Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

TRUVA ANTİK KENTİ GEZİ REHBERİ

Üniversite yıllarımda okumuştum Homeros'un İlyada adlı eserini. Yıllar içinde defalarca defalarca okudum bu epik şiir tarzındaki eseri. Tarihte iz bırakanlardan Pers Kralı Kserkes, Büyük İskender, Roma imparatorları Hadrian ve Agustus'un yanı sıra Fatih Sultan Mehmet, Troia'yı ziyaret ederek, kutsanmış gücün, büyük aşkların, savaşların ve zaferlerin yaşandığı bu coğrafyada geçmişe yolculuk etmişler. Ünlü tarihçi (Gökçeadalı) İmbroslu Kritovulos orijinali Topkapı Sarayı Kütüphanesi'nde bulunan kitabında, Fatih Sultan Mehmet'in kentin tarihine verdiği önemi gösteren ziyaretinde "...Allah aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen, bu şehrin ve halkının intikamını alma hakkını bana nasip eylemiştir" söylediğini aktarmaktadır. Güç, zafer ve aşk, uygarlıklar, insanlığın bu ortak arayışlarının peşinde koşarken şekillenmiş ve bu coğrafya üzerinde medeniyetler, tanrılar, kahramanlar, aşklar ve mitolojik destanların birer yansıması olarak günümüze ulaşmışlardır. Bazı efsaneler ve hazineler gün yüzüne çıktığında ve gerçekle buluştuklarında göz kamaştıran sonsuz bir zevk bırakırlar arkalarında. Troia da, eşsiz bir hazine olarak, binlerce yıldan günümüze değerini koruyarak ulaşmış ve sonsuzluğa yolculuğunu sürdürmekte.


NEDEN ''UNESCO DÜNYA MİRAS LİSTESİ'' NE KABUL EDİLDİ?

On yıllık Troia Savaşı'nı bizler, özellikle savaşın son günlerinin anlatıldığı Homeros'un İliada'sından öğreniyoruz. Odysseia ile birlikte en eski edebiyat eseri olduğu düşünülen Homeros'un Troia Savaşı'nı anlattığı bu destanı, aslında epik bir şiir. Dünya edebiyatının önemli başyapıtlarından birisi olarak kabul edilen destan, Floransa'da 1488 yılında kitap olarak yayınlanmış. Troia, Homeros'un yazılı edebiyat metni olan İliada ve Odysseia destanlarına konu olmuş, aynı zamanda birbiri üzerine dokuz kez kurulduğu tespit edilen Troia kazılarıyla da dünyada ün yapmış. Dünyaca tanınan bu antik kent, 1996 yılında Milli Park olarak ilan edilmiş, 1998 yılında da Unesco'nun Dünya Kültür Mirası Listesi'ne alınmış.


Homeros'un Paris Louvre Müzesinde bulunan büstü

HOMEROS'UN İLYADA'SI…

Homeros destanlarının günümüze ulaşması bir bakıma Troia Savaşı ve bu savaşta yer alan kahramanların trajik hikâyeleri olarak düşünülebilir. Medeniyetin en etkileyici eserlerinden biri olan Homeros'un İliada'sı on yıl süren savaşın son 51 gününü yansıtmakta. Homeros destanın XX. Bölüm ve 215-240 dizelerinde: "Bulut devşiren Zeus ilkin baba oldu Dardanos'a, Dardanos kurdu Dardanie'yi, o zamanlar kutsal İlyon yoktu, ölümlü insanların büyük şehri yoktu ovada" diyerek Troia'nın kuruluş öyküsünü verir ve devam eder. Tanrılar Tanrısı Zeus, Atlas'ın kızı Elektra ile birleşmiş ve bu birleşmeden Dardanos adlı bir çocuk dünyaya gelmiştir. Dardanos ve kardeşi İasion Semendirek Adası'nda yaşarken, İasion ölür ve adayı sular basar. Dardanos ise bir sal üzerinde Çanakkale kıyılarına çıkar. Burada Teuker adlı bir kral yaşamaktadır. Kral felaketzedeyi sarayına alır, daha sonra da onu kızı ile evlendirir. Kralın ölümüyle Dardanos kralın yerine geçer ve kendi adını taşıyan bir şehir kurar. Dardanos'tan sonra oğlu Erikhtonios, ondan sonra da oğlu Tros bu şehre kral olur. Tros'un İlos, Assarakos ve Ganymedes adlı üç oğlu vardır. Assarakos Dardanos'ta kral olurken, güzelliğiyle ün salan Ganymedes şarap dağıtmak için tanrılar tarafından Olympos'a kaçırılır. Tros'un Kallirhoe'den olan oğlu İlos Troia'ya kral olur. Ondan sonra da İlos'un oğlu Laomedon başa geçer. Onun krallığı zamanında Zeus, Poseidon ile Apollon'u cezalandırır ve tanrısal yeteneklerini alarak Laomedon'un emrine verir. Kral, Poseidon'a surları yaptırtır, Apollon'a da sürülerini gütme görevini verir. İş bitiminde Laomedon tanrılara vaat ettiği sözü yerine getirmediği için Poseidon ona bir deniz canavarı gönderir. Kâhinler bu canavardan kurtulmak için kralın kızını kurban etmesi gerektiğini söylerler ve kız kurban edilmek üzere iken Herakles 12 görevinden biri gereğince Troia'dan geçer ve kralın kızını kurtarır. Kral Laomedon, ona vaat ettiği kutsal atları vermez ve bu nedenle adı "kötü kral"a çıkar. Laomedon'dan sonra oğlu Priamos Troia'nın başına geçer. Priamos Troia'da karısı Hekabe ile mutlu yaşarken Hekabe yeni bir çocuğa hamile kalmıştır. Bir gece rüyasında karnından çıkan alevlerin Troia'yı yaktığını görür ve korkuyla uyanarak rüyasını kâhinlere yorumlatır. Kâhinler bu rüyanın hayra alamet olmadığını, doğacak çocuğun kutsal Troia'nın yıkımına neden olacağını bildirirler. Kral ve kraliçe çocuklarına kıyamazlar ama Troia'nın yıkımına da razı olmadıklarından bebeği öldürmesi için bir uşağa verirler. Uşak, Paris adı verilen bu çocuğa acıyarak onu İda Dağı'nda bir ayı inine bırakır. İnin sahibi ayı geldiğinde bu çocukla karşılaşır ve onu kendi yavruları gibi emzirerek büyütür. Bir gün İda Dağı'nda çobanlık yapan Agelaos adlı bir çoban, çocuğu alıp evine götürürür. Paris İda Dağı'nın temiz havasında büyür ve serpilir. Kendisine bir sürü verilerek gütmesi istenir. "Sürülerini çok iyi otlattığından dolayı ona koruyucu manasına gelen Aleksandros adı verilir". İda Dağı'nın Nymphalarından olan Oinone ile tanışıp onunla evlenir. Bu sırada Olympos'ta bir şölen sırasında üzerinde "en güzele" yazan bir altın elma kavga tanrıçası tarafından ortaya atılmıştır. Zeus'un karısı Hera, Zekâ Tanrıçası Athena ve Güzellik Tanrıçası Aphrodite kendilerinin en güzel olduklarını iddia ederek altın elmayı almaya çalışırlar. Bunun üzerine Tanrılar Tanrısı Zeus, Haberci Tanrı Hermes'i İda Dağı'na yollayarak Paris'i onlara hakem tayin ettiğini bildirir. Üç tanrıça Paris'e altın elmayı kendisine verirse birçok şey vaat ederler. Hera, Paris'e Asya krallığını, Athena akıl ve başarıyı, Aphrodite ise dünyanın en güzel kadınını vaat etmişlerdir. Paris Aphrodite'nin teklifini daha cazip bulduğundan altın elmayı ona verir. Hera ve Athena "seni bin pişman etmezsek" diyerek Olympos'a dönerler. Böylece Paris'in yeni yazgısı da başlamış olur. Paris Troia'da yapılan bir yarışmaya katılır ve birinci olur. Priamos'un bilici kızı Kassandra onu tanımış ve "o bize yıkım getirecek" diye bağırmaya başlamıştır. Ancak kral ve kraliçe yıllar önce ölmesi için İda'ya bırakılan çocuklarını yakışıklı bir delikanlı olarak görünce çok sevinirler ve onu saraya alırlar. Çok geçmeden Paris Yunanistan'a giden elçiler heyetine dahil olur ve Sparta sarayına gider. Orada Aphrodite'nin vaat ettiği en güzel kadın, Menelaos'un karısı Helena yaşamaktadır. Aphrodite onları birbirine aşık etmiştir. İki aşık Menelaos'un Girit'te olmasını fırsat bilerek Troia'ya kaçmaya karar verirler. Helena Sparta hazinesini de yanına alır, Troia'ya gelirler ve burada kabul görerek saraya yerleşirler. Sparta Kralı Menelaos Girit'ten dönmüş, karısının Paris tarafından kaçırıldığını öğrenerek ağabeyi Mykene Kralı Agamemnon'dan yardım istemiştir. Agamemnon Karadeniz yolu üzerindeki zengin Troia'yı almayı planlarına uygun bularak Troia'ya sefer açar. Zamanında Helena'nın bütün talipleri Helena kimi seçerse zor gününde ona yardım edeceklerine dair yemin etmişlerdir. Bu nedenle bu sefere Yunanistan'daki bütün krallar katıldığı halde Akhilleus ortalarda yoktur. Kâhinler Akhilleus olmadan Troia'nın alınamayacağını bildirirler. Annesi Thetis seferden dönemeyeceğini bildiği için onu Skryos Adası'nda Lykomedes'in sarayında, kızları arasında saklamıştır. Akhilleus'u getirmek için İthake Kralı Odysseus adaya elçi olarak gönderilir. Hediye olarak bir elinde süs eşyaları, diğerinde bir kama getirmiştir. Kızlar süs eşyaları ile ilgilenirken içlerinden birisi kıymetli kama ile ilgilenmektedir, bu Akhilleus'tur. Böylece Akha gemileri Aulis limanında toplanmıştır. Ancak rüzgâr olmadığı için hareket edemezler. Kâhinler rüzgârı bulmak için Agamemnon'un kızını kurban etmesi gerektiğini bildirince Troia'nın fethi için harekete geçmiş Agamemnon, kızını kurban etmeye karar verir ama Tanrıça Artemis onu son anda kurtarır. Bin gemilik Akha ordusu Anadolu kıyılarını vura vura nihayet Troia'nın limanı olan Beşige'ye gelmişler, kumsala çıkarak çadırlarını kurmuşlardır. On sene sürecek savaş başlamak üzeredir. Bu savaşı İzmirli Ozan Homeros 16 bin dizeli ve 24 bölümden oluşan İliada destanında olanca canlılığı ile anlatır. Akhalar Anadolu kıyılarından geçerken rahip Khryses'in kızını esir almış ve Agamemnon'a hediye etmişlerdir. Destan Khryseli rahibin kurtarmalıklar getirip kızını Agamemnon'dan istemesiyle başlar. Hakarete uğrayıp kovulan rahip Khryses, tanrısı Apollon'a "birgün sana yaraşır bir tapınak yaptıysam" diye başlayan yalvarmalardan sonra Akhalardan öcünü almasını ister. Apollon onun duasını kabul ederek 9 gün boyunca Akhalar üzerine veba salgını salar. İliada destanı böyle başlar ve Priamos'un oğlu Troialı kahraman Hektor'un ölümü ile son bulur. Hektor'un ölümünden sonra da savaş bitmez ve bir çok olay yaşanır. İliada sonrası oluşan bu olayları biz Euripides, Aiskhlos, Sophokles ve Virgilius gibi yazarlardan öğreniyoruz. Nihayet Paris ölüm saçan Akhilleus'u topuğundan bir okla vurarak öldürür. Çünkü Akhilleus'un annesi onu sadece topuğundan vurulduğunda ölümlü yapmıştır. Akhilleus'a görkemli bir mezar yapan Akhalar, Troia'nın bir türlü düşmemesi üzerine bir tahta at hilesi düşünürler. İda Dağı'ndan kesip getirdikleri kerestelerle bir tahta at yaparlar, içine de 20 kadar Akhalı yiğit biner. Akhalar sanki savaş bitmiş gibi gemilerini Tenedos'un (Bozcaada) arkasına çekerler. Atın yanında bıraktıkları Sinon, Akhaların bu atı Troialılara hediye olarak bıraktıklarını söyleyerek onları inandırır. Rahip Laokoon ile Priamos'un bilici kızı buna inanmamışlardır. Poseidon, rahibi yılanlar göndererek boğdururken Kassandra'ya bilicilik veren Apollon aşkına karşılık vermediği için "ileriyi gör fakat sana kimse inanmasın" diye onun biliciliğini yarıya indirir. Bunun için de Troialılar savaş ganimeti olarak tahta atı şehrin meydanına çekerler ve eğlenip, ölüm saçan savaşın bitmesine sevinerek derin bir uykuya dalarlar. Tahta atın içinden inen Akhalar Troia Kalesi'nden meşalelerle Tenedos'taki gemilere işaret vermişlerdir. Gelen Akhalar sabaha dek Troialıları kılıçtan geçirirler, bunlar içinde Kral Priamos da vardır. Troialı kadınları sahilde toplayarak aralarında bölüşürler. Bu yıkımdan sadece Aineias kurtulabilmiştir. Yanındakileri alarak İda Dağı'na kaçar, orada bir gemi yaparak İtalya'ya gider ve Roma'yı kurar. Bu nedenle Roma imparatorları Troia'yı kutsal sayıp ziyaret etmişlerdir. Onlardan önce Pers Kralı M.Ö. 480 yılında Yunanistan'a giderken Troia'yı ziyaret ederek bin sığır kurban etmiştir. Büyük İskender M.Ö. 334'te Pers seferine çıkarken Troia'ya uğrayıp kendi yaptıklarını anlatacak bir Homeros'un olmadığından yakınmıştır. İskender'den sonra Trakya Kralı olan Lysimakhos harap İlion'u imar ederek ünlü Athena Tapınağı'nı yaptırmıştır. İstanbul'u alarak yeni bir çağ açan Fatih Sultan Mehmet de 1462'de Troia'yı ziyaret etmiştir.

GÜNÜMÜZDE TRUVA

Günümüzde Troia dünya çapında bir üne sahip. Bir çok kültürel etkinliğe konu olmakta. En önemlisi ise Brad Pitt'in başrolünü oynadığı Troy filmi.



Bu filmin en önemli sonucu ise bu filmde kullanılan Truva Atı maketinin Çanakkale'ye hediye edilmiş olması. Çanakkale merkezde Kordon yürüyüş hattının ortasında sergilenen bu at şehrin sembolü haline gelmiş bulunmakta.



PEKİ NEREDE BU TRUVA?

Truva Antik Kenti merkeze bağlı İntepe beldesi Tevfikiye köyü yakınında, Çanakkale'ye 30 km.uzaklıkta bulunmakta. Şehrin içinden minibüsler kalkmakta. Kişi başı 5 TL ücreti var. Truva Antik Kenti girişinde müzekart geçmekte.

TRUVA İSMİ NEREDEN GELMEKTE?

Biga Yarımadası olarak bilinen, Marmara Denizi, Çanakkale Boğazı ve Edremit Körfezi arasında kalan bölgenin, antik çağlardaki ismi Troad veya Troas olarak kabul edilmekte. Bu bölgede arkeologlarca tespit edilen çeşitli antik yerleşmeler arasında en önemlisi, yöreye ismini vermiş veya yöreden ismini almış olan Truva ( Troia , Troya ) kenti. Truva ( Troya , ilion ) Eski Yunanca 'dan çevirisinde Troia veya Troya olarak kabul edilen kentin adı dilimize Fransızcadan Truva olarak yerleşmiş.

TRUVA'YI NASIL GEZMELİYİZ PEKİ?

Çanakkale'nin 30 km. uzağında yer alan Troia, doğal afet ve savaşlarla dokuz kez yakılıp yıkıldıktan sonra eski kentin üzerine bir yenisi kurulmuş, böylece ovada 16 m. yüksekliği bulan bir höyük oluşturmuş. Çanakkale Boğazı'na hâkim bir tepe üzerine kurulması onun 9 kez yıkılmasına neden olmuş. Şu anda Truva antik kenti gezi sahası toplam 14 etaptan oluşmakta. Genel olarak 1 saat içinde gezebilirsiniz çünkü günümüzde sadece taşlar kalmış bu destanların yarattığı şehirde. Taşlar ve sincaplar desem daha doğru olur çünkü bir seferde doğada bu kadar çok sincabı ancak burada görebilirsiniz. Taşların üstünde, çimenliklerde pek çok sincap oradan oraya koşturmakta.





Sırasıyla göreceğiniz etaplar ise;

Tahta At, 1.Troia gezi başlangıç noktası. 2. Doğu duvarı. 3. Kale kapısı ve önündeki kule. 4. Athena Tapınağı'nın kalıntıları. 5a.VI.Troia evleri. 5b. II. Troia duvarları. 5. I. Troia surları. 6. I. ve II. Troia evleri. 7. Troia tabakaları. 8. II.Troia'nın rampalı kapısı. 9. VI.Troia'nın VIM evi. 10. Kutsal alan. 11. Aşağı Şehir'e giden yol. 12. Odeion. 13. VI.Troia güney kapısı. 14. Bouleuterion

1.TROIA

I. Troia İlk Tunç Çağı'nda Hisarlık tepesinde, M.Ö. 2920 yıllarında bir ana kaya üzerine kurulmuş, 90 m. çapında köy karakterli küçük bir yerleşme. Taş temel ve kerpiç duvarlardan dikdörtgen şeklindeki bitişik evlerden oluşmuş. Evlerin etrafında küçük taşlardan yapılmış güçlü bir savunma sistemi görülür. Surlar üzerinde, küçük taşlardan yapılmış ama bir hayli güçlü bir kale, kazılarla açığa çıkarılmış olup bugün gezi yolu üzerinde görülebilir. Ayrıca iki kule ile savunulan 2 m. enindeki kent kapısı da ilginç bir şekilde inşa edilmiş. Blegen'in yaptığı kazılarda taşların aşağıdan yukarıya doğru küçüldüğü görülmüş. Amerikalı kazıcılar bu taş surların üzerinin kerpiçten bir korkulukla çevrili olduğunu tespit etmişler. Schliemann'ın Priamos'un hazinesini bulmak için açtığı yarmada taş temel ve kerpiç duvardan yapılmış, birbirine yakın evler görülür. I. Troia ondört yapı evresine sahip olup M.Ö. 2550'lerde son bulmuş.



2.TROIA

Bu ilk Troia'nın üzerine sekiz yapı evresinden oluşan II. Troia kurulmuş, M.Ö. 2550'den M.Ö. 2250 yıllarına kadar yaşamış. Bu dönemde daha görkemli bir kale yerleşmesinin inşa edildiği anlaşılmakta. Rampalı kapı ve yüksek kulelerin olması, ayrıca Schliemann'ın bulduğu hazinenin bu kata ait olması, II. Troia'nın zengin ve kültürü yüksek bir kent olduğunu göstermekte. 1873 yılında Schliemann'ın Priamos'un hazinesi olduğunu zannettiği ve kaçırdığı hazineler de II.Troia'ya aittir. Elde edilen yeni bilgilerin ışığında, Schliemann buranın Priamos'un Troia'sı olmadığını ölmeden önce kabul etmiştir. 9000 m²'lik bir alan üzerine kurulmuş II. Troia, eğimli bir taş temel üzerine kerpiçten örülmüş 4 m. genişliğinde ve 330 m. uzunluğunda bir sur duvarı ile çevrilmiştir. Duvarların yüksekliği yaklaşık 6 m. kadardır. Kentte uzun planlı, megaron tipi evler bir revakla sınırlandırılmıştır. Ev duvarlarının yapımında kerpiç kullanılmış. Yapı evresi süresince kentin üç büyük yangın geçirdiği anlaşılmış. Bu tabakada kalıp dökümü seri metal üretimini sağlayan kalayın Orta Asya'dan getirilmiş olması II. Troia'nın çok uzaklarla ticaret yaptığını göstermekte. Ayrıca çömlek üretimi için çömlekçi çarkının kullanılması da çok önemli bir bulgudur. Kalenin güneyinde ana kayaya oyulmuş, ahşap bir savunma sisteminin çevrelediği 90,000 m²'lik bir aşağı kent bulunmuş, ancak burada giriş bölgesindeki temel çukurlarının izleri günümüze gelebilmiş.



Burada taş levhalarla döşeli rampalı (Fm girişi) kapı yer almıştır. Schliemann Priamos'un zannettiği hazineyi bu kapının sağ tarafında bulmuş. Bir yangınla son bulan II. Troia'nın yangın izlerini rampalı kapıya gelmeden biraz önce kerpiç duvarlarda bütün açıklığı ile görmek mümkün.



3. – 4. – 5. TROIA

III. Troia (M.Ö. 2250-2200), yanarak son bulan II. Troia'nın üzerine kurulmuş. Bu katta da II. Troia'nın ortak özelliklerinin devam ettiği görülür. Bu kültürel bir devamlılık olduğunu gösterir. Dört evreden oluşan bu Troia da bir yangınla son bulmuş. Bu kentin üzerine kurulan IV. ve V. Troia M.Ö. 2200-1740 yılları arasına tarihlenir. 18.000 m²'lik bir alana yayılan kentin yedi yangın evresi geçirdiği kazılarda tespit edilmiş. M.Ö. 1740-1300 yılları arasına tarihlenen bu Troia'nın 4-5 metre genişliğinde ve 6 metre yüksekliğindeki görkemli sur duvarları Troia gezisinin başladığı noktada görülebilir. Burada sur duvarlarından ileri çıkmış bir kule dikkati çeker.



Surlar, "testere dişi" tabir edilen duvar tekniği ile yapılmış. Surların içinde saray kalıntıları da günümüze ulaşabilmiş. Troia gezisine başlarken sol tarafta yer alanlar rampalı kapıya varmadan önce görülen saray kalıntısıdır.





7. – 8. – 9. – 10. TROIA

Troialılar deprem sonrası yaralarını çabucak sararak yeniden şehirlerinde yaşamaya başlamışlar. M.Ö.1300-1180 yılları arasına tarihlenen bu Troia'da savaş olmuş ve yakılıp yıkılmıştır. M.Ö. 720-85 arasında arkaik ve Helenistik Troia olarak bilinen VIII. Troia kurulur. Bu katta Trakya Kralı Lysimakhos Athena Tapınağı'nı yaptırır. Kutsal alanın yapımı da yine bu döneme aittir. M.Ö. 85 yılında Romalı komutan Fimbria kenti tümüyle yıkar. IX. Troia M.Ö. 85 ile M.S. 500 tarihleri arasına konur. Bu Roma Troia'sında Romalıların İlion dedikleri Troia'yı kutsal şehir saydıkları ve Roma İmparatorluğu'nun atalarının Troia soyundan geldiklerine inandıkları bilinir. Bu inanış Aineias'ın Troia yakılınca şehirden kaçıp İtalya'da Roma'yı kurmasına bağlanır. Hadrian ve Caracalla gibi birçok Roma imparatorunun ziyaret ettiği Troia'da bu dönemde büyük onarımlar yanında Athena Tapınağı da yeniden yapılmış. Romalılar kutsal saydıkları bu yerde Odeion, Bouleuterion, tiyatro ve hamam gibi büyük yapılar yaptırmışlar.





IX. Troia M.S. 500'lerde meydana gelen iki depremle yıkılmış. Roma'nın M.S. 395'te ikiye ayrılmasıyla Bizans adını alan Doğu Roma İmparatorluğu döneminde Troia X olarak tespit edilmiş.





TRUVA'YI KAZIP KAZIP BİTİREMEYENLER…

Troia'nın efsane haline gelen kazı hikayesi ve kazıcı Schliemann'ın renkli kişiliği Troia antik kentini çok daha ilgi alanı haline getirmiş. Schliemann'dan önce de bu bölgeye Fr. Le Chevalier (1785), mimar A. F. Mauduit (1811), Fransa Büyükelçisi Choiseul-Gouffier (1818) ve Ch. Texier (1833) gibi seyyah ve bilginlerin geldiği bilinmekte. Bunlar Troas bölgesinde küçük sondajlar yaparak neticeleri memleketlerine döndüklerinde kitap halinde yayınlamışlar.



Yine Schliemann'dan önce 1863-65 yılları arasında İngiliz Frank Calvert'in de birçok yerde mühim sondajlar yaparak eserler topladığını görürüz. Calvert arkeolojik saha olabilecek yerleri satın almış ve buralarda dilediğince sondajlar yapmış. Bunlar arasında Hisarlıktepe ve onun bulunduğu geniş arazi de vardır. Troia'nın 6 km. güneyindeki bir tepede birçok prehistorik eser ele geçirilmiştir. Akçaköy yakınındaki Apollon Tapınağı'nı bulması da ayrı bir önem taşır. Böylece Calvert'e Çanakkale bölgesinde ilk araştırma yapan kişi diyebiliriz. Bu yüzdendir ki 1868'de Schliemann Çanakkale'ye ayak bastığı zaman Calvert'in rehberliğine muhtaç olmuş ve onun sayesinde Troia'yı bulmuştur.





PEKİ KİMDİR BU SCHLIEMANN DEDİKLERİ ARKADAŞ?

Macklenburglu bir papazın oğludur. Daha ilkokul çağlarında Homeros'u ezberlemiş, ona adeta âşık olmuş. 14 yaşında bir bakkal çırağı iken ağır işi yanında Homeros'u daha iyi anlamak için 6 ay gibi kısa bir zamanda İngilizce, Fransızca ve Rusça'yı öğrenmiş, 1863 yılında da Homeros'u satır satır, kelime kelime ezberlemiş. ABD ve Rusya ile yaptığı ticaret sayesinde çok zenginleşmiş, zengin bir dul olan Sophie ile ikinci evliliğini yaparak dünyanın sayılı zenginleri arasına girmiş. Artık hayalindeki Homer Troia'sını bulmak için vakit geçirmeden de tatbikata geçerek 1868'de Çanakkale'ye gelir. Aşağıdaki fotoda kendilerini ve karısını görmekteyiz. Karısının üstünde yer alan takılar meşhur Truva hazinesi ve bu hatun bu takıları üzerine takarak bu meşhur hazineyi bizden kaçırıyor işte.



Homer'in Troia'sının izinde Schliemann Troia'yı aramaya önce Pınarbaşı'ndan başlamış, ama burası Homeros'taki ve hayalindeki yerlere hiç uymamış. Tetkiklerine Ballı Dağ'da devam etmişse de İda Dağı görülmediği için burayı da terk etmek mecburiyetinde kalır. İntepe'de de kazılar yapmış, bir at iskeletinden başka bir şey bulamamış. En sonunda Calvert'in yol göstermesi ile Hisarlık höyüğüne gelir. Burası İliada'da anlatılanlara en uygun yerdir. Kazmaya karar vererek Almanya'ya döner. 1870'de Troia'yı kazmaya başlar. Fakat hem izni olmadığı için, hem de arsa sahibinin şikâyeti üzerine kazılar durur. Schliemann uzun uğraşlardan sonra izin alarak Troia'ya gelir. 1871'de 80 işçisi ile Troia'nın kuzeyindeki yarmada 10 metre kadar aşağıya iner. 1872'de mühendisi ve 150 işçisiyle Mart ayında tekrar Troia'da görülür. 33 ve 71 metre genişliğindeki yarmalarda 16 metrede ana toprağı bulmuştur. Priamos'un hazinesini bulma hevesiyle maalesef önüne gelen tabakaları ortadan kaldırmıştır. Hele o muhteşem Athena Tapınağı'nı ortadan kaldırması, Troia'yı bulmasıyla kazandığı başarıdan sonra en büyük hatasıdır. Şehrin kuzey surları da aynı bahtsızlığa uğramıştır. 1873'te 160 işçisiyle yine Troia'dadır ve her yerde sondajlar yapıp her tarafı didiklemektedir. 31 Mayıs 1873'te ansızın hayalinin gerçekleştiğini görür ve işçileri evlerine yollayarak Priamos'un zannettiği hazineyi bulur. Daha sonra bunları Calvert'in çiftliğine taşır. 17 Haziran'da kazıya son vererek hazineyi Yunanistan'a, sonra da Almanya'ya kaçırırlar.

Kalan işçilerde, altın avadanlıklar bulununca, Schliemann'ın hazineyi bularak kaçtığı anlaşılır. Schliemann 1874 yılında Mora'da kazı yapmaktadır. Osmanlı hükümeti Schliemann aleyhine dava açmıştır. Atina'da kurulan mahkeme onun 10.000 frank para cezası ile 3 ay Türk müzeleri için Troia'da çalışmasına karar verir. Schliemann 10.000 yerine 50.000 frank verip Osmanlı hükümetinin öfkesini yatıştırdıktan sonra 1876 yılında yeni bir fermanla Troia'da görülür. Vali İbrahim Paşa, İzzet Efendi'yi kazı komiseri olarak Troia'ya gönderir. İzzet Efendi göz açtırmadığı için Schliemann Atina'ya dönmeye mecbur kalır. Buradan yabancı basınla Osmanlı hükümetine baskı yaparak valiyi Çanakkale'den aldırtır. 1878'de İngiltere büyükelçisi vasıtasıyla aldığı yeni bir fermanla tekrar Troia'ya gelir. Şimdi yanında hükümetin bir komiseri ve 10 jandarması vardır. Bulunan eserlerin 2/3'ü Türk hükümetine kalacaktır. 1879'da beşinci çalışma devresinde tekrar Troia'dadır. Prof. R.Virchow ve Fr. E. Burnouf, Schliemann'a yardımcı olarak gelmişlerdir. Kuzey tarafta yine bazı hazineler ele geçirilir. 1882 yılına kadar Schliemann ile alay edilmiş, Homer'in Troiası'nı bulamadığı ve onun bir şarlatan olduğu söylenmiştir. 1889'da Paris'te Prehistorik Arkeoloji Kongresi toplanmıştır, bir üyesi de Schliemann'dır. Burada ona hakarete varan ithamlar yapılmış, buna kızan Schliemann heyeti Troia'ya davet etmiştir. Schliemann, Henri Babin, Alman Rudolf Virchow, Carl Humann, Dr. Charles Waldstein, Dr. Friedrich von Duhn ve Calvert'in teşkil ettiği heyet önünde kazı yapar. Bu heyete Türk müzeleri müdürü Osman Hamdi Bey başkanlık eder. 30 Mart 1890 tarihinde bilginler heyeti bir tutanakla Schliemann'ın haklı olduğunu ve Homer'in Troiası'nın burası olduğunu dünyaya ilan ederler. Ancak Schliemann bir sene sonra başarısının tadını çıkaramadan ölür. Bundan sonra kazılara mimar Dörpfeld devam eder. 1890'dan itibaren başlayan bu kazı mevsimine ikinci safha denir. Schliemann'ın düzensiz kazıları bitmiş, düzenli bir kazıya geçilmiştir. 1893'te Dörpfeld ile beraber arkeolog Alfred Bruckner, prehistoryacı Max Weigel ve mimar Wilbert Troia'da bilimsel araştırmalarına devam ederler. Schliemann'ın bulduğu hazine II. Dünya Savaşı sırasında Almanya'dan Rusya'ya götürülür, bugün bu hazine Moskova'daki Puşkin Müzesi'nde sergilenirken çok az kısmı da Berlin, Atina ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde yer almakta.

İSYANNNNN… DİYE HAYKIRALIM MI?

Tüm dünyanın gıpta ile baktığı, meraklar içinde sayısız eserini okuduğu ve bizim Schliemann gibi uğruna beyin yaktığı bu destanların şehrini gezerken isyan diye bağıracaksınız. Aşağıdaki tabelalar 2015 yılı günümüz Türkiye'sinde Unesco Dünya Mirası içinde yer alan bu şehrin yönlendirme tabelaları.

Ve işin çok daha komik, umursamazlık ve alay konusu yapılacak durumu ise bu tabelaların bir de yanlış yönü göstermesi. Tabela gezi parkuru dışında bulunan tarlayı göstermekte, ama bu tarla Truva sınırları içinde değil ki yol bile yok. Tabela direkleri öylesine çimenlere sokulmuş, gelen geçen dünya vatandaşlarının alaylarına konu etmiş bizi. Bizim yetkililer ise bu rezilliği bırakın görmeyi, bu kentin tarihini dahi bilmediklerine, okumadıklarına eminim. Okusalar ve bilseler burası bu durumda olmazdı zaten.

Neticede Truva Antik Kenti ve destanı bizim, bize ait. Ziyaret edilmesi gereken destanların yarattığı şehir…