Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

TARSUS GEZİ REHBERİ

Çocukluğum Tarsus'ta geçti. İlkokul, ortaokul ve liseyi Tarsus'ta okudum. Yazları Çamlıyayla'da çalıştım. Ama terzi kendi söküğünü dikemezmiş derler ya, o kadar ülke ve gezi notum olmasına rağmen ilk göz ağrım olan bu muhteşem ilçe için bugüne kadar hep gezi rehberi yazmayı ertelemişim. Tam teşekküllü bir Tarsus gezi rehberine buyurun öyleyse…

Tarsus geçmişi on bin yıl öncesine dayanan dillerin, dinlerin ve medeniyetlerin buluşma noktası bir tarih, bir kültür, bir insanlık şehridir. Dünyada ilk kanalizasyon sistemlerinden birinin uygulandığı, dünyanın ilk üniversitelerinden birinin kurulduğu, Türkiye'de ilk elektrik enerjisinin üretildiği, Akdeniz'i İç Anadolu'ya bağlayan Gülek Boğazı'nı sınırlarında bulunduran Çukurova'nın başkenti, Türkiye'nin müstakil en büyük ilçesidir. Tarsus toplam 321.403 nüfusu ile-Ocak 2015-Türkiye'deki 54 vilayetten daha fazla nüfus potansiyeline sahiptir.



TARSUS'UN ADI NEREDEN GELMEKTE?

Tarsus'un ismi ilk kez Hitit metinlerinde "Tarşa" olarak geçmekte. Asur'lulara göre Que Krallığı'nın başkenti. İ.Ö. 8. ve 7. yy. da Asur'lular Tarsus'u Tarzi (Tarzu) olarak isimlendirmişler. İ.Ö. 6–5. yy. da Asur ve Syennesis Krallıkları zamanında ismi değişmemiş. Perslerin Tarsus'ta basılan sikkeleri üzerinde de Tarsus adına rastlanmakta. Tarsus "Miratüliber" adlı Arap tarihine göre, Nuh Peygamberin torunu Tarasis tarafından kurulmuş. Tarsus'un ismi önce Grekçe Tarsos, daha sonra Latince Tarsus olarak kullanılmış.

Tarsus'un merkezindeki Gözlükule'de yapılan arkeolojik kazılar tarihinin İ.Ö. 7000 yılına kadar indiğini göstermektedir. Gözlükule Höyüğü'nün çevresinde yerleşen Neolithik toplumun geçimini tarım ve ticaretle sağladığını arkeolojik buluntular göstermektedir. İ.Ö. 5000 yıllarında Kalkolitik dönemde taş ve maden aletler kullanılmıştır. İ.Ö. 3000–1200 'deki ticari ilişkileri sayesinde Tarsus, Kilikia şehirleri arasında önem kazanmış, ticaret merkezi olmuştur. Bu dönemde Orta Anadolu'da Hitit İmparatorluğu, Kilikia'da Kizzuwatna krallıkları hüküm sürmektedir. Gözlükule kazılarında Kizzuwatna Kralı Parivavatri'nin oğlu İşputahşu'ya ait bir mühür baskısı bulunmuştur. İ.Ö. 1650'de Hitit Kralı Telepinus ile Kizzuwatna Kralı İşputahşu arasında antlaşma yapılmıştır. Tarsus ve Kilikia İ.Ö. 1500' den sonra Hitit İmparatorluğu topraklarına katılmıştır. İ.Ö. 1200'de Hitit İmparatorluğu parçalanmış İ.Ö. 1200-839'da Anadolu ve Kilikia'da birçok küçük prenslik ve krallıklar oluşmuştur. Tarsus bu krallıklardan birinin başkentidir. Asur metinlerinde Kral Salmanassar II'nin, Kilikia'daki Que Krallığı'na dört sefer düzenlediği ve Tarsus Kralı Kate'yi tahttan indirerek kardeşi Kirri'yi tahta geçirdiği anlatılmaktadır. Yörede sedir ağaçlarının bulunması Fenike tüccarlarının Tarsus'ta ticari bir üs kurmasına neden olmuştur. İ.Ö. 727–722 yıllarında Asur Kralı Salmanassar V. zamanında Tarsus, Asur Krallığının eyaleti olmuştur. İ.Ö. 722-705'de Kral Sargon II zamanında Que Prensliği, batıda Asur topraklarının koruyuculuğunu yapmaktaydı. İ.Ö. 705-681'de Illibru (Namrun) valisi Kirua'nın Tarsus'ta başlayan isyan hareketlerini, Asur Kralı Sanherip bastırmıştır. Asur'lulara karşı yapılan bu isyanın perde arkasında, batı krallıkları bulunmaktadır. Amaçları Kilikia ovasını ve Toroslardaki maden ocaklarını ele geçirmektir. Asur Kralı Sardanapal (668–626) döneminde Kilikia, Kimmerler tarafından yenilgiye uğratılmıştır.

Asur Krallığı'nın yıkılması ile İ.Ö. 612'de başkenti Tarsus olan Syennessis krallığı kurulmuştur. Ksenephon'a göre, Kilikia Kralı Syennessis'in karısı Epyaka'nın, Pers Kralı Kyros ile yakın ilişkisi olmuştur. Tarsus'taki savaştan sonra Syennessis ve Kyros arasında antlaşma yapılmıştır. Bu antlaşma Kyros'un ölümü ile bozulmuştur. Kilikia'da Syennessis Krallığı İ.Ö. 401 yılına kadar devam etmiştir. İ.Ö. 401 yılından itibaren Kilikia Pers İmparatorluğu'nun eyaleti olmuş ve Tarsus sikkelerinin üzerinde Pers Satraplarının isimleri yer almıştır. İ.Ö. 388–380 Tiribazzos, İ.Ö. 379–371 Farnabazos, İ.Ö. 379–373 Datames, İ.Ö. 372–369 Tarhamos, İ.Ö. 368–333 Mazaios gibi Pers Satrapları Tarsus'ta egemen olmuşlardır. Makedonya Kralı Büyük İskender İ.Ö. 333'te Tarsus'u almış, Pers Satrabı Arsemes'i yenerek Kilikia'da Pers egemenliğine son vermiştir.

Komutanlarından Nikador'un oğlu Balakros'u geçici bir süre için Tarsus'ta yönetime getirmiştir. Büyük İskender doğu seferlerinde iken, Balakros Tarsus Kral sarayında sevgilisi Glikira ile olağanüstü bir hayat sürmüştür. Bunu öğrenen Büyük İskender Balakros'un yerine komutanlardan Filatos'u getirmiştir. Büyük İskender'in ölümünden sonra İ.Ö.323'de imparatorluk parçalanmıştır. Kilikia ve Tarsus, generallerinden Seleukos Nikator'un eline geçmiştir. Seleukos Nikator kendi adı ile anılan Seleukos Krallığı'nın merkezini Babil'den, Antakya'ya taşımıştır. İ.Ö. 312–64 yılına kadar Tarsus, Anadolu Krallıkları, Ptolemaos'lar (Mısır), Seleukos ve Romalılar arasında sık sık el degiştirmiştir. Buradaki ilk Roma valisi Claudius'tur. Strabon'dan edinilen bilgilere göre Romalı hatip Cicero İ.Ö. 51-50'de Tarsus'ta eyalet valisi olarak bulunmuştur. İ.Ö. 48 yılında Iulius Caesar, Tarsus'a gelmiş, halkın yoksulluğu ve sefaletine son vererek yönetimde düzenlemeler yapmıştır. Halk imparatorun bu iyiliklerine karşın Tarsus'a Iuliopolis ismini vererek Caesar'ı onurlandırmışlardır.

Iulius Caesar'ın İ.Ö. 44'te ölümü üzerine yerine geçen Antonius'da Tarsus'a gelerek imar çalışmalarıyla kentin gelişmesini sağlamıştır. Antonius dünyanın en eski kütüphanesini Bergama'dan Tarsus'a nakletmiştir. Kısa zamanda zenginleşen Tarsus dünyanın ilgisini çekmiştir. Kleopatra ve Antonius, Tarsus için unutulmaz hizmetler vermiştir. Mısır'a dönen Kleopatra Antonius'u ikna ederek Mısır'a çağırmış ve İ.Ö. 37 yılında evlenmişlerdir. İ.Ö. 34 yılında Roma senatosu kararı ile Kleopatra ve Antonius'a karşı Romalılar savaş ilan etmişlerdir. Kleopatra ve Antonius yenilmiş ve Antonius kendini öldürmüştür. Actium savaşından sonra bütün Roma topraklarını kendine bağlayan Augustus, kendine sadık kalan Tarsus'u ödüllendirmiştir. Tarsus, Efesle boy ölçüşecek derecede zenginleşmiştir. İmparator Augustus İ.Ö. 31'de Actium savaşında Tarsus'un oynadığı siyasi rolü affetmiştir. Hocalarından Tarsus'lu Sadon'un oğlu Athenodoros'u Tarsus'a vali atamıştır. İ.Ö. 30- İ.S. 7 yılları arasında Tarsus için büyük hizmetler vermiştir. Bu tarihlerde Tarsus'ta Aziz Paulus doğmuştur.

İmparator Hadrianus 117'de Tarsus'u ziyaret etmiştir. İmparatoru Antonius Pius zamanında ise Tarsus yalnız Kilikia'nın başkenti olarak değil Likonia, Isauria bölgelerinin yönetim merkezi olmuştur. 260 'da Pers hükümdarı Sapur, Kilikia'yı istila ederek Tarsus'u yağmalamıştır. 261'de Suriye Pamir krallığı ittifakı, Pers Kralı Shapur'u yenerek bütün Kilikia'yı ele geçirmiştir. Ancak İmparator Aurelianus 270-275'de Pamir Krallığını yenerek Kilikia'yı tekrar Roma topraklarına katmıştır. 275-276'da Anadolu'daki Got Krallığı'nın, Kilikia'yı istilasından Tacitus kurtarmıştır. Tarsus 284–305 yıllarında bir Roma eyaleti olmuştur. Bu dönemde resmi dini olan çoktanrılı inanca, Hıristiyanların isyanları başlamıştır. İmparator Diocletianus bu sırada Tarsus'a yerleşmiştir. Baskı uygulayarak birçok Hıristiyanı katletmiştir. Bir söylenceye göre bu imparator devrinde yedi Hıristiyan genç, kentin 14 km. kuzeybatısında Eshab-ı Kehf Mağarası'na sığınmışlardır ve yaygın söylence onlardan bahsetmektedir. Ancak imparatorun Diocletianus olduğu kesin değildir. İmparator I. Constantinos zamanında 306-337'de Roma eyaletlerindeki isyanlar son bulmuştur. İstanbul'u hükümet merkezi yapan Constantinos zamanında, Hıristiyanlık büyük yardım görmüştür. Constantinos II ( 337–361)'den sonra tahta geçen Iulianus Apostata (361–363) zamanında Tarsus tekrar önem kazanmıştır. 363'te Pers savaşlarında ölen imparator kendi isteği üzerine Tarsus'a gömülmüştür.

Romalı komutan Pompeius'un aldığı Kilikia ve Tarsus 459 yılına kadar Roma yönetiminde kalmış ve bu dönemde ekonomik ve ticari alanda üstünlüğünü sürdürmüştür. Tarımla birlikte zeytin ve bağcılık önem kazanmış, şehir surları önemini kaybetmiştir. 395'de Roma İmparatorluğu ikiye ayrılmış, Tarsus Doğu Roma topraklarında kalmıştır. Doğu Roma'nın ilk imparatoru Arcalius 395-408'de Kilikia eyaletini Tarsus, Seleukos ve Anazarbos olmak üzere üçe ayırmıştır. İmparator Iustinianus 527-565'te Tarsus'ta imar faaliyetlerini başlatmıştır. Bu dönemde Kydnos (Berdan) Çayı'nın taşkınlarından Tarsus'u korumak için, Iustinianus Kydnos Çayı'nın yatağını değiştirerek şehrin doğusuna almıştır. Tarsus Şelalesi bu sırada oluşmuştur. 6. yy'daki depremde büyük zarar gören surlar tekrar onarılmıştır. Tarsus, 7.yy'dan itibaren Bizans İmparatorluğu, İran ve Araplar arasında sık sık el değiştirmiştir. Sıra ile Emevi Halifesi Muaviye, Abbasi Halifesi Harun Reşit ,Tarsus'u ele geçirmiştir. 965'de Arapların Anadolu seferlerinde ordu, Tarsus'ta konaklamıştır. Pozantı'daki savaşta Halife Me'mun ölmüş ve Tarsus'a gömülmüştür. Ulu Camideki mezarlardan biri bu halifeye aittir. Tarsus, Anadolu Selçuklu Devleti , Haçlı seferleri ve Memluklular zamanında meydana gelen el değiştirmeler nedeni ile eski ekonomik ve ticari üstünlüğünü kaybetmiştir. 1375'den sonra Ramazanoğulları ve Dulkadiroğulları Beyliği yönetimine geçmiş, 1517'den sonrada Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1832 yılında Mısır Hidivi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa Tarsus'a gelmiş ve bu dönemde Tarsus'u çevreleyen surlar yıktırılmıştır. Bu surlardan yalnız Kleopatra Kapısı kalmıştır. 1839'da tekrar Osmanlı yönetimine girerek, Adana vilayetinin bir kazası olmuştur. 1918 'de Fransız işgaline uğramış ve Ankara Antlaşması'yla Tarsus, 27 Aralık 1921 tarihinde işgalden kurtulmuştur.

TARSUS'TA NERELERİ GEZECEĞİZ, NE YAPACAĞIZ?

Çok zevkli bir şekilde, tadını çıkara çıkara 2 gün içinde nefis bir Tarsus gezisi yapabilirsiniz. Ana hatları ve hikayesi ile Tarsus Gezi Rehberine buyurun o zaman…



SAĞLIKLI ROMA YOLU

Tarsus'a 15 km uzaklıkta bulunan Sağlıklı köyü'nün kuzeyinde bulunur. Roma yolu'nun buradaki genişliği 2.90 ile 3.00 metre arasındadır. Bu tarihi İpek Yolu'nun sağlam kalan yerlerinin uzunluğu 3 km kadardır. Yol güzergahı üzerinde Roma ve Bizans devirlerine ait mezarlar ve yolla ilgili onarım kitabeleri bulunur. Yol üzerinde kemerli bir kapı vardır. Bu kapının zafer takı ve Kilikya sınırlarının başlangıç yeri olduğu veya sınır kapısı olarak yapıldığı tahmin edilmekte. Tek sıra kesme taştan yapılan kapının genişliği 8.80 metre ve yüksekliği 5.20 metredir.

JUSTINIAN-BAÇ KÖPRÜSÜ

Tarsus'u Berdan çayının sel baskınından kurtarmak maksadı ile su yatağı Jüstinyen tarafından değiştirildikten sonra Bizanslılar döneminde 6.yüzyılda yapılmıştır. 1978 yılında restore edildi. Şehire ticaret için getirilen hayvan ve kervanlar bu köprüden geçerken bir çeşit gümrük vergisi olan Bac ödediği için bu köprü tarih kayıtlarına Bac Köprüsü olarak geçmiş.



TARSUS ŞELALESİ

Sıcak yaz günlerinde Tarsusluların kaçıp serinlediği ve etrafı mesire alanları ile dolu olan meşhur şelalesidir. Çocukluğumda defalarca gidip kaçak yüzdüğüm yerdir aynı zamanda.



SAINT PAULUS-ST.PAUL KİLİSESİ

İncil'de 2 defa Tarsus'lu olduğu yazar St.Paul'un. Tarsus'ta onun adını taşıyan tek kilise ise Cam-i Nur semtinde bulunur. Yapım tarihi kesin değildir. Ama 18.yüzyıl son çeyrekte doğu ve batı yönünde üç sahınlı olarak inşa edilmiş. Sade bir mimarisi bulunur. İç süslemelerinde resimler tavanda Hz.İsa, Yohanna, Matta, Luca ve Marcos'un freskleri bulunur. İlahi Göz ise tavanın merkezindedir. Aziz Paulus, yaşamının ilk döneminde Saul işimli bir Yahudi olarak bilinmekte. İ.S. 10 yılında doğar. Yahudiler'in ilk kralı olan Saul adı, sünnetinden sonra kendine verilir. Havari, Romalı olduktan sonra ise Paulus adını alır. Şam yolculuğu sırasında gökten gelen bir ışık aniden onu aydınlatır ve Paulus yere düşer. İlahi bir ses işitir; Ey Saulus, Saulus… Neden bana eziyet ediyorsun? Bunun üzerine Saulus sorar; Efendim sen kimsin?



Sesin sahibi şöyle der; Ben mesihim, eziyet ettiğin kişi benim. Korkudan titreyen Saulus; efendim, benden ne yapmamı istiyorsunuz ? diye sorunca ses ona, Kalk ve kente git, orada sana ne yapman gerektiği söylenecek karşılığını verir.





KIRKKAŞIK BEDESTENİ

Bedesten, Ramazanoğulları'ndan Piri Paşa'nın oğlu İbrahim Bey tarafından 1579 tarihinde Ulu Cami yanında yaptırılmıştır. İlk dönemlerde medrese ve imarethane olarak kullanılmış. Cumhuriyet döneminde ise kapalı çarşı olmuş. Dikdörtgen plana sahiptir. Kesme taştan yapılmıştır. Binaya doğu ve batı yönünde iki kapıdan girilebilmekte ve içinde 18 oda bulunmakta. Dükkanlarda hediyelik eşya, yöresel el sanatlarının satışı yapılmakta.





ULU CAMİ-CAMİ-İ NUR

788 yılında Harun Reşit zamanında caminin ilk evresi yapılmış. 833 yılında vefat eden halife Memun caminin doğu tarafına defnedilmiş. 962 yılında Tarsus, Bizanslılar tarafından işgal edilince kiliseye dönüştürülmüş. Memlükler 1360 yılında Tarsus'u ele geçirmiş ve şu anda caminin arka bahçesinde bulunan minareyi yaptırmışlar. 1579 yılında, İbrahim Bey tarafından cami şu andaki görünümüne kavuşmuş. Caminin köşesinde bulunan saat kulesi 1895 yılında, caminin ortasında bulunan şadırvan ise 1905 yılında camiye ek olarak yaptırılmış.





ANTİK YOL

1993 yılında bir temel kazısı ile açığa çıkarılmıştır. Tarsus'un yaklaşık 2000 yıl öncesinin kudretini ortaya koyar. Antik çağ süresince uzun süre hizmet verdiği anlaşılan bu yolu dönemin pek çok ünlü şahsiyeti kullanmış, St.Paul, Cicero, Augustus, Hadrianus, Kleopatra gibi isimler. Yolun iki tarafında bulunan bazalt taşları ve granit sütunların Tarsus dışından getirilmesi ise dönemin zenginliğine işarettir. Antik caddenin, balık sırtı şeklinde olması ve altında kanalizasyon tertibatının bulunması yolun modern yapısını ortaya koyar. Bugün Tarsus'un tam ortasında kalan bu antik cadde poligonal teknikte yerleştirilmiş bazalt taşları ile 6.5 metre genişliğindedir. Günümüzde 60 metrelik kısmı ortaya çıkartılabilmiştir.



KLEOPATRA KAPISI

Antik çağın büyük metropolleri arasında yer alan şehrin surlarında 3 kapı bulunmakta idi. Bunlar Dağ Kapısı, Deniz Kapısı ve Adanus Kapısı'dır. Yakın zamana kadar Deniz Kapısı olarak bilinen Kleopatra Kapısı, aslında törensel bir Roma Kapısıdır. Evliya Çelebi, Seyahanamesinde Tarsus'u anlatırken bu kapıdan İskele Kapısı adıyla bahseder. Kapının yapımında Horasan harcı kullanılmıştır. Kapının kenarı at nalı şeklinde ve yerden yüksekliği 8.50 metre, derinliği ise 5.60 metredir. Tarsus'un 18. Yüzyıl sonlarına kadar oldukça sağlam kalan 3 kapılı surları, 1835 yılında Mısırlı İbrahim Paşa tarafından yıktırılmış ve sadece 2 ayak üzerinde tek kemerli kapı kalmıştır.





Halk arasındaki rivayete göre, Mısır'ın ünlü kraliçesi Kleopatra'nın sevgilisi Romalı general Marcus Antonius ile Tarsus'ta buluşmak üzere geldiğinde, o zamanın limanı olan Gözlükule'de büyük bir törenle karşılandığı ve deniz kapısından şehre girdiği söylenir. Bu sebeple Deniz Kapısına Kleopatra Kapısı denir.

NUSRET MAYIN GEMİSİ

Dünyanın en önemli en şöhretli savaş gemisidir. Tarsus belediyesi tarafından orjinali korunarak restore edilmiştir. 2003 tarihinden itibaren Tarsus'un Mersin girişinde geniş bir anıt müzede sergilenmeye başlanmıştır. Daha çok 18 Mart 1915'te Muhteşem Armada olarak tanınan dünya donanmasını durdurarak bugünkü dünya coğrafyasının sınırlarını belirleyen kahramanlı ile hatırlanmaktadır. Gemi 1912 yılında Almanya'nın Kiel şehrinin Germania tersanesinde inşa edilmiş, 1914 yılında Osmanlı Ordusuna teslim edilmiş. Eni 7.4 metre, boyu 40 metre, sürati ise 15 mildi. Dar alanlarda seri manevralar özelliği ile Çanakkale Boğazı'nda görevlendirilmişti. 1955 yılına kadar bu görevini sürdürmüştür. 1962 yılında özel sektöre satılmıştır. Uuzn süre kuru yük gemisi olarak kullanılmış ancak yaşlı bedeni daha fazla dayanamamış ve 1990 yılında Mersin Limanı'nda batmıştır. 2002 yılında Mersin'den Tarsus'a getirilmiş ve yeniden monte edilmiş. Titiz çalışmalar ardından Çanakkale Savaşı Şehitleri anısına yapılan parkta sergilenmeye başlanmış.



ASHAB-I KEHF

Dünyanın birçok yerinde mekan bulan Yedi Uyurlar inanışının Anadolu'daki en önemli merkezi Tarsus'ta bulunan Eshab-ı Kehf mağarasıdır. Zamanı kesin olarak bilinmeyen olay bugün değişik şekillerde anlatılsa da özünde yıllardır inançlara gösterilen baskıya Tarsus'lu olan 7 gencin isyanıdır.

HİKAYESİ

Kur'ân'da Ashab-ı Kehf'in (Mağara Yârânı'nın) kıssası anlatılır. Ancak ne zaman yaşadıklarına dair bilgiler isimleri hakkındaki rivâyetler tefsirlerde geçmektedir. Ashab-ı Kehf kıssası Kehf sûresinde geçmektedir.[7] Tefsirlerde ve diğer kaynaklarda gençlerin Takyanus adında bir kralın hükümdarlığı zamanında halkın putlara tapmasından nefret ederek bir mağaraya çekildikleri anlatılır. Ashab-ı Kehf denilen gençler Afşin şehrinde yaşıyorlardı. Bir rivâyete göre bunlardan altısı sarayda görevli, hükümdara yakın kimselerdi ve hükümdarın müşâvere heyetindeydiler. Adları şöyleydi; Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş. İmparatorun putperest olduğu, putperestliği kabul etmeyen bazı insanları yakalatıp öldürtüğü ve bir ihbar üzerine saraydaki putperest olmayan gençlerin durumlarını öğrendiği anlatılır. Hükümdar onları çağırıp tehdit eder, onlarsa inançlarından ayrılmak istemezler. Aksine onu inançlarına davet ederler. Hükümdar onların eski günlerine dönmeleri için zaman tanır. Gençler inançlarını korumak için şehre yakın bir dağ yönüne giderler. Yolda giderken Kefeştetayyuş ismindeki bir çoban ile çobanın Kıtmir isimli köpeği de onlara katılır. Dağda çobanın gösterdiği bir mağaraya girerler, dua ederek merhamet dilerler. Hükümdar gençleri sorar, kaçtıklarını ve mağaraya sığındıklarını haber alıp adamlarıyla mağaraya gider. Mağaranın ağzını kapattırır. İnanca göre gençler ölmez, yüzyıllar boyunca uyumaya devam ederler. Kehf suresinde bu sûre 300 veyâ 309 yıl olarak geçer. Bu sürenin sonun ilâhi bir sevkle uyandırılırlar. Ne kadar zaman geçtiğini bilmezler ancak çok az uyuduklarını zannederler. Acıktıkları için bir arkadaşlarını şehre yiyecek getirmesi için göndermeye karar verirler. Bu kişinin adı Yemliha'dır ve O'nun kılık değiştirerek halini kimseye bildirmeden gidip gelmesini söylerler. Yemliha, şehre geldiğinde çok değişmiş bir şehir bulur. Bu kişi geçen zamanın farkına varır ve o zamanın hükümdarının yanına götürülür. İnanca göre bu hükümdar gençlerin dinindendir. Başlarından geçenleri hükümdara anlatır. Daha sonra gidip arkadaşlarına haber verir. Daha sonra tekrar hepsi uykuya dalarlar. Halk onların uyudukları mağaranın girişine bir mescid yapmaya karar verirler.



Olayın belgelenmesi Yemliha'nın Tarsus'a gönderilmesiyle gerçeğin ortaya çıkması arasında gelişmektedir. Anadolu insanının inançları arasında önemli bir yeri bulunan Eshab-ı Kehf Tarsus'un 12 km kuzeyinde yer alır. Encülüs Dağı eteklerinde doğal bir çöküntünün mağara şeklini aldığı 200 m2 lik kapalı bir alandan oluşur. Mağaranın hemen üzerinde bir cami bulunur. Sultan Abdülaziz'in annesi Pertevniyal Sultan'ın vekil tayin ettiği şehir müftüsü Ahmet Efendi tarafından 1872 yılında yaptırılmıştır.



TARSUS'TA NE YENİR NE İÇİLİR BANA ÖYLE GEL!

Tarsus size tam bir lezzet şöleni yaşatacak bir güzel ilçedir. Bu kadar gezi koşturmasından sonra deli gibi acıktıysanız buyurun meşhur Tarsus tatlarına…

KARSAMBAÇ

Tarsus'a yaklaşık 70 km uzaklıkta bulunan Çamlıyayla'da geçti çocukluğum. Çamlıyayla'da Toros dağlarının zirvesindeki karların kalıplar halinde çıkarılarak çuvallara sarılıp eşekler veya katırlar ile getirilmesi ve çarşı tezgahlarında bir kaşıkla bu karların tabağa sıyırılıp üstüne reçel, bal, gül, çilek şerbeti dökülerek afiyetle kaşıklanmasıdır karsambaç. Nefis bir tadı vardır. Acele ile kaşıklanmaz. Yoksa boğazınız şişer ve acı duyarsınız. Yavaş yavaş tadına varacaksınız.





KAYNAR

Diğer adı Loğusa Şerbetidir. Çukurova'ya özgü bir içecektir. İsterseniz aktarlardan yapacağınız kişi sayısına göre de gram olarak malzemeleri alabilirsiniz. Loğusa şerbeti diye bir ayrımcılığa girmeyin sakın, çünkü içindeki malzemeleri tek olarak kaynatıp içerseniz bir çok hastalığa özellikle kış hastalıklarına çok iyi gelir.

Malzemeler

4-5 çubuk tarçın, 1 avuç kadar yeni bahar ve karanfil, 2-3 kök zencefil, 2-3 kök havlıcan İsteğe göre şeker-genelde 2 kilo kadar olursa daha lezzetli olur. 5 litre su, Temiz bir tülbent Ceviz içi ama dövülmüş olacak

Baharatların hepsini temiz bir tülbentin içine koyun ve boğça gibi bağlayın. Derin bir tencereye 5 litre suyu koyun ve baharatları içine atın. Şekeri de ilave edin. Kısık ateşte 2-3 saat rengi koyulaşıncaya kadar iyice kaynatın. Koyu renk aldıktan sonra ister sıcak ister soğuk servis edin. Üzerine ceviz içini dökmeyi unutmayın.



ŞALGAM

Ne yazabilirim ki bu muhteşem tat için. Sadece Tarsus ilçesine özgü bir içecektir şalgam ve Türk Patent Enstitüsü tarafından Tarsus Şalgamı olarak tescil edilmiştir. Bedenin kansere yakalanma riskini en aza indiren besindir. Potasyumu çok zengindir. Siyah havuç, şalgam turpu, doğal maya olarak bulgur unu, su ve tuzdan yapılır.



CEZERYE

Çocukluğumda okula giderken önlük cebime atardım 2-3 dilim cezerye. Teneffüslerde veya serviste giderken yerdim. Nefistir. Tarsus'a ait yerel bir tatlıdır. Adını arapça'da havuç anlamına gelen Cezer kelimesinden alır. Tarsus'ta yaşamış olan Lokman Hekim'in hastalarına cezerye'yi tavsiye ettiğini yazarlar. Şifa özelliğinin yanısıra yüksek düzeyde besleyici ve afrodizyak içerir. Ana maddesi havuçtur. İçinde ayrıca kuruyemiş ve baharat bulunur. Sıfır kolestroldür.



HUMUS

Liseyi Tarsus Lisesi'nde okudum. Okulun karşısında ve o zamanlar ilçe merkezinde Kleopatra Kapısı önünde bulunan Tarsus Otogarı içinde ufacık esnaf lokantaları vardı. Oralara giderdik okuldan sonra ve cebimizdeki harçlıkla humus yerdik. Nohut, tahin, limon, sarımsak, maydanoz, sumak, kimyon, kırmızı toz biber ve katı yağdan yapılır. Nohut suda iyice kaynayacak soğuduktan sonra, süzek veya et makinasında güzelce macun şeklinde olacak. Ayrı bir kapta dövülmüş sarımsakla tahin ve limon karıştırılacak. Bu sos, kimyon eklenmiş ezilmiş nohuta eklenecek. Ayrı bir tavada yağ eriyecek toz biber yağda yanacak, tabağa servis yapılmış yemeğin üzerine dökülecek. Son olarak üzerine kıyılmış maydanoz, sumak konulacak servis edilecek. İnsanın ağzı sulanıyor yazarken bile…



Henüz Tarsus'u gezmediyseniz en kısa sürede seyahat planlarınız arasına almanızı tavsiye ederim. İyi gezmeler…