Sırt Çantalı Gezgin Ne Yapar, Nasıl Hareket Eder, Kimdir?

Bugüne kadar yapmış olduğum sırtçantalı seyahatlerde sırtçantalı gezgin ne demektir bana göre diye notlarımı almıştım. Aslında bir çok maddesi genel olarak konuşulan maddeler ama yollarda deneyimlediklerim ve yaşadıklarım açısından bir çok madde notlarıma düşmüş.

Devamı

ÜRDÜN-AKABE-WADİ RUM GEZİ NOTLARI

Kafkasya ve Balkan ülkelerini otostop ile adım adım gezdiğim yıllarda Gürcistan'da Vardzia dağlarının eteğinde çadır atmıştım. Akşam serinliğini iliklerime kadar hissettiğim Nisan ayıydı. Gökyüzünde milyarlarca yıldız altında, dört bir tarafım yüksek dağlar ile çevrili Vardzia eteklerinde saatlerce yıldızları izlemiştim; ruhumun ne kadar özgür, hayallerimin ne kadar çok olduğunu o yıldızlarda anlatmıştı bana. İşte Ay Vadisi olarak da bilinen Wadi Rum Çölü insana tamamen bu duyguları bir kez daha hissettiren, kızıl kum ve kayalıkları, bu kızıl kumlar içinden yükselen kayalık dağları ile güneşi uğurladığınız, dolunayı avuçlarınızın içine alabileceğinizi hissettiğiniz doğa harikası bir yer.

Türk Hava Yolları'nın blogger daveti ile Kasım ayında gittiğim 3 günlük Ürdün-Akabe gezisinde bu muhteşem doğa olayını ve milyonlarca yıl boyunca yavaş yavaş oluşmuş bu kızıl kumların üstünde bulunan doğa harikası kayalıkları doya doya gezme ve görme imkanım oldu.

Wadi Rum yani 'Ay Vadisi', Ürdün'de bulunan çok büyük bir vadi ve UNESCO koruma listesinde bulunmakta. Eğer sizlerde Ürdün-Akabe-Petra gezisi yapacaksanız kesinlikle bu doğa harikası olan yeri Wadi Rum çölünü görmelisiniz. Sabahtan akşama kadar sunduğu çeşitli doğa manzaraları, kızıl kum ve kayalıkların güneş doğarken ve batarken size sunduğu o muhteşem ışık yansımaları, çölün ortasında tüm doğanın kızılın farklı renkleri ile her an değiştiği nefis bir görsellik sunmakta. Fotoğraf tutkunu iseniz zaten ilk gitmeniz gereken adreslerden birisi de burası.

Wadi Rum yaklaşık 3 km genişliğinde, 150 km uzunluğunda birbirlerinden farklı büyüklükte kayalıklardan, altın sarısı çöl kumundan oluşmuş bir vadi aslında. Ürdün, turizm destinasyonları içinde bu muhteşem çölü de turizm kazanımı açısından çok iyi koruyup değerlendirmekte. Bu çöl ortamında çölde deve ile gezebilir, jeep'ler üzerinde çöl turu atabilir, kızıl kayalıklarda güneşi batırabilir, gökyüzünün kızılın onlarca farklı rengine bürünmüş halini izlerken yaşadığınız duygu sizi yerden yere vurabilir.

Bizlerde blogger topluluğu olarak güne erken başladık, kaldığımız Mövenpick Otel'den sabahın erken saatlerinde ayrıldık arkamızda muhteşem Petra'yı bırakarak. Ve Wadi Rum yollarına düştük.

WADİ RUM'A NASIL GİDECEĞİZ PEKİ?

Wadi Rum'a ulaşım da çok kolay, isterseniz Wadi Musa'dan sabahın erken saatlerinde kalkan minibüsler veya taksiler ile veya Akabe içinden yine taksi ve otobüsle gidebilirsiniz. İsterseniz çeşitli seyahat acentaları aracılığıyla günlük veya konaklamalı turlarla Akabe veya Wadi Musa'dan  ulaşabilirsiniz. Wadi Rum, Akabe'ye yaklaşık 60 km mesafede bulunuyor. Akabe'den Wadi Rum'a taksiyle gitmek isterseniz ortalama fiyatlar 20-30 dolar arasında değişmekte, size yüksek fiyattan kapıyı açacaklardır. Her yerde olduğu gibi yine bu taban fiyatları baz alarak pazarlığınızı yapın.

WADİ RUM VISITOR CENTER

Wadi Rum'a  giriş "Visitor Center" denilen ana bölgeden yapılmakta. Burası gelen ziyaretçilerin bilet aldığı, deve ve jeep turlarının organize edildiği bir merkez aynı zamanda. İçeride 4-5 tane hediyelik eşya satan ufak mağaza bulunmakta ama almanızı pek tavsiye etmem çünkü çeşit çok az ve fiyatlar biraz pahalı. Burada Visitor Center merkezinin belirlediği ve duvarında kocaman bir afiş ile asıp gösterdiği güzergahlardan birini seçerek ona katılabilirsiniz. Unutmayın; Jeep gezilerinde fiyatlar araç başına olduğu için birden fazla kişi ile anlaşarak araçlara binmek daha ekonomik olacaktır. Bizlerde yaklaşık 1 saatlik eğlenceli bir minibüs yolculuğu sonrasında Wadi Rum Visitor Center'e ulaştık.





Jabal Rum

1734 metre yüksekliğindeki ülkenin ikinci yüksek dağı "Rum Dağı (Jabal Rum)" "Bilgeliğin Yedi Sütunu (Seven Pillars of Wisdom)" olarak anılmakta. Bu adı; gerçek ismi Thomas Edward Lawrence olan ve tarihte bilinen adı ise Arabistanlı Lawrance koymuş. 1916-1918 yılları arasında Osmanlılara karşı çıkan Arap İsyanı'nda İngiliz subayı olarak görev yapan, Arap ulusal ayaklanmasında tüm yerel halkı Osmanlılara karşı ayaklandıran ve isyanı başlatan kişidir kendileri.

Önce o bölgenin oluşumu ile ilgili İngilizce bir tanıtım filmi izledik. Yaklaşık 20 dk süren bu sunumda bölgenin milyonlarca yıldan bu yana coğrafik oluşumu, barındırdığı canlı popülasyonu ve turizm aktivasyonları tanıtılmakta.





Tanıtım filmi bittikten sonra çölü keşfetmek ve Wadi Rum coğrafyasında jeep ile çöl turu atmak için organizasyon içinde yer alan tura başladık. Blogger arkadaşlarım ile iki gruba ayrıldık ve iki jeep ile çölde yollara düştük. Eşsiz çöl coğrafyasında, kumlar üzerinde yükselen kızıl renkleriyle bir çok vadi oluşumundan, tepeler arasından geçmek gerçekten çok zevk veren bir deneyim oldu benim açımdan.



Ve kızılımsı rengi çöl sarısı ile birleştiğinde insanı kendinden alan bu doğada yüksek kayalıklar eteklerinde dolaşan deve sürüleri, tabi şimdilerde turistleri gezdiriyorlar. Oysa çok değil neredeyse 90 yıl önce bu develer üstünde o zamanlar Osmanlı'ya isyan eden bedevi araplar ve Arabistanlı Lawrance ellerinde silahlar ile aynı yoldan ilerliyorlardı.



Bu kayalık oluşumların yükseklikleri bazı yerlerde yaklaşık 1800 metreye kadar çıkmakta, insan hayranlıkla izliyor bu doğa olayını.



Bu nefes kesen doğa oluşumunda, vadilerin ve kayalıkların arasında yaptığımız bu jeep safari deneyiminden sonra öğlene doğru yüksek kayalıklar arasında bulunan bir vadi içinde geleneksel bedevi yemeği olan Zarb'ı tatmak için yemek molası verdik. Zarb geleneksel bedevi yemeklerinden biri. Patates, biber, soğan, baharat, limon ve etten oluşan bir çeşitleme bu. Aslında fazla gözünüzde büyütmeye değmez çünkü ülkemizde de bir çok bölgede yöresel olarak bu çeşit et yemekleri yapılmakta, ama şunu kesinlikle belirtmeliyim; ülkemizde yediğim et yemekleri bundan çok daha lezzetli idi. Zarb yapmak için bu malzemeler bir tepside harmanlanıyor ve odun ateşinde küllerin altına gömülüyor. Yaklaşık 1 saat sonra küller altından çıkarılan Zarb pişmiş halde yenmeye hazır geliyor.





Yemekten sonra ise geleneksel bedevi kahve yapımını izledik. Blogger arkadaşlar ile çevreye göz attık, her tarafımız yüksek kızıl kayalıklar, kasım ayında olmamıza rağmen hava sıcaklığı yaklaşık 30 derece, ayağım yalınayak çöl kumlarında dolaşıyorum. Bu sessizlik, sakinlik, doğanın yarattığı bu renk cennetinde içim huzurla doluyor tekrar. Yemek yediğimiz alanda yerlere atılan yer minderlerinde yemek sonrası yine ana konularından bir tanesi seyahat olan sohbetlerimizi yaptık, yemeğin verdiği ağırlıktan kurtulduk.









Wadi Rum manzarası

Yemek sohbetinden sonra tüm grup jeep'lere atladık tekrar, bu seferki turumuz yine Wadi Rum'un diğer kısımlarını gezmek oldu. Farklı büyüklükte ve kızılın verdiği renk güzelliğinde kayalıklar, vadiler içinde yol aldık ve kısa bir konaklama molası verdik. Bu konakladığımız yer ise gelen ziyaretçilere neolitik dönemden kalma duvar resimlerinin olduğu ve gösterildiği alan. Dev gibi kayalıklar üzerinde o dönemin insanlarının duvarlara çizdiği deve resimlerini gözlemlemek benim gibi tarih tutkunu bir gezgin için nefis bir tat oldu.



Neolitik Dönem duvar resimleri



Artık bedevi bir arkadaşım var.



Ürdün müziği bir nefis.

Biz bu resimlere bakarken o bölgede bulunan bir deve kervanı gördük. Develer çölün sıcaklığında yorgunluklarını atmaya çalışırken, deve sürücüleri ise sigara molası veriyordu. Bizi gördükten sonra hepimiz bu gruba dahil olduk, fotoğraflar çekildik, hatta ben bir ara çalan ürdün müziği eşliğinde deve sürücüsü bedevi ile karşılıklı oyun oynadım.



Kısa molanın ardından dolu dolu Wadi Rum gezimize devam ettik. Atladık jeep'lere ve bu sefer yine bu çöl doğasının yaratmış olduğu o eşsiz manzaralı bölgelerden birine daha geldik. Burası turistlerin yoğun olarak geldiği, yüksek kayalıklar arasında bulunan bir ufak vadi, yerin üstü kızılımsı kumlarla örtülü, bildiğimiz çölde yürüyorum o anda. Bu renklerin uyumu, bu koskoca çölde bulunan bir nokta kadar ben ve güneşin batışı… Duyduğum duyguları, hissettiklerimi burada kelimelere dökmek çok zor ama hiçlik duygusunu benliğime kadar bir kez daha hissettiğim yer oldu.







Wadi Rum güneş batışı

Güneş yavaş yavaş batarken artık çölün sıcaklığı kendini hafifçe esen rüzgara teslim etmişti. Bizde konaklayacağımız ve akşam yemeğimizi yiyeceğimiz Rehayeb Çöl Kampı'nın yolunu tuttuk. Ama deveyle… Yaklaşık 2 km kadar deve üzerinde gezinti yaptık, blogger arkadaşlarım ile arka arkaya sıralı develerle yapılan bu gezinti çok güzeldi ve hayatımda ilk defa bu kadar uzun süre deve üzerinde kaldım.





Wadi Rum üzerinde güneş batıyor.

Rehayeb Çöl Kampı dediğimiz yer aslında bedevi dinlenme tesisi. Yani büyükçe bedevi çadırları kurulmuş, içlerinde hasırlar, halılar ve ortalarda büyük sehpalar… Orta alanda taştan yapılma bir ateşin yandığı yer, günümüz teknolojisine sahip mutfak ve tuvaletler… Özellikle tuvaletler evimizde bulunan tuvaletler ile aynı. Yani bedevi çöl hayatı bile globalleşen dünyamızda turistlere medeniyet ile hizmet vermekte. Burada bu deneyimin en güzel tarafı çöl karanlığında ve esintisinde milyonlarca yıldızın altında yanan ateşin sıcaklığında yapılan sohbet idi.

Kampta yapılan yemek ise gerçekten çok lezzetliydi. 3 kattan oluşan bir saç tepsi var. Tepsinin üstünde havuç, patates, soğan gibi sebzeler var. Orta katında yine bu sebzeler ve bunların yanında kuzu eti var. En alt katta ise çeşitli baharatlar ile zenginleştirilmiş bedevi pilavı var. İşte bu 3 katlı saç tepsi, yine saçtan yapılmış yerin yaklaşık 1 metre altında bulunan bir pişirme noktasına gömülüyor. Üstte yanan ateş sebzeleri pişiriyor, orta katta bulunan kuzu eti pişerken yağını alt katta bulunan pilava veriyor. Yaklaşık 2 saat sürüyor yemeğin pişmesi ve hayatımda yediğim en güzel kuzu eti ve pilavından biriydi. Bizimle beraber kampta bulunan turist grubu da bu yemekten çok memnun kaldı.





Yemeğin piştiği yer

Genel olarak yemek sonrası ikram edilen bol ama çok bol şekerli ürdün çayı eşliğinde yapılan sohbetler ise en güzeliydi.



Dolu dolu geçen 3 günlük Ürdün-Akabe-Petra-Wadi Rum gezisinin son saatleriydi artık. Grup olarak toplandık, son defa Wadi Rum havasını içime çektim, minibüse atladık ve Akabe'ye doğru yola çıktık. Birkaç saat sonra geri dönüş uçağımıza binecektik. Minibüste tatlı bir yorgunluk içinde mayışmış haldeyken karşımıza çıkan deve sürüsü ise yine bu coğrafyanın güzelliklerinden biri oldu.



Havaalanı'na geldiğimizde ise Türk Hava Yolları Akabe destinasyonu yetkililerinin çok değerli ve nazik hediyesi ile karşılaştık; cam şişelerin içine kumdan deve motifleri ile yapılan bu el sanatı hediyesi benim hayatımda aldığım en değerli hediyelerden biri oldu. Bu motiflerin nasıl yapıldığını yazımın sonunda yer alan videodan izleyebilirsiniz.

ERDEM'DEN WADİ RUM TÜYOLARI

-Wadi Rum'u gezerken spor ayakkabı ile gezdim ben, ama terlik yada parmak arası ile de çok rahat gezilebiliyor, çöldeyiz nede olsa -Fotoğraf makinasının şarjı kesinlikle dolu oldun, batarya yada pil durumuna dikkat edin, çünkü her an nefis bir fotoğraf karesi yakalama şansına sahip olacaksınız.
-Akşam serinliği için her insanın üşüme eşiği farklı olabiliyor, gündüz çöl sıcağı akşam hafif derecede insanı üşüten bir serinliğe dönüşebiliyor. Yanınıza uzun kollu ince bir sweat, kapşonlu falan alabilirsiniz.
-Wadi Rum gezisi boyunca isteğe bağlı olarak 2-3 farklı yerde mola verme imkanı var, tuvalet ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.
-Kesinlikle çöl doğasında güneşi batırın, güneşin batarken verdiği o kızıllık bir de Wadi Rum'un meşhur kızıllığı ile birleşince göreceğiniz manzara karşısında şaşıracaksınız.