ

Şanlıurfa'da sıcak yaz günlerinde yüzyıllardan beri aranılan, çok lezzetli, ucuz ve ideal bir serinletici içecek meyan şerbeti. Günümüzde ise yerini gazoz ve kolalı içeceklere bırakmış gibi görünüyorsa da "biyan balı"nın kadrini bilenlerin bundan vazgeçmesi mümkün değil. Meyankökü ve özü eski çağlardan günümüze kadar birçok hastalıkta ilaç olarak da kullanılmış olup, tabiatın insanlara sunduğu "her derde deva" olarak kabul edilmiş bir bitki. Burada çarşılarda satılan meyan şerbeti ise kolalı içeceklere göre sağlığa çok daha yararlı.
Meyankökü, özü ve şerbeti çok eski yıllardan beri gerek halk, gerekse hekimler tarafından çeşitli hastalıklarda kullanılmış. Bu içeceğin içinde 10 kadar bitkisel tabii şekerin yanı sıra, balgam ve idrar söktüren Benzoatlı maddeler yer almakta. Ayrıca tükürük çoğaltıcı ve terlemeyi kolaylaştırıcı, reçine ile köpüren ve renk veren maddeler de bulunmakta. Böbrek rahatsızlıklarının giderilmesinde idrar söktürücü olup, böbrek ve idrar yollarındaki taşları düşürdüğü bilinmekte.
Her türlü öksürük ile bronşların temizlenmesinde, göğüs yumuşatıcı ve balgam söktürücü olarak sabah akşam ağıza nohut büyüklüğünde meyan balı alınarak emilir. Nefes darlığına iyi gelir ve aynı zamanda sesi güzelleştirir. Mide ile onikiparmak bağırsağındaki ülsere, gastrite ve sinir zaafiyetine iyi geldiği görülmüş. Susuzluğu giderir, iştah açar, vücuda serinlik ve zindelik verir. Hazmı kolaylaştırır, bağırsaklara rahatlık verir ve kabızlığı giderir. ılaç sanayinde ise, tabletlerin hazırlanmasında kullanılmakta. Yani öyle böyle bir bitki değil Meyankökünden yapılan Şerbet satıcılığı Urfa'da bir meslek dalı olmuş. Birçok şerbetçi bu mesleği çocuklarına da öğretiyor ve ailece bu mesleği icra ediyorlar. Genelde sıcak yaz günlerinde tarihi çarşılar bölgesinde dolaşıp halk tarafından çok ilgi duyulan bu güzel içeceği sırtlarında taşıyarak satıyorlar. Meyan şerbetine Şanlıurfa'da "Biyan balı" da denmekte. 
İşin en güzel tarafı ise şu: Şerbetçi, şerbet satarken bazı kurallar uyguluyor. Bunların başlıcaları şöyle: Dükkan sahiplerine veya dükkândaki misafirlere şerbet verdiği zaman genellikle hemen parasını almıyor. Bununla ilgili olarak, dükkânın kepenk veya arabasının yan tarafındaki tahtaya verdiği şerbet sayısını belirten bir çizgiyle işaret koyuyor. Bu satışların toplamını haftadan haftaya veya aydan aya alıyor. Hesap görüldükten sonra bu çizgiler hemen siliniyor. Mırracılar da aynı işlemi yaptıkları için çizgi yerleri ve nüansları ayrıdır. Başka bir kural ise, müşterisi olan bir dükkâncıya yolda rastlayan şerbetçi bu müşterisine şerbet verdiği zaman bu satıştan para almaz ve o kişinin hesabına daha sonra ekler. Bazı şerbetçiler fakir kimselerden para almıyor. Bazı şerbetçiler ise çarşı-pazarda gördüğü garibanlara, alış veriş için dolaşan yabancılara şerbet ikram ediyor ki benim içtiğim 3 bardağın dahi parasını almadılar, sen burada misafirsin dediler. Bazı hayırsever kimseler çarşıda gezen bir şerbetçi ile anlaşarak güğümündeki şerbetini ücretsiz olarak halka dağıtmasını istermiş bazen ve şerbetçiye bunun ücretini öderlermiş. Şerbetçi de bu işi yaparken "sebil, sebil" diye bağırarak yoldan geçenlere ve o anda etrafında bulunanlara şerbeti bitinceye kadar dağıtmaya devam edermiş. Ayrıca cuma günleri namaz bitiminde cami önlerinde ve mezarlıkta cenaze defnedildikten sonra şerbet sebil edenler olurmuş. Bu güzel gelenek Urfa'da halen devam etmekte. Hep söylerim ya; Doğu bir incidir, misafirperverdir, bazı folklörleri asla yok edemezsiniz orada.
Buz gibi meyan şerbeti molasından sonra meşhur Haleplibahçe Mozaikleri'ne gitmek için yollara düştüm. Ama oraya vardığımda hem Göbeklitepe'nin hem de Haleplibahçe Mozaikleri'nin restorasyonda olduğunu söylediler. Nasıl yani ya dedim, sezon açılmış, inanç turizmi dışında buraya gelen yabancı turistler sadece bu iki yer için gelmekte, ama yok bütçe gelmemiş, yok ne zaman açılacakmış bilmiyorlarmış tartıştık durduk yetkililerle, sonuçta sinirim fırlamış vaziyette bu iki yeri göremeden hostel'e döndüm. Özcan hocam ile saatlerce bu umursamazlığı konuştuk, yapacak bir şey yok neticede
Sonuç olarak; Şanlıurfa her daim seyyahların, seyahat severlerin gözde şehri, ister inanç turizmi, ister tarih turizmi, ister coğrafyası, ister insanlığı için ne olursa olsun kesinlikle gezilmesi gereken Şanlı bir şehir; Şanlıurfa…